KADIN EMEĞİ VE İSTİHDAMI GİRİŞİMİ: Kadın istihdamını artırmak mı dediniz?

|

KADIN EMEĞİ VE İSTİHDAMI GİRİŞİMİ: Kadın istihdamını artırmak mı dediniz? A KADIN EMEĞİ VE İSTİHDAMI GİRİŞİMİ: Kadın istihdamını artırmak mı dediniz?

İstihdamı teşvik etmeye odaklanmış bir politikanın çalışanlarının iş güvencesini ve sağlıklı çalışmalarını sağlaması önemlidir. Kadın istihdamını teşvik etmeye odaklanmış bir politika ise toplumsal cinsiyet rollerini ihmal etmemelidir. Bugün karşımıza çıkan politika, bahsi geçen ilkeden yoksundur...

Kadın istihdamını arttırmaya yönelik politikaları, yapısal değişiklikleri öneren müdahaleler ile, teşvik ve ceza gibi yöntemlerle yapısal değişim yaratmadan var olan yapı içinde kadınların daha fazla yer almasını sağlayan politikalar olarak ikiye ayırabiliriz.

Yapısal değişiklikler, kadınların toplumsal cinsiyet rollerini aşındırıcı veya kolaylaştırıcı sosyal politikaların hayata geçmesiyle sağlanabilir. Bu bağlamda çocuk, hasta, yaşlı ve engelli bakımının kamu eliyle sürdürülmesi oldukça kritik bir yerde durmaktadır. Zira kadınların ev işi ve bakım hizmetlerine ayırdıkları süre erkeklere göre oldukça fazladır. 15 ve daha yukarı yaştaki fertlerin 24 saat boyunca yapmış oldukları faaliyetler incelendiğinde; çalışan erkeklerin günde ortalama 6 saat 8 dakikayı, kadınların ise ortalama 4 saat 19 dakikayı ekonomik bir işte çalışmaya ayırdığı görülmektedir. Buna karşın çalışmayan erkeklerin hanehalkı ve ev bakımına ayırdığı süre sadece 1 saat 12 dakika iken, kadınlarda bu süre 5 saat 43 dakikadır.

Dolayısıyla, kadınlar için iş arama, mesleki vasıflarını geliştirme, sosyal ilişki ağını genişletme ve mesleki yenilikleri takip etme gibi faaliyetlere zaman yaratmak erkeklere göre daha meşakkatlidir. Bu açıdan toplumsal cinsiyet rollerinin kadın üzerine yıktığı bahsi geçen işler, bir sosyal politika içinde örgütlenmediği sürece, kadınların istihdamda yer almaları erkeklerle aynı kolaylıkta olmamaktadır.

KADININ ÇALIŞMASI DAHA MALİYETLİ

Kadın gelir getirici bir işte çalışmak için niyetlendiği andan itibaren ev ve bakım işlerini yönetmek için çeşitli “çözümler” arama sürecine girmektedir. Söz konusu işlerin aile içinde bir başka kadına devri, piyasa koşulları üzerinden satın alınması veya sadece kreş için işyerinin desteği bu “çözümler” arasında en bilindik olanlarıdır. Eğer piyasa koşulları içinde ev ve hanehalkı bakımı satın alınmaktaysa, bir kadının çalışması üç kadının (ev işlerinin devri, çocuk bakımı için kreş-etüt ve yaşlı/engelli bakımı için bakıcı) istihdamını sağlamaktadır. Ev ve hanehalkı bakımı hanenin üyeleri tarafından paylaşılmadığı sürece kadın çalışması erkeğin çalışmasına göre daha maliyetli hâle gelmektedir. Aynı durum işverenler için de böyle bir maliyeti ifade etmektedir. Kadın çalıştırmanın kendileri için maliyetli olduğunu düşünen işverenler, 150 kadın işçiden fazla çalıştırmama, hamile kalan, evlenen ve hatta nişanlanan kadın işçilerini işten çıkarma, hamileliği sıraya koyma, karar verici konuma terfi ettirmeme veya işte uzun süre çalıştırmama gibi olumsuz ve ayrımcı davranışlar sergilemektedirler.

BÜTÜNLÜKLÜ BİR İSTİHDAM POLİTİKASI YOK

Özellikle mevsimsel işlerde ve düşük nitelikle hızlıca yapmayı gerektiren işlerde kadınların çalışması patriyarkal-kapitalist mantıkta doğallaşmıştır. Çalışma süreci, kadınlar için başka olumsuzlukları da bulunan bir yapı sergilemektedirler. Kadınların işyerlerinin evlerine yakın olması veya servis hizmeti verilmesi kadın işçilerin çalışma kararlarını etkilemektedir. Yollarda, işyerlerinde ve sanayi bölgelerinde kadınların güvenli bir şekilde varlıklarını sürdürmelerinin ve çalışmalarının sağlanması önemlidir. Zira taciz, tecavüz ve şiddet kadınların pek seyrek karşılaşmadıkları durumlardır. Dolayısıyla kadınların gelir elde etmek üzere kendi evlerinden, mahallelerinden, tarlalarından veya bahçelerinden çıkmasını sağlayıcı bütünlüklü bir istihdam politikasının olmaması çeşitli istihdam biçimlerini üretir. Bunlardan biri ev eksenli çalışmadır.

EV EKSENLİ ÇALIŞAN KADINLAR

Zira pek çok kadın, ev eksenli çalışma yoluyla evini bir üretim mekânı haline getirerek pek çok meslek hastalığı riskini de kendi yaşam alanına taşımak zorunda kalarak çalışmayı, hem de ev işlerini “ihmal” etmeden çalışmayı gerçekleştirir. Evler büyük markalı fabrikaların bir uzantısı olur ve kimi zaman dünyaca ünlü bir markanın henüz markalanmamış parçasını üretir, kimi zamansa Çin’le fiyat rekabeti etmeye çalışan bir yerli firmanın uzantısı olur. Böylelikle kadının geliri, tüm gün sadece bu faaliyette çalışıyor olsa da eve katkı olarak nitelendirilir. İşçi kadınların gelirleri gibi kendileri de görünmezleşir. Ev eksenli çalışma, kadınlar için bir istihdam alanı olarak son derece büyük sorunları ve çelişkileri içinde barındırır.

AKP’NİN KADIN İSTİHDAMI POLİTİKALARI

İstihdamı teşvik etmeye odaklanmış bir politikanın çalışanlarının iş güvencesini (gelecek güvencesi, gelir güvencesi, mesleki güvence, vb.) ve sağlıklı çalışmalarını sağlaması önemlidir. Kadın istihdamını teşvik etmeye odaklanmış bir politika ise toplumsal cinsiyet rollerini ihmal etmemelidir. Bugün karşımıza çıkan politika, bahsi geçen ilkeden yoksundur. Kadın istihdamına dair politika, mesleki eğitimler, girişimcilik ve sertifika programları ile iş yasası ve bazı protokollerle biçimlenen kreşe odaklanmıştır. Bahsi geçen protokoller organize sanayi bölgelerinde kreş açılmasına dairdir. Aynı zamanda kadın istihdam oranının artmasına yönelik işsizlik fonu kaynağından işveren sigorta priminin devlet tarafından karşılanması teşviki 2016’ya kadar uygulanacaktır. Son dönemde ise doğum izninin uzatılması ile gündeme gelen bir çalışma gündeme gelmiştir.

BAŞBAKANLIK GENELGESİ VAR AMA…

2010 yılında yayınlanan Başbakanlık genelgesi(2010/14) ise bu politikadan daha geniş bir perspektife sahiptir. Bu genelge, ev eksenli çalışmadan kreş sorununa, kadınların cam tavanından hizmet içi eğitimlerin niteliğine, kadınların insan hakları eğitimlerinden mesleki eğitimlerin kadına iş hayatında yer açmasına (yine eleştirilerimiz baki kalmak kaydıyla) ve tüm bu faaliyetlerin ulusal ölçekte izlenmesi ve koordine edilmesine kadar kadın istihdamına yönelen yelpazeyi genişletmiştir.

Tüm bu politikalardaki temel sorun, ev ve bakım işlerini kadının doğal görevi gibi gören bir anlayışla ebeveynler üzerinden değil sadece kadın üzerinden inşa edilmesidir. Politikalar aynı zamanda teknik bir bakışla bile bütünsellikten uzak ve yaptırımı olmayan bir şekilde düzenlenmiştir. Dolayısıyla ne derece uygulandığı ve neden uygulanamadığı veya asıl işlevi önemli bir sorunsal olarak karşımızdadır. Başa dönersek uygulanan politikaların  ikinci tip olduğunu söylemeye gerek de kalmayacaktır. 

 

***

EV İŞÇİLERİ DAYANIŞMA SENDİKASI:

Haklarımızla tanınmak istiyoruz

Artık sadece hem işe giden hem evi çekip çeviren bir eş ve anneden ibaret görülmek istemiyoruz. Hem bir kadın hem de bir işçi olarak haklarımızla tanınmak istiyoruz.

Ev işçilerinin büyük çoğunluğunu kadınlar oluşturuyor. Biz sadece işçi olarak değil, kadın olarak da şiddete, tacize, tecavüze, mobbinge, işten atılmalara, esnek ve güvencesiz çalışma biçimlerine maruz kalıyoruz. Bu nedenle de kendi ev işçileri örgütlenmemizi daha genel kadın hareketinin mücadelesinden ve taleplerinden bağımsız görmüyoruz.

Yeni bir sendikal hareket olarak Türkiye’de ciddi mücadelelerle gelişen kadın hareketinin somut kazanımlarından çok şey öğreniyoruz. Dünyada kadınların kurduğu sendikalardan da yeni deneyimlere bakıyoruz, kendimizi geliştirmeye çalışıyoruz. 8 Mart bütün dünyada aynı anda kadınların özgürleşmesi, iyi çalışma koşullarına kavuşması, her alandaki toplumsal cinsiyet eşitsizliklerinin giderilmesi için gerekli bütün yasal düzenlemelerin hayata geçmesi taleplerinin ortaklaştığı bir gün olmalı bizim için.

ÖZGÜRLÜK ÖRGÜTLENMEKTEN GEÇİYOR

Kadınların özgürleşmesinin en önemli yollarından birinin örgütlenmek olduğuna inanıyoruz. Örgütlenmek sadece ekonomik ve sosyal haklarını öğrenmek demek değil. Bizi kadın ve birey olarak güçlendiren bir süreç örgütlenmenin kendisi. Örgütlenme çalışması yaparken bizler kendi taleplerimizi oluşturmayı öğreniyoruz, özgüvenimiz gelişiyor, hem işçi olarak hem de kadın olarak maruz kaldığımız aşağılanmalara ve haksızlıklara hayır demesini öğreniyoruz. Çalışma saatleri dışında kendimizi eve kapatmak yerine dışarı çıkıyor, toplantılara gidiyor, dertlerimizi paylaşıyor, yalnız olmadığımızı, kendi hayatımızı ve başkalarınınkini değiştirebileceğimizi fark ediyoruz.

Sadece çalıştığımız evlerde değil yaşadığımız evlerde de bize biçilen toplumsal cinsiyetçi işbölümüne göre bize biçilen rollere eleştirel bakmaya başlıyoruz. Artık sadece hem işe giden hem evi çekip çeviren bir eş ve anneden ibaret görülmek istemiyoruz. Hem bir kadın hem de bir işçi olarak haklarımızla tanınmak istiyoruz.

Bütün kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyor, tüm ev işçilerini sendikamızda örgütlenmeye, birlikte güçlenmeye çağırıyoruz.