Üç çocuğa başbakan mı bakacak?

|

Üç çocuğa başbakan mı bakacak? A Üç çocuğa başbakan mı bakacak?

Farklı sendikalarda örgütlü kadınların grevlerinde veya işten çıkartılan kadınların yapmış oldukları direnişlerde konuştuğumuz kadınların büyük bir bölümü Başbakan’ın “üç çocuk doğurun” direktifine ateş püskürüyorlar, “iki elimiz yakasında” diyorlardı...

NECLA AKGÖKÇE- Petrol- İş Kadın Servisi, SGBPKK

AKP Hükümeti çok ah aldı aslında ama bunlar arasında kadın işçilerin  “ah” ının özel bir yere sahip olduğunu düşünüyorum. Kendisine bir zamanlar oy vermiş olan kadın işçiler bile, böyle formüle etmeseler de, kadınlara yönelik aile odaklı istihdam politikalarından rahatsızlar.

Petrol-İş Kadın Dergisi olarak kadın üyelerimizle yaptığımız söyleşilerde, farklı sendikalarda örgütlü kadınların grevlerinde veya işten çıkartılan kadınların yapmış oldukları direnişlerde konuştuğumuz kadınların büyük bir bölümü Başbakan’ın “üç çocuk doğurun” direktifine ateş püskürüyorlar, “iki elimiz yakasında” diyorlardı. 

Halen düzenli işte çalışan işçi kadınlar “Biz asgari ücretin biraz üstünde para alıyoruz. Kreş yok, kreş yardımı yok bir şey yok. Ben bir çocuğa zor bakıyorum. Üç çocuğa başbakan mı bakacak. Benim çocuğumun da başbakanın çocukları gibi yurtdışında okuma hakkı olmalı” derken, direnişteki kadınlar “Anayasal hakkımızı kullandık, sendikalaşmak istedik işten çıkarıldık. İyi üç çocuk doğuralım da onlara neyle bakacağız? Faturalar birikti, kira ödeyemiyoruz” diyorlardı. 

‘KİM DOST KİM DÜŞMAN ANLADIK’

Roseteks işyerinde tazminatsız, hukuksuz işten çıkarılan ve AKP'ye oy veren işçi kadınlardan biri  “Ramazanda biz orucumuzu ekmek-zeytinle açarken, devletin polisi 300 Lira vererek Köşebaşı restoranda oruç açanları koruyor, aynı polis bizi dağıtmak için gaz sıkıyor. Kimin dost kimin düşman olduğunu öğrendik bu süreçte biz”  demişti.

Muhafazakâr iktidarın, muhafazakâr THY yöneticileri şu anda direnişte bulunan kabin memuru kadın işçilere erkek müşteriler taciz etse bile onlara gülümsemeleri gerektiğini vaaz ediyor, tacize cevap vermeyen kabin memuru kadın arkadaşlarımız, ihtar alırken, tacizci erkeğe bedava uçuş bileti verebiliyorlar.

Tuzla Serbest Bölgede sendikalaştıkları için işten atılan, Serbest Bölge kapısında direnen İSMACO' lu kadın işçilerden biri de şöyle dile getiriyordu tepkisini:  “ Kölelik koşullarında çalışıyorduk. Örgütlenmek istedik. Hani üç sendika olacaktı. Tek bir sendikaya bile katlanamadılar”

ARTIK KADIN İŞÇİLERİ KANDIRAMAZLAR

Hayat her zaman söylemi aşıyor,  güzel nutuklarla bazı kadınları yanınıza çekebilirsiniz ama pek çok kadın da söyleme değil, icraata bakıyor şu noktada şimdi.  AKP iktidarı Roseteksli örtülü kadın arkadaşımızı başörtüsü sorunu üzerinden kazanamaz, kandıramaz artık; aynı biçimde, “kadına yönelik şiddetle mücadele ediyoruz” söylemiyle THY'de direnen kabin memuru kadınları da ikna edemez;  “kadın istihdamını artıracağız” lafları İSMACO'da düzenli işte çalışmak uğruna, kötü çalışma koşullarına ve üç kuruşa razı gelen kadın emekçileri ise hiç ikna edemez.

Türkiye'nin dört bir yanında emeği ile geçinen kadınlar “kadın istihdamını artıracağız, artırdık” nutuklarının ardında kendilerine yönelik iyi şeyler olmadığını deneyimlerinden biliyorlar.

AMAN AİLEYE HALEL GELMESİN

Esasında haklarını yememek lazım (!)AKP'nin bir kadın istihdamı politikası da var.  Kadın istihdamı politikası diğer kadın politikalarında olduğu gibi aileyi temel alıyor. İstihdam yasası, torba, yasa, aile ombudsmanlığı, iş yaşamı ile aile yaşamını uyumlulaştırma, kreş yardımı vs gibi yasa ve uygulamalar-çoğu daha ortada yok-  hep bu politikanın ürünleri ve ona hizmet ediyor.  Kadınlar için öngördükleri istihdam biçimi ailedeki geleneksel işbölümüne halel getirmeyecek, çalışma biçimlerine yani yarım zamanlı, geçici, güvencesiz işlere yönlendirmek.

Bu plan dâhilinde kadınların emekli olmaları, sosyal haklara sahip olmaları vs gibi durumlar elbette bulunmuyor. Kadınlar çalışsınlar ama evdeki işleri aksatmadan çalışsınlar, kocaları üzerinden kazandıkları sosyal haklar onlara yeter. Kadının değil ailenin korunması gerekiyor ya...

TÜRKİYE’YE ÖZGÜ DEĞİL

Bu politikalar esasında AKP'ye özgü de değil geçtiğimiz günlerde Türkiye'yi de ziyaret eden Almanya'nın muhafazakar Merkel hükümeti döneminde de kadınlar “ kendileri böyle istiyor” bahanesi ile, yarım zamanlı, geçici ve mini işlere yönlendiriliyorlar... Orada da gerekçe aynı: “Bu çalışma biçimleri ev ve iş yaşamını uyumlulaştırma açısından çok daha uygun. Kadınlar çocuklarından da uzaklaşmak istemiyorlar.”

DGB (Alman Sendikalar Birliği)  yaptığı bir araştırmada, Almanya'nın bir mini işler (mini job) ülkesi haline geldiği 7.4 milyon kişinin bu işlerde çalıştığını ve mini işleri yapanların büyük bölümünün kadınlar olduğu belirtiliyor. Sendika bu tip işlerin kadınların emekli olmasının önünde engel teşkil ettiğini söylüyor. Bu noktadan mücadele yürütüyor.  Bu durum Türkiye'deki sendikalara,  konfederasyonlara kadın politikasının nasıl yürütülebileceğine dair ipuçları verebilir, bence. Böyle bir meramları varsa elbette. 

Kadınlar AKP'nin onları ucuz işgücü olarak gören istihdam politikalarına karşı sürekli,  nitelikli, güvenceli ve sendikalı işler istiyorlar. Bu istediklerini elde etmek için ne kadar kararlı olduklarını da, son dönemlerde iyice artan kadın direnişleri gösteriyor.

***

ANAYASA KADIN PLATFORMU: Taleplerimiz dikkate alınmadı

AKP sözcüleri TBMM’de bir uzlaşmadan umut kesip, kendi taslaklarını referanduma götürmekten söz etmeye başladıkları için; kişisel olarak, kadınlar açısından özellikle iki kritik konuda (eşitlik ve aile maddelerinde), bir geriye gidiş olup olmayacağı konusunda kaygılanmaya başladım bile…

HÜLYA GÜLBAHAR-Feminist avukat

Anayasa Kadın Platformu olarak, yeni anayasa için önerilerimizi TBMM Anayasa Uzlaşma Komisyonu’na iletmiştik. Kadınların tüm karar mekanizmalarında eşit temsili gibi, kadınlarla ilgili taleplerimizin yanı sıra; anayasanın bütünü kadınları da yakından ilgilendirdiğinden, anayasanın tümüne ve anayasa yapım sürecine dair önerilerimizi de kamuoyu ile paylaşmış idik.

 

Basına yansıyan haberlerden öğrenebildiğimiz kadarıyla Komisyonda şu ana dek uzlaşılan maddeler arasında, eşit temsil, “sonuçlarda eşitlik” sağlamaya dönük pozitif ayrımcılık gibi taleplerimiz ne yazık ki yer almıyor.

 

BİR KONUDA UZLAŞTILAR

Tam tersine, basında yer alan haberlerden, kadın bedeninin reklamlarda kullanılmasının engellenmesi konusunda tüm partilerin uzlaşmış olduğunu öğrendik! Hâlâ bu uzlaşmanın nasıl olduğunu anlayabilmiş değiliz; çünkü bu konu yıllardır muhafazakârların talebi ve kadınların bu konunun anayasada yer alması gibi bir talebi yok. Kadın bedeninin reklamlarda kullanılma biçimine karşı yıllardır mücadele eden kadın hareketi, bu konunun toplumsal mücadele ve duyarlılık içinde çözülebileceğine inanıyor ve anayasal ya da yasal düzenlemelerin bu konuya karıştırılmasını istemiyor. Bugünlerde Başbakan’ın ve diğer AKP yetkililerinin ardı ardına yaptığı “kamunun tüm alanlarında, çalışan tüm kadınlara türban serbestliği getirileceği” yönündeki açıklamalar karşısında “kadın bedeni” konusundaki bu anayasal “uzlaşma”nın arka planı da anlaşılmış oldu!

 ESKİ TASLAKTA EŞİTLİK YOKTU

AKP sözcüleri TBMM’de bir uzlaşmadan umut kesip, kendi taslaklarını referanduma götürmekten söz etmeye başladıkları için; kişisel olarak, kadınlar açısından özellikle iki kritik konuda (eşitlik ve aile maddelerinde), bir geriye gidiş olup olmayacağı konusunda kaygılanmaya başladım bile…


AKP’nin 2007’de hazırlattığı anayasa taslağında, ayrımcılık/eşitlikle ilgili 10. maddedeki “Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir, devlet bu eşitliği sağlamakla yükümlüdür” ibaresi yerine; “kadınlar, çocuklar, yaşlılar ve sakatlar özel surette himaye edilirler” cümlesi getirilmişti. Bu, kâğıt üzerinde kalmış olsa da, kadın erkek eşitliği felsefesine dayalı toplum modelinin terk edilmesi anlamına geliyordu. Kadınlar eşit yurttaşlar olmak yerine, erkekler tarafından “korunan, himaye edilen”ler kategorisinde “korunmaya muhtaç” bireyler olacaktı. Hiçbir “koruma” karşılıksız olmayacağından; kadınların korunmasının bedeli ise -zaten aile içinde korunacaklardır(!)- hizmet ve itaattir. Hizmet ve itaatte kusur eden kadın cezalandırılacaktır!

 

AİLEDE EŞİTLİK İLKESİ KALACAK MI?

2001 yılında anayasanın aile ile ilgili 41. maddesine “ailenin eşler arasında eşitlik ilkesine dayalı olacağı” hükmü konulmuştu. AKP kurulduğu günden beri parti olarak muhafazakârlığının “aile” konusunda olduğunu vurgulayan bir parti. En yetkili kişi ağzından kadın-erkek eşitliğine de, toplumsal cinsiyet eşitliğine de inanmadıkları ifade ediliyor. Kadın bakanlığının aile bakanlığına çevrilmesi örneğinde olduğu gibi, izlenen tüm politikalar; kadını evde çocuk, hasta, yaşlı ve aile reisi erkeğin bakım işçisi olarak istihdam etmek yönünde… Tüm bu söylem ve politikalara baktığımızda, anayasadaki ailede eşitlik ilkesinin yerinde kalıp kalmayacağı konusunda kuşku duymamak garip olacaktır.