KESK’Lİ KADINLAR: Kamuda neo-liberal muhafazakar dönüşüm ve kadınlar

|

KESK’Lİ KADINLAR:  Kamuda neo-liberal muhafazakar dönüşüm ve kadınlar A KESK’Lİ KADINLAR:  Kamuda neo-liberal muhafazakar dönüşüm ve kadınlar

Tutsak olan kadın arkadaşlarımıza sevgi ,saygıyla…

Kadının ev işlerindeki emeğine el konulmasını, işgücü piyasasında emeğinin sömürülmesini ve aile içindeki cinsiyetçi işbölümünü sorgulamayan, kadın bedeni üzerindeki baskıyı görmezden gelen bu sendikal yapıların artık değişmesi gerekiyor

AYŞE PANUŞ- Eğitim Sen

Kadın bakanlığının adının Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı olarak değiştirilmesi, Başbakan’ın söylediği “Her kürtaj bir Uludere’dir” sözünden sonra zaten öncesinde kürtaj olmanın çok zor olduğu bir ülkede kadınların fişlenmeye ve kürtaj olamama durumu ile karşı karşıya kalması ve Başbakan’ın sürekli “en az 3 çocuk” vurgusunu tekrarlaması , işyerlerindeki var olan kreşlerin kapatılması…

Öte yandan bu günlerde kreş çalışmaları yapılması, ücretli doğum izinlerini 6 aya çıkarma çalışmaları; İŞKUR , İSMEK vb. kurumlar aracılığı ile kadınlara kurslar verilmesi, mikro-krediler ,çok çocuk doğuran kadınlara erken emeklilik verilmesi, ailenin güçlü bir şekilde savunulması , taciz ve tecavüz vakalarında erkekten yana kararların çıkması ve 12 yaşındaki bir çocukta bile “rıza vardır” kararlarının alınması, kadın katilleri lehine haksız tahrik indirimin uygulanması…

“Kadın erkek eşit değildir. Kadının yeri ailesidir” söylemleri, kadın istihdamını artırmak için çıkartılan iş ve aile yaşamını uzlaştırma istihdam politikaları, kadınlar için fırsat eşitliği kurulları, aile ombudsmanlığı ve erkek egemen sistemin yılmaz savaşçısı AKP…

NEO-LİBERAL DÖNÜŞÜMDE AİLENİN ROLÜ

İçinde büyük bir çelişki varmış gibi görünen yukarıda yazdıklarımız/ yazamadıklarımızın (bir tarafta “en az üç doğur”, bir taraftan da kadın istihdamı için yapılan çalışmalar…) kamudaki neo-liberal dönüşümle ilişkisi nedir? Kadın emeği ile bağlantısı nedir?

Patriarkal kapitalizmin çekirdek yeri çekirdek aile. Aile cinsiyetçi işbölümün kurulduğu yer. Bu işbölümüne göre şekillenen bir iş gücü piyasası var. Kadınların ev içi (temizlik,çocuk , hasta ve yaşlı bakımı, yemek, ütü ,çocuğun eğitim işleri v.s) emeğine el koyan erkek egemen kapitalizm, kadının işgücü piyasasında da emeğini güvencesiz ve esnek biçimde sömürüyor. AKP’nin neo-liberal muhafazakârlığının elinde, bu aile, kadınların özgürlük alanını daraltan, kadınları erkeklerin ve sermayenin çıkarlarına mahkum etmeye devam eden bir sosyal politika aracına dönüştürülüyor. Bu bağlamda kamudaki bu neo-liberal dönüşüm kadın emekçiler açısından ne anlama geliyor?

KAMUDA ÇALIŞANLARIN YÜZDE 62’Sİ ERKEK

Türkiye’de kamuda çalışanların yüzde 62’sini erkek, yüzde 38’ini kadınlar oluşturuyor. Türkiye OECD ülkeleri içinde en az kamu çalışanına sahip ülke. Yıllardır özelleştirmenin bir parçası olarak gösterilen kamuda çalışan sayısı bir masal aslında… Dünyanın hemen her yerinde kamu hizmetlerinde çalışan kadın sayısı, koşulları ve cinsiyetçi iş bölümünden dolayı yüksek. Ancak Türkiye’de bu oran da düşük. Kadın emekçilerin kamuda en fazla istihdam edildiği alanların başında eğitim sektörü, arkasından da sağlık sektörü gelmekte. “Kadın mesleği” olarak görülen öğretmenlikte bile erkek öğretmen sayısı daha fazla. Yukarıdaki tablodan da anlaşılacağı gibi, kamuda güvencesiz ve esnek bir yapılanmaya doğru gidiliyor. 12 Eylül darbe sürecinde başlayan, AKP’nin iktidara gelmesiyle birlikte keskin bir şekilde hız alan kamu hizmetlerinin piyasaya açılması; sağlık, eğitim gibi en temel hak olan hizmetlerin ticarileşmesi, ticarileşirken de istihdam biçimlerinin piyasa koşullarına göre yeniden yapılandırılması söz konusu.

KAMUDA KADIN İSTİHDAMI ARTACAK AMA…

Norm kadro, genel sağlık sigortası, kamu hastaneleri birliği, istihdam biçimleri 4-C, 4-A, 4-B ve bunların hiçbirini kapsamayan saat üzerinden, mesela eğitimde girdiği ders sayısı kadar ücret alanlar, performans, toplam kalite çemberleri, taşeron sistemi, torba yasa, yeni sendikalar yasası, 4+4+4, kamu reformu yasası, yerel yönetimler yasası v.b. Bütün bu yasa ve yönetmeliklerle, kamuda istihdam biçimleri hızla değiştiriliyor, aynı işyerinde 4’ten fazla istihdam türü oluşturuluyor. Devlet hızla kamu sektörünü terk ederken, sektör güvencesiz, esnek ve kuralsız hale getirilmeye çalışılıyor. Deneyimlerimizden biliyoruz, bir sektör güvencesiz, esnek ve kuralsız hale getiriliyorsa, burada kadın emekçi sayısının hızla artacağını öngörmek kahinlik olmasa gerek.

ERKEKLERİN KORUYUCU MELEĞİ: AKP

Erkek emekçiler keskin biçimde şimdilik gözükmese de yeni istihdam biçimlerine yöneliyor ve kamuyu terk ediyorlar. Hizmet piyasalaşıyor, istihdam esnekleşiyor, güvencesizleşiyor ve sendikasızlaşıyor. Kamu sektörü kadın istihdamı açısından önemli bir işleve sahiptir, çünkü erkek egemen yapı kamu hizmetlerini aile içi sayar ve kamuya ait yerler çalışmak için zorluk çıkartılmayan yerlerdir. Kimse kızına “öğretmenlik yapma” demez mesela… Tam da bu noktada bizden istenen ise hem ailemize çalışmamız, hem de esnek güvencesiz ve kuralsızlık çalışmamız. Çünkü sermayenin ve erkeklerin, erkeklerin koruyucu meleği AKP’nin, toplamda da patriarkal kapitalizmin bundan çıkarı var. Bundan dolayıdır ki, iş ve aile yaşamı uyum çalışmaları yapılıyor, aile ve erkek güçlendiriliyor, kadın aile üzerinden tanımlanıyor ve muhafazakâr politikalar hızla devreye sokuluyor. Devlete ait parasız kreşleri kapatanlar, bugün kreş açıyorlar çünkü paralı olacak. Kamuda istihdam edilmeniz için artık üniversiteye gitmeniz yetmeyecek, tonlarca sertifika isteyecekler kalifiye olmanız için. Ve her bir sertifika için para gerekecek. Peki kamu emekçisi kadınların paraları var mı? Yok. Dolayısıyla kadınlar nitelikli olamayacak. Doğurduğumuz için ya da koşa koşa eve gitmek zorunda olduğumuz için düşük ücretlere mahkum olacağız. Ya da sırf kadın olduğumuz için kıyafetimizi beğenmeyen bir erkek amir tarafından başarısız bulunup performansınız düşük denilerek işten atılacağız. İş tanımı olmayan bir işte her işi yapacağız.

SENDİKALAR ARTIK DEĞİŞMELİ!

Peki biz tüm bu süreçleri tartışırken kamu sendikalarında durum nedir? Sendikalar da ne yazık ki erkek egemen kurumlar ve kadın emeğine dair kamudaki bu neo-liberal muhafazakar dönüşümü tartışmıyorlar, dahası politikalarında kadın emeğine dair sahici bir hat bulmak mümkün değil (Eğitim Sen’i tüm bunların içinde farklı bir yere koymak gerek. Eğitim Sen, üyesi olan kadınların mücadelesi sonucunda kısmi olarak kadınların sözlerinin ve gücünün olduğu bir sendika ve eğitim emekçisi kadınlarında mücadele deneyimleri çok önemli).

Bu sendikalar esasen kadınla ilgili olarak kadının aile içindeki durumuna göre bir politik hat benimsemiş durumdalar. Çocuk bakımı, doğum ve süt izinleri üzerinden bir mücadele yürütüyorlar, ki bu talepler her zaman önemini koruyacak elbet. Ancak bu taleplerin aşılması gerekiyor, bu bakımdan sendikaların cinsiyet körlüğü içinde olduğunu söyleyebiliriz. Kadının ev işlerindeki emeğine el konulmasını, işgücü piyasasında emeğinin sömürülmesini ve aile içindeki cinsiyetçi işbölümünü sorgulamayan, kadın bedeni üzerindeki baskıyı görmezden gelen bu sendikal yapıların artık değişmesi gerekiyor. Nasıl değişecek derseniz, bir niyet edelim, sonra buluruz yöntemini…