ÖDP’Lİ KADINLAR: “Kadın ve sosyalist mücadele”

|

 ÖDP’Lİ KADINLAR:  “Kadın ve sosyalist mücadele” A  ÖDP’Lİ KADINLAR:  “Kadın ve sosyalist mücadele”

ÖDP Türkiye Koordinasyonu

Tüm dünyada kadınların mücadele tarihine  baktığımızda;  kadın hareketinin çıkış noktası özgürlük ve eşitlik hareketidir. Kadın hareketi, kadınların  kendilerine  yüklenen rollere ve yaşam tarzına karşı bir başkaldırı olarak ortaya çıkmıştır. Toplumun özgürleşmeye başladığı, geleneksel yaşam biçiminden koptuğu, siyasal ekonomik dönüşümlerin yaşandığı yıllarda; 18. yüzyıl sonları ve 19. yüzyıl boyunca ideolojisini belirlemiş, feminizm kavramıyla kendini ifade etmiştir. Kadınlar kitlesel olarak tarih sahnesine ilk 1789 Fransız Devrimi’yle çıkmıştır. Farklı kesimlerden kadınlar devrime destek vermişler; eşitlik, özgürlük ve kardeşlik söylemleriyle hak talep etmişlerdir. Ancak Fransız Devrimi de cinsler arası eşitsizliği devam ettirmiş,  devrime kitlesel olarak katılan kadınlar istedikleri  hakları alamamışlardır.

İzleyen yıllarda da kadınlar yoğun bir biçimde her alanda hak eşitsizliğiyle karşı karşıya kalmış, kadınları kitlesel bir biçimde üretime katan sanayi devrimi ve kapitalizm, sorunu farklı bir boyuta taşımıştır. Giderek değişen dünyada yeni haklar ve değerler yükselirken, bunların da dışında kaldığını   fark eden kadınlar başkaldırmaya başlamışlardır. Şüphesiz, bu başkaldırı her ülkede kendi koşullarına ve kadınların konumlarına göre şekillenmiştir.

Avrupa’da kadın işçiler kötü çalışma şartlarına ve düşük ücretlere itiraz ederken, burjuva kadınları ise ekonomik ve siyasal haklardan mahrum bırakılmaya başkaldırmışlardır. Kadın hareketi İngiltere’de orta sınıfın önderliğinde oy hakkı talebine bürünürken, Fransa ve Almanya’da işçi sınıfı kadınlarının talepleri olarak ortaya çıkmıştır. Dünyada yaşanan sosyal, ekonomik ve siyasal gelişmeler sonucu, kadın kendi konumunu tartışmaya açmış ve bunu bir kadın hareketine dönüştürmüştür. Özellikle 20. yüzyılda geleneksel yaşam biçiminin terk edilmesi ile, seçme-seçilme konusunda yasalarda yapılan eşitlikçi düzenlemeler, kadının siyasal katılımında değişiklikler yaratmıştır. Ancak, bugün kadının siyasal katılımı hâlâ erkeklerle eşit düzeye gelememiştir. Özellikle seçilme hakkından yararlanma ve siyasal karar mekanizmalarında yer alma konusunda, cinsler arası eşitsizlik devam etmektedir. Kadının yer almadığı karar mekanizmalarında kadın sorunlarına duyarlılık yeterince oluşmamakta; kadının statüsünü yükseltecek etkin çözümlere ulaşılamamaktadır. Son yıllarda dünyanın çeşitli ülkelerinde, kadınların siyasal yaşamda gereğince temsil edilmelerini sağlayacak destek politikaları oluşturulmaktadır. Uluslararası sözleşmelerlecinsler arası eşitlik”, “pozitif ayrımcılık” ve “özel önlemler” kavramları ulusal hukuk düzenlemelerine aktarılmaya çalışılmaktadır.

Sovyet Rusya’da ekim devriminden sonraki ilk yıllarda, kadınlara  tam oy hakkı tanınmış, aile reislerinin otoritesine son verilmiş, miras hakkı düzenlenmiş, evliliği gönüllü bir ilişkiye dönüştüren boşanma ve sivil yasalar getirilmiştir.  Eşit işe eşit ücret hakkı ve ücretli doğum izni tanınmıştır.  Kadınların 8 saatten daha uzun çalışmaları yasaklanmış, ağır ve sağlıksız üretim yapılan yerlerde ve yeraltı işlerinde çalışmaları engellenerek, gece işi  yasaklanmış, fazla mesailerin kısıtlanmasına gidilmiştir. Ancak  kadınların örgütlü gücüne ve mücadelesine dayanmayan bu kazanımlar,  Stalin  döneminde geri alınmıştır.  Devrimden sonraki önemli kazanımlardan  olan, kadınlara yeraltında çalışma yasağı, kaldırılmış, doğum izinleri doğum öncesi 8 hafta, doğum sonrası 8-12 hafta iken 1938’de 5 haftaya, daha sonra 4 haftaya indirilmiştir. Bütün kapitalist sistemlerdeki gibi aile, o günkü işçi kuşağının beslenip bakılması, ayrıca bir sonraki kuşağın doğrulup yetiştirilmesi açısından en ucuz kurum olarak görülmüştür. Stalin  “İnsana gereksinimimiz var. Yaşamı yok eden kürtaj, bizim ülkemizde kabul edilemez” diyordu. Devrimin ilk günlerinde öne çıkmış olan “kadın sorunu” görünmez olmuş, ekim devrimi sonrası kadın haklarına ilişkin 301 madde bulunurken, bunların sayısı, sonrasında 3’e düşmüştür. Kadınları özgürlüğe en çok yaklaştıran yıllar geride kalmış, sosyalizmde  “kadınların kurtuluş mücadelesi” gerçekleştirilememiştir. 

70'li yıllara kadar kadınların sokağa çıkması ve işgücü piyasasına katılımı  yönünde politikalar üretilirken, sonrasında "aile"ye geri dönmeye teşvik edilmesi yönünde politikalar üretilmiştir. Bu dönemin kültürel atmosferini ise "yeni muhafazakarlık" söylemleri oluşturmaktadır. Emperyalist-kapitalist sistemin yönelimleri çerçevesinde sürdürülen yeniden yapılanma sürecinin bir parçası olarak ülkemizde AKP eliyle yeni bir rejim tesis edilmiştir. AKP’nin temsil ettiği neo-liberalizm ve onunla bütünleşmiş, İslamcılığın hegemonyası altında kurulan bu yeni düzen, kapitalizmin ülkemizdeki yeni formundan başka bir şey değildir. Türkiye bu anlamda emperyalizmin Ortadoğu’daki model ülkesi olarak sunulmaktadır. Neo-liberal politikaların kıskacında, muhafazakarlaşma sonucu kadına yönelik şiddet her gün biraz daha artmış ve bu oran yüzde 1400’e ulaşmıştır. Kutsal aile tezleriyle ve en az üç- beş çocuk doğurma tavsiyeleri ile kadınları eve hapsetmeye çalışan AKP gericiliği, son olarak kadın bedeni üzerinde denetim kurmaya çalışmıştır.

Türkiye devrimci mücadele tarihinde, kadının kendisine biçilen role itiraz eden bir yaklaşım hep var olmuştur. Bu yaklaşım sayesinde pek çok kadın, politik mücadele içinde yer bulmuş, öne çıkmıştır. Ancak, özellikle 1980'lerden sonra Türkiye'de gelişen kadın mücadelesi, bir gerçeği açığa çıkarmıştır. Kadının erkek egemen zihniyet karşısındaki ezilmişliği ve dışlanmışlığı, topyekun bir mücadeleyi zorunlu kılıyor, çünkü hayatın her alanında karşımıza çıkan ayrımcı anlayış, devrimci mücadele içinde yer alan pek çok insanı da dolaylı olarak etkiliyor. 12 Eylül öncesinde yükselen devrimci mücadele döneminde politik karar vericilerin ezici biçimde erkeklerden oluşması, 12 Eylül sonrası dönemde fark edilebildi. 1980'li yıllar sonrası, devrimci mücadele birikimi olan kadınlar da kendi konumlarına dair ciddi bir sorgulama yaşadılar.

Türkiye siyasal yaşamına ve devrimci mücadele tarihine baktığımızda ÖDP, kadın mücadelesi alanında, kota uygulamaları ve pozitif destek politikaları ile diğer partilere örnek olmuştur. Kadınların politik mücadele içinde inisiyatif alması ve söz söylemesi için, politikalarda kadınların da özgürleşmesini  temel amaçlardan birisi olarak görmüş, parti programında kadınların kurtuluş mücadelesini tanıdığını, kadınların kendi sözlerini söylemeleri gerektiğini belirtmiştir. “Kadın sorununu sınıf sorununun uzantısı olarak gören ve böylece sınıf farkını öne çıkarıp kadınların ortak ezilmişliğini örten, geleneksel ‘erkek egemen sosyalizm’ anlayışının aksine” “cinsiyetler üzerine kurulu ayrımcılığı” partinin temel mücadele alanlarından biri olarak kabul etmiştir. Hedefini eşit, özgür, sömürüsüz ve sınıfsız bir toplum olarak belirleyen ve "cinsiyetçi olmayan sosyalizm" amacını programına almış, "Kadınlara Özgürlük" başlıklı bölümünde erkek egemenliğinin toplumun bütün alanlarına kök salmış olduğunu kabul etmiştir. ÖDP’nin "Kadınların da partisi" olarak kurulmasının propaganda dışında bir anlamı vardır. Kadınların sadece cismen yer aldıkları bir parti değil, “kadınların kurtuluş mücadelesinin teorik ve pratik birikimini içselleştirmiş bir parti” demektir bu. Parti içinde kadınların özne olabilmeleri, karar alma süreçlerinde aktif olarak yer almaları, kadının insan haklarının yasalarla güvenceye alınması ve yasalarda yer alan ayrımcı maddelerin değiştirilmesi için çalışır. Hem parti içinde hem de toplumda erkek egemenliğine karşı mücadele eder.

Bizler biliyoruz ki! Kadınlar sendikal ve siyasal alanlarda siyaset yapabilirler; çevreci, anti-militarist, sosyalist  olabilirler. Karma örgütler içinde “erkeklerle omuz omuza” mücadele verebilirler. Ancak kadınların erkek egemenliğine karşı mücadeleleri bu alanlarda da sürmek zorundadır. Dolayısıyla sendikalarda, siyasi örgütlenmelerde, sosyalist partilerde kadınların kendi yapılanmalarını oluşturmaları kaçınılmazdır. Ayrıca, sosyalist bir parti, bütün insanların özgürleşmesi ve eşitliği hedefini önüne koymalıdır. Bu ölçüde de kadınların kurtuluş mücadelesi partinin programında, tüzüğünde, pratiğinde yer almak zorundadır. Bugün küresel kapitalizmin yıkıcılığına karşı yine küresel çapta bir karşı koyuşa ihtiyaç vardır. Kadın hareketi; kendi içinde farklılıklarını bilen ve fakat bu farklılıklara özenli bir saygı ile yaklaşan, düşüncede birlik şartı aramaksızın eylemde birliği önemseyen ve çoğu kez bu eylem birliğinde başarılı olan bir harekettir. Sosyalist mücadele içinde yer alan karma (kadın-erkek) örgütlerin, bu kadın ağının ortaya koyduğu kolektif gücü görmesi gerekir. Sosyalizmin gücü yeniden kök salıp yeşerecekse, kadınların kolektif gücü önemli bir bileşen olacaktır.

ÖDP’li Kadınlar!.. İNADIN!..  İSYANIN!.. DAYANIŞMANIN!..  EŞİTLİK VE ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİNİN ÖNEMLİ BİR ÖZNESİ OLARAK;  HER TÜRLÜ EŞİTSİZLİKLERE KARŞI,  “BAŞKA BİR DÜNYA!..  BAŞKA BİR TÜRKİYE!..  KURMA” MÜCADELESİ VERMEYE DEVAM EDECEKLERDİR..