Çernobil’in acıları hâlâ taze

|

Çernobil’in acıları hâlâ taze A Çernobil’in acıları hâlâ taze

BAŞLARKEN


"... Her şeyden çok sevdiğim insan, onu kendim doğurmuş olsam daha fazla sevemeyeceğim insan gözlerimin önünde bir canavara dönüşerek öldü. Lenf bezlerini aldıkları için dolaşımı bozulmuştu, burnu bir yana kaydı, üç misli büyüdü. Gözleri iki yana bakmaya başladı, içlerinde farklı bir ışık vardı. Daha önce görmediğim ifadeleri görüyordum. Artık burada değildi sanki, yine de gözlerinde bakan birileri vardı. Sonra bir gözü tamamen kapandı.(…) Sıradan bir kanser değildi bu Çernobil kanseriydi. Doktorların dediğine göre, tümörler vücudunda metastaz yapsaymış kısa sürede ölürmüş. Oysa yavaş yavaş vücudu boyunca, yukarıya yüzüne doğru ilerlemiş. Yüzünde siyah bir şey oluştu. Çenesi kayboldu, dili dışarı çıktı. Damarları dışarı çıktı, kanamaya başladılar. Boynundan, yanaklarından, kulaklarından, her yerinden…”
Böyle anlatıyordu kocasının hastalığını, Çernobil müdahale ekibindeki bir inşaat işçisinin karısı olan Valentina Timofeyevna Panaseviç. Panaseviç, gazeteci Svetlana Aleksiyeviç’in “Çernobil’den Sesler” kitabındaki Çernobil tanıklarından sadece biriydi. Çernobil kazasının etkilerine maruz kalan 5 milyon insandan sadece biri... Zira radyoaktivite yüklü bulutlar çoktan Avrupa, Türkiye, Çin, Japonya, ABD ve Kanada olmak üzere yirmi ülkeyi dolaşmış ve dolaştığı her yere acı, hastalık ve ölüm tohumları götürmüştü. Bu tohumlar yıllar içinde kansere dönüşecekti. İnsanlar, teker teker nükleere yenilecekti.



FİLİZ YAVUZ - MURAT İNCEOĞLU
 

Sovyet nükleer bilimciler 26 Nisan 1986’dan önce büyük bir gururla Çernobil nükleer santralında facia boyutunda bir kaza olmasının imkânsız olduğunu açıklıyordu. Sovyet basını nükleerin riskleri üzerine yürütülen tartışmalarda, Türkiyelilere tanıdık gelecek biçimde nükleer santralı semaverle kıyaslayarak, santralın semaverden bile daha tehlikesiz olduğunu yazıyordu. Fakat öyle olmadı.
Başkent Kiev’in 140 kilometre kuzeyinde yaşayan Çernobil halkı, 26 Nisan’da nükleer bir felakete uyandı. Çernobil Nükleer Güç Santralı’nın 4 numaralı reaktörü, 01.23’te güvenlik testinde büyük bir gürültüyle patladı. Patlama o kadar büyüktü ki, patlamanın etkisiyle reaktörün 2 bin tonluk çelik kapağı yerinden fırladı; radyoaktif enkaz havada uçuşarak çevreye yayıldı. Patlamada 31 kişi yaşamını yitirdi, ancak yıllar içinde bu patlamadan dolayı pek çok kişi daha ölecekti...

SSCB ÖNCE REDDETTİ
Nükleer felaketten sonraki ilk eğilim, kazanın dünya kamuoyundan saklanması yolunda oldu. İsveç’te çıkan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB)’de büyük bir nükleer kazanın olduğu söylentilerini SSCB önce inkâr etti. Ancak 29 Nisan’da ABD’ye ait bir gözetleme uydusunun reaktörün yandığını ortaya koyması üzerine SSCB felaketi kabul etmek durumunda kaldı.

350 KAT DAHA FAZLA
Bilim insanları çevreye yayılan radyoaktivitenin, İkinci Dünya Savaşı sırasında Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’nin Japonya’nın Hiroşima ve Nagazaki kentlerine attığı bombalardan yayılan radyoaktif maddelerin tam 350 katı olduğunu açıkladı. Kazanın ardından Çernobil’in 30 km yakınında yaşayan 116 bin kişi tahliye edildi. Ancak bu insanlar çoktan radyasyona maruz kalmıştı.

İTFAİYECİLER İKİ HAFTADA ÖLDÜ
Reaktördeki yangına ilk müdahalede bulunan itfaiye erlerinin vücutlarında radyasyon yanıkları oluştu, ağızlarında ve dillerinde yaralar açıldı ve birçoğu iki hafta içinde öldü.
Reaktörün temizlenme çalışmalarına katılan 800 bin tasŞye memurunun 165 milisivert radyasyona maruz kaldığı tespit edildi. Oysa insan için 10 milisivert dahi ölümcül doz demekti. Bu personelin bir kısmı maruz kaldıkları radyasyon nedeniyle ya kanser oldu ya da yaşamına engelli olarak devam etti.

HâLâ RADYASYON SIZIYOR
Patlayan reaktörün söküm işlemleri için gerekli olan 1 buçuk milyar dolar bulunamadığı için 180 tonluk yüksek radyoaktivite içeren yakıtın üstü 250 bin ton betonla kaplandı, ancak santral çalışmaya devam etti. 1991’de 2 numaralı reaktörde yangın çıktı. 2000’de 3 numaralı reaktörü su basınca bu bölüm tamamen kapatıldı. Reaktörün çatısı ise geçtiğimiz günlerde çöktü. Sızıntının önlenmesi için reaktörde halen 3 bin 500 işçi çalışıyor, ancak betonla kaplı reaktörde oluşan çatlaklardan radyasyon sızmaya devam ediyor...

***
Nükleer Şzİkçİ Prof. Dr. Hayrettİn KIlIç: Akkuyu’ya nükleer santral yaptırmayacağız

ABD’de yaşanan TMI ve Çernobil nükleer kazasından sonra pek çok ülke nükleer enerjiye çekinceyle yaklaşmaya başladı. Bir türlü sıfırlanamayan riski, atıkların nerede muhafaza edileceği sorunu ve pahalı bir enerji çeşidi olması tam ülkeleri alternatif enerjiye yönlendirmeye başlamıştı ki, nükleer lobi yeni bir hamle yaptı. Ta ki 2011 yılında Japonya’daki depremin ve tsunaminin tetiklediği Fukuşima nükleer felaketine kadar... Çernobil’den sonra dünyanın gördüğü ikinci büyük nükleer felaket olarak tanımlanan Fukuşima kazasının ardından, başta Almanya olmak üzere çeşitli Avrupa ülkeleri nükleerden kademeli olarak çıkış kararı aldı. Türkiye ise Rusyalı Rosatom ile birlikte Akkuyu’ya ülkenin ilk nükleer santralını yapmak için kolları sıvadı. ABD’de yaşayan nükleer Şzikçi Prof. Dr. Hayrettin Kılıç, “Bildiğiniz gibi nükleer kartel, TMI kazasını bir vana-göstergesi hatasına, Çernobil kazasını sarhoş reaktör operatörlerinin üzerine yükleyerek nükleer santralların güvenli olduğunu iddia etmişti” diyor. Anvak Fukuşima kazasından sonra nükleer lobinin argümanlarının kalmadığını söyleyen Kılıç, Türkiye’deki nükleer karşıtlarını hatırlatarak Akkuyu’ya nükleer santral yapılmasına izin vermeyeceklerini söylüyor.
Kılıç’la TMI, Çernobil, Fukuşima kazalarını ve Türkiye’nin durumunu konuştuk.

»Çernobil kazasının dünyada nasıl bir etkisi oldu?
Nükleer kartelin “olanaksız” denilen bu en büyük nükleer reaktör kazası, birbirini tetikleyen insan-teknoloji hataları neticesinde, reaktörün gücünün normal operasyon gücünün 10 katına çıkmasıyla birlikte 3 saniyede oldu. Havada 2 bin metreye kadar yükselen yaklaşık 18 milyon kurilik radyoaktif serpinti, yolu üzerindeki 20’yi aşkın ülkeyi etkiledi ve iki hafta boyunca yanmayı sürdüren radyoaktif izotoplar kuzey yarım küreye dağıldı.
Beyaz Rusya Hükümeti’ne göre, 1986 - 2005 yıllarındaki toplam ekonomik yıkımın bedeli, 235 milyar dolar oldu. 1994’e kadar Beyaz Rusya Hükümeti bütçesinin yüzde 13.46’sını Çernobil kazasının etkilerini en aza indirmek için harcamıştı. Sovyetler Birliği Enerji Mühendisliği Araştırma Geliştirme Enstitüsü baş ekonomisti Yuri Koryakin ise 1986 - 2000 yıllarındaki toplam kaybını 283-358 milyar dolar olarak hesaplanmıştı.
Hükümetlerin ürünlerini ve hayvanlarını imha etmek zorunda kalan çiftçilere ödedikleri tazminat miktarı, İngiltere’de 180 milyon dolar,  Almanya’da 307 milyon dolardı. Hâlâ İngiltere’de, Çernobil’den 2 bin 500 km uzakta, toplam 382 çiftlikte 80.000 hektar çayırlık alanda kazadan beri sınırlayıcı düzenlemeler vardır.

»Kazanın Amerika’daki yankısı nasıldı?
Amerika’da,  1979  Three Miles Island (TMI) kazasının ardından, bu reaktörün yakınlarında yaşayanlar, TMI’nin sahibi ve işletmecisi olan Metropolitan Edison Company adlı şirkete yaklaşık 2 bin 500 tane dava açmıştı. Çernobil kazası, işte bu süreci yeniden ivmelendirdi. Amerikan Hükümeti’nin olayın üstünü örtmesine rağmen, Çernobil’den sonraki yıllarda yayınlanan binlerce bilimsel araştırma, TMI davacılarının doğumsal anomali, ani düşük, kısırlık, kanser ve lösemi gibi iyonize edici radyasyon kaynaklı hastalıklara yakalandığını ortaya koydu ve 1979 - 1980 yıllarına ait Pennsylvania eyaleti resmi yaşam istatistiklerinin ne kadar haklı olduğunu ispatladı.

»Bu kazaya rağmen nükleer santrallar çalışmaya devam etti....
2 Mayıs 2005 tarihli the New York Times gazetesinde yayımlanan M. Wald imzalı “Reaktör inşasına ilgi var ama endüstri hâlâ temkinli” yazısında, ABD Nükleer Düzenleme Komisyonu (NRC) eski Başkanı Peter  Bradford, şunları söylüyor: “Three Mile Island Nükleer Santralı’nda meydana gelen kazada, Wall Street yatırımcılarına en büyük ders şu olmuştu: 2 milyar dolarlık bir nükleer reaktör yatırımı, 90 dakikada 1 milyarlık bir çevre temizleme projesine dönebilir.” Fukuşima’da meydana gelen kazanın şu ana kadar meydana getirdiği trilyonlarca dolar zararın üstüne, atıkların temizlenmesi için önümüzdeki 50 yıl içinde 125 trilyon doların daha harcanacağı hesaplanıyor. İronik bir biçimde şu anda Japonya’daki 54 reaktörden 52 tanesi kapatıldığı halde ne Japonya karanlıkta kaldı ne de Japon endüstrisi işas etti.

»Peki, Fukuşima nükleer felaketini dünya nasıl algıladı?
Nükleer kartel, TMI kazasını bir vana-göstergesi hatasına, Çernobil kazasını sarhoş reaktör operatörlerinin üzerine yükleyerek nükleer santralların güvenli olduğunu iddia etmişti. Bu iddiayla 2011’e kadar santralları işletmeye devam etiler. Son olarak da Fukuşima kazasını, deprem ve dalgaların hesaplanan değerlerin üstüne çıkmasına bağlamaya çalışmalarına rağmen Fukuşima kazası, nükleer endüstrisinin planlarının tabutuna son çiviyi koydu ve artık nükleer enerjinin riskli bir enerji kaynağı olduğu bütün dünyada kabul edildi.

»ABD’de 30 yıldır yeni reaktör inşa edilmiyordu, ama şimdi iki tane nükleer santral inşaatı var… Nükleere dönüşün bir işareti mi bu ?
35 yıldır Amerikan nükleer endüstrisi işas etmiş durumda. Yirmi yıldır Amerikan Federal Hükümeti’nin bütçe planlarında nükleer endüstriye borç garantisi vermemesine rağmen şu anda yapılan iki reaktör, Bush Hükümeti sırasında Hükümet’ten, nükleer endüstrinin politik baskıları sonucunda kısıtlı olarak yardım aldı. Yani olay politik. Ayrıca bu iki reaktörün inşasında ortaya çıkan tasarım hatalarından dolayı ne zaman bitirileceği de henüz belli değildir.

***
»Türkiye’de hükümetler ne Çernobil’den etkilendi ne de Karadeniz bölgesinde hızla artan kanser vakalarına rağmen Fukuşima’dan… Mersin Akkuyu’da yapılmak istenen nükleer santralde olası bir kaza bizi nasıl etkiler?

Çernobil’in Türkiye’de meydana getirdiği sağlık, ekolojik ve ekonomik alandaki zararlarının tespit edildiği resmi bilimsel bilgiler yok. UNDP-UNICEF misyonunun 2002 tarihli Çernobil raporlarına Türkiye hiçbir bilgi vermemiş. Bu raporda komşu ülkeler için şöyle deniyor: “Beyaz Rusya’nın Gomel bölgesinde, 1986-2000 yıllarında, doğum oranı yüzde 44 oranında azalırken ölüm oranı yüzde 60’ın üzerine çıktı ve doğal nüfus gelişimi artı yüzde 8’den eksi-yüzde 5’e düştü. Etkilenmiş bölgelerdeki halk sağlığı ve esenliği çok kötü durumdadır. 10 yıldır Beyaz Rusya, Rusya ve Ukrayna’da erkekler için ömür beklentisi, dünyanın en yoksul 20 ülkesinden biri olan ve uzun zamandır süre giden bir savaşın ortasındaki Sri Lanka’nınkinden bile daha azdır...”
Fukuşima kazasından iki yıl sonra Japonya’da on binlerce tiroit ve radyasyon sonucu indüklenen kanser vakasının önümüzdeki yüz yıl boyunca devam edeceği tespit edildi. Halkı kara ve deniz besin zincirinin radyasyon kontaminasyonlanması sonucu yerel ürünler tüketemiyor, elektronik eşya ihracında zorluk çekiyor. Akkuyu’da yapılacak santralda tasarım veya depremlerden meydana gelecek ciddi bir kaza en başta Akdeniz’deki turizm, tarım ve balıkçılık endüstrisinin sonu olur. O yüzden Akkuyu’ya nükleer santral yaptırmayacağız.

***
Kanser yüzde 40 arttı

Kazayla birlikte Ukrayna, Beyaz Rusya, Bulgaristan ve Türkiye’de tarım arazileri radyoaktif kirlenmeye maruz kaldı. Greenpeace’e göre kazanın ardından 1990 ile 2000 yılları arasında Beyaz Rusya’da kanser oranı yüzde 40 oranında arttı. Beyaz Rusya Hükümeti, 1986-2001 yılları arasında sadece Beyaz Rusya’da 8 bin 358 troit kanseri vakasının yaşandığını açıkladı. Ülkede kadınların yaşam süresi 74’ten 58’e düştü. Rusya Sağlık Bakanlığı’nın verilerine göre ülkedeki çocukların yüzde 29’u kronik hasta. Radyasyon 1500 dönüm ormanı yok etti. Fare gibi hayvanların genetiği değişti. 30 milyon kişinin içme suyu ihtiyacını karşılayan Dinyeper Nehri’nin radyoaktivite düzeyi çok yüksek çıktı.

***
WHO veri çarpıtıyor

Hükümetler kazanın neden olduğu vahim tabloyu gizlerlerken, nükleer lobinin çıkarları doğrultusunda tavır alan Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) ve Dünya Sağlık Örgütü (WHO), kazanın etkilerini kamuoyundan gizlemeye çalıştı. Zira 28 Mayıs 1959’da Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu ile Dünya Sağlık Örgütü arasında imzalanmış olan “World Health Assembly (WHA) 12.40’ anlaşmasına göre WHO, UAEK’in izni olmadan radyasyonun etkilerini açıklayamayacaktı. Anlaşma, Çernobil’den sonra dünyanın en büyük ikinci nükleer felaketi olan Fukuşima kazasının etkileri konusunda da geçerliliğini korudu.