Bana mesleğini anlat sana kanserini söyleyeyim

|

Bana mesleğini anlat sana kanserini söyleyeyim A Bana mesleğini anlat sana kanserini söyleyeyim

BURAK ÖZ

İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı hekimlerinden Dr. Coşkun Canıvar, Türkiye'de her yıl 9 ila 15 bin arasında çalışanın yaptığı işten kaynaklı kansere yakalandığını, ancak bu mesleki hastalıkların tespit edilmediğini söyledi. Canıvar, hastalığın mesleki olduğu tespit edilmediği için yurttaşlar tazminatlarından ve yüksek emeklilik ücretinden mahrum kalıyor" dedi.
Coşkun Canıvar, "Mesleki kanserlerin tüm dünyadaki kanserlerin yüzde 6 ila 10'unu oluşturduğu tahmin ediliyor. Bizde de her yıl 150 bin üzerinde kanser tanısı konuluyor. Bu rakamları dikkate aldığınızda 9 bin ila 15 bini mesleki kanser. Ancak bizde mesleki kanser tanısı konulmuyor" dedi.

GEMİ SÖKÜMÜ KANSEROJEN
Kanserlerin işkollarına ve maruz kalınan kanserojenlere göre farklılık gösterdiğinden söz eden Coşkun Canıvar, akciğer kanserlerinde asbest ve silikanın başta geldiğini söyledi. Bu iki kanserojenin tahmin edilemeyecek kadar çok iş kolunda kullanıldığını söyleyen Canıvar, "Asbest kullanımının en fazla çimentoya karıştırılmasından sonra inşaat işkolunda, daha sonra tesisatçılar, dökümhane çalışanları, boru imalatı gibi birçok iş kolunda çalışanlar asbeste maruz kalıyor. Asbeste karşı büyük mücadele var ve birçok ülkede yasaklandı ama Türkiye'de özellikle tersanelerde durum önemli. Dünyada özellikle 5 ülkede gemi sökümü yapılıyor. Türkiye de bu 5 ülkeden birisi... Yılda 100 ila 110 civarında gemi sökülüyor. Bu gemilerin birçok aksamında en zehirli asbest türleri kullanılıyor. İşçilerin çalıştıkları binaların çatıları dahi asbestli kaplama malzemeleri içeriyor.

SİLİKA ÇOK YERDE KULLANILIYOR

Silikanın kot kumlamayla adını duyurduğunu ama bu tozun kullanılması nedeniyle tava-tencere imalatı, cam sanayi, mermer ocaklarında, diş teknisyenlerinde, granit sektörü gibi slikanın bulunduğu birçok iş kolunda çalışanlarda meslek hastalıkları ve kanser riski olduğunu belirten Canıvar, diş teknisyenlerinde de ağır metal, slika, nikel, berilyum gibi akciğer kanseri gelişiminde rol oynayan kanserojenlere maruziyet olduğunu belirtti. Türkiye'de 20 bin civarı diş teknisyeni çalışıyor, bunlardan yüzde 80'i ‘merdivenaltı atölye’ diye tabir edilen 5-10 kişinin çalıştığı küçük yerlerde çalıştırılıyor. Bu laboratuvarlara yaptığımız ziyaretlerden de bildiğimiz kadarıyla işçiler günde 13-14 saat çalıştırılıyorlar, birçoğu maske ve ortamda hava emicisi olan, negatif aspiratör dediğimiz cihazları kullanmadan çalışıyorlar. Birçok laboratuvarda da ortamın genel havalandırması yok. İşçi sağlığının hiçe sayıldığı bu ortamlarda haftada 6 gün, uzun saatler boyunca çalışan işçilerin tümü ciddi meslek hastalıkları ve mesleki kanser riski taşıyorlar. Tava-tencere imalatında çalışanlarda da meslek hastalıkları riski olduğunu, hatta çocuk işçilerde dahi slikozis vakaları saplandığına da dikkat çeken Canıvar bu alanda Türkiye’de bilimsel yayın olmuş iki vaka olduğunu belirtti. "Tabi bu alanda kapsamlı bir çalışma yapılmadığı için kaç çocuk çalıştırıyor ve kaç işçide hastalığın var olduğu konusunda bilgi yok" diye konuştu.

EN SIK GÖRÜLEN AKCİĞER KANSERİ
Akciğer için ağır metaller, nikel, krom, berilyum, arseniğin kanserojen olduğunu söyleyen Canıvar, yeraltında çalışan maden işçilerinde de kanser riski olduğunu kaydetti. Canıvar, "Mesleki kanserler arasında en büyük yüzdeyi akciğer kanserleri oluşturuyor. Bu konuda ABD'de yapılmış çalışmalarda mesleki kanserler içinde en önemli ölüm sebeplerinden birisi olarak gösteriliyor. Ülkemizde de maruziyet etkenlerine baktığımızda, mesleki kanserler içinde en büyük oranı kapsadığını söylemek mümkün"diye konuştu.
İşyerlerinde toz mazuriyetinin burun ve sinüs kanserine de yol açtığını kaydeden Canıvar, bu tür kanserler için mobilya işçileri, tekstil, ayakkabı imalatı, un değirmeni çalışanları, nikel arıtma işçileri ve metal kaplama işçilerinin risk altında olduğunu belirtti. İdrar torbası(mesane) kanserleri için ise kumaş boyası imalatında, lastik işkolunda, kaukçuk imalatın, ayakkabı boyacılarında, petrol işçilerinin risk taşıdığını söyleyen Canıvar, karaciğer kanserlerine, arsenik ve vinil klorite maruz kalınan, bakır, çinko eritme işlemleri gibi, arsenik pestisit üretimi gibi özellikle tarımda yaygın kullanılan pestisite maruz kalan işçilerde rastlanabilaceğini kaydetti.

***

Mesleki kanser teşhisi neden konulmuyor?
Dr. Coşkun Canıvar, mesleki kanser tanısının Türkiye'de neden konulamadığını şöyle anlattı: “2010 yılında 580 meslek hastalığı tanısı konuldu, oysa yıllık 35 bin ila 120 bin arasında meslek hastalığı tanısı konulması bekleniyor. Mesleki kanserleri de bu rakamlar üzerinden düşünebilirsiniz. Tanı sıfır. Mekanizma çalışmıyor. Kaldı ki meslek hastalığı tanısı koydunuz diyelim, bunun meslek hastalığı statüsüne girmesi için çalışanın güvenceli çalışması lâzım. Net örneğini silikozis işçilerinde gördük. İşçinin çalıştığı işten hastalığa yakalandığını bilseniz bile, devlet işçi kayıtlı olmadığı için bunu meslek hastalığı kabul etmiyor.” Diş teknisyenlerini örnek veren Canıvar, "Diş teknisyenlerinden biliyoruz, meslek hastalıkları hastanesi silikozis tanısını koyuyor, maluliyet oranını veriyor, ama üst kurul bunu onaylamıyor, çünkü hasta yüzde 10 üzerinde maluliyet alırsa maaş bağlanması gerekiyor” dedi.
Kanunlara göre, meslek hastası işçinin tazminatını çalıştığı kurumun ödemesi gerekiyor. Emekli ücretlerini de SGK ödüyor. Bu istenmiyor. Canıvar, “Aslında Avrupa Birliği uyum sürecinde mesleki riskleri düzenleyen kanunlar çıktı. Ama bunlar kâğıt üzerinde kaldı. Sendikaların mücadelesi gerekiyor" dedi.

***

Akciğer kanseri nasıl öldürüyor?

Dr. Coşkun Canıvar, akciğer kanserinin seyri üzerine şu şekilde konuştu: "Akciğer kanserinin tipi özellikle çok önemli, hastalığın tipine göre hastada seyri değişiyor. Hastanın mesleki maruziyetinin yanısıra, çevresel maruziyeti(sigara ve sanayii bölgesinde yaşaması gibi) ve genetik yapısı da önemli. Akciğer kanseri için söylersek, genelde hastalara geç evrelerde hastaneye geliyor. Akciğer kanseri sinsi bir kanser, biz evre 3 diyoruz, daha çok akciğer içinde ameliyat olamayacak düzeyde yayılmış veya diğer organlara, beyin, karaciğer, böbrek gibi başka organlara sıçradığı zaman akciğer kanserleri yakalanıyor. Bu aşamadan sonra hastaların kurtulma şansı olmuyor. Hastayı kemoterapi ve radyoterapi gibi çok zor bir tedavi süreci bekliyor. Asbestten bahsettik meselâ en çok neden olduğu kanser, akciğer zarı kanseri(mezotelyoma) bu kanser türü çok ağrılı seyrediyor.
Buradaki kanser ciddi ızdıraba sebep oluyor. Yani hastanın geriye kalan ömrü ciddi ağrılar içinde geçiyor. MorŞn tedavileriyle, ancak destek tedavisi verebiliyoruz. Genel olarak akciğer kanseri için şunu söyleyebiliriz. Tanı konulduktan sonra hastalar tedavi olabilirse, kemoterapi, radyo terapi çok ağır tedaviler olduğu için, vücudun savunma sistemi baskılandığı için enfeksiyonlara açık hale geliyorlar. Çoğu akciğer enfeksiyonuyla kaybediliyor. Tanı koyulduktan sonrartalama yaşam beklentisi, 2 ila 3 yıl civarında. Özetle geç evrede tanı konulabiliyor ve beklenen yaşam süresi de gayet kısa oluyor. O yaşam süresi de enfeksiyonlarla, ağrılarla, yoğun tedaviyle çok kötü bir şekilde geçtiğini söyleyebilirim."
 

***

Karayolu işçileri risk altında

Derİ kanserlerini sık rastlanan kanselerden biri olduğunu vurgulayan Canıvar, "Bunlar, ultroviyole radyasyona bağlı güneş altında uzun süre çalışan işçilerde, özellikle karayolu işçilerinde, ulaşım sektöründe çalışan işçilerde görülüyor. Onun haricinde kömür katranı, elektrot üretimi, boya maddesi endüstrisinde, çatı işçilerinde deri kanserleri riski yüksek olduğunu belirtti.
 

***
Pilotlar ve hostestlerde deri kanseri

CanIvar, "Burada bir spesifik örnek havayolu çalışanları için verilebilir, kozmik radyasyonun belli bir fitin üzerindeki uçuşlarda risk oluşturan , uçuş ekibinde deri kanserleri sıklığını arttıran bir etken olduğunu belirten çalışmalar mevcut’’ olduğunu belirtti.

***
Nükleer santral çalışanları hastalanıyor

Kan kanserlerinin (hematolojik kanserler) daha çok radyasyona ve benzene maruz kalınan işkollarında görüldüğünü ifade eden Canıvar, "Radyasyona bağlı kan kanserleri sağlık çalışanlarında, askeri personelde görülüyor. Nükleer enerji şu sıralar Türkiye'nin gündeminde ama Avrupa'da nükleer santrallerde çalışanlarda araştırmalarda kanıtlanmış hematolojik kanserler var. Benzen mazuriyeti nedeniyle de petrol ve rafineri işçilerinde özellikle lösemi sıklığında artışlar görülüyor" şeklinde konuştu.