Son sözü direnenler söyler

|

Son sözü direnenler söyler A Son sözü direnenler söyler

BAŞLARKEN...

Neo-liberalizmin ihtiyaçları doğrultusunda emekçilere karşı sürdürülen sömürü ve baskı politikaları her geçen gün kendisini daha da güçlü bir şekilde gösteriyor. Özellikle 1970’lerin ikinci yarısından sonra tüm dünyada uygulanmaya başlanan neoliberal ekonomi politikaları tüm dünyada emekçilerin haklarını bir bir elinden almayı kendisine yegâne amaç edinmiş durumda. 1980 askeri darbesiyle birlikte üretenlerin yöneteceği bir Türkiye düşü kuranların kanla bastırılması sonucu ise meydanı boş bulan sermayedarlar hızla ülkeyi neo-liberalizme bağımlı hale getirmek için yapısal politikaları yürürlüğe koydu.

2002 yılı kasım ayında iktidara yerleşen AKP ise emekçilerin sendikal haklarını hızla ellerinden alırken, reel anlamda emekçilerin gelirleri de hızlı bir düşüş eğilimine girdi.
Fakat nerede sömürü varsa, orada direnişler de Şlizleniyor. Türkiye’nin dört bir yanında patronlara karşı ayaklanan işçiler, onlarca fabrika önünü direniş alanına çevirmiş durumda. Sayının azlığına bakmayın, tek kişi direnen de var, fabrikayı işgal edenler de…

Biz de bu yazı dizimizle direniş alanlarındaki emekçilerin ne istediklerini onların ağzından sizlerle buluşturmak istedik. Yaşadıkları emek gasplarını, kendilerini direnişe geçiren olayları ve direnişin kendilerine kattıklarını anlattılar. En önemlisi de ne istediklerinin bilinmesini istediler. Sesleri duyulsun istediler. İnsanın yalnız kaldığını düşünmesi kadar kötü bir his yok.
Dizimizin bir diğer bölümünü ise emekçilerin yaşadığı reel gelir kayıpları oluşturdu. Kamu emekçileri ve işçilerin yaşadığı sömürünün ekonomik boyutunu sendikaların araştırma enstitüleri olan DİSK-AR ve KESK-AR bizler için yeniden inceledi.

Dizimizin son bölümünü ise ‘nasıl bir emek mücadelesi’ sorusunun cevabını aramaya ayırdık. Bu bölümde KESK Genel Sekreteri İsmail Hakkı Tombul ve DİSK Genel Sekreteri Arzu Çerkezoğlu ile görüştük, sendikaların mücadeledeki yerinin nasıl geliştirilmesi gerektiğine ilişkin değerli görüşler aldık. 2 değerli çalışma ekonomisi uzmanı olan Aziz Çelik ve Atilla Özsever’in değerli katkılarını da dizimizde bulacaksınız.
Diziyi hazırlarken bizlerden emeğini esirgemeyen muhabirlerimiz Burak Öz ve Mehmet Emin Kurnaz’a, bizleri direnişin sofrasında en güzel şekilde ağırlayan emekçilere ve sendikacılara teşekkürü bir borç bilir, emekçilerin direnişlerini selamlarız.

HAZIRLAYANLAR: SEMİH GÜVEN - RÜYA YÜKSEL

 

***

Son sözü direnenler söyler

İşyerlerinde sömürü biçimleri her gün daha fazla kendisini geliştirirken, emekçiler de bu cendereden çıkmanın yollarını arıyor. Sayının azlığına, düşmanın çokluğuna bakmadan direnişe geçen emekçiler de biliyor ki, son sözü direnenler söyler

1980 sonrası işçi sınıfının gücünün kırılmasının ardından artık direnişteki işçiler kendini daha ‘yalnız’ hissetse de, bir kere direnmeye başladı mı insan, dayanışma da hemen arkasından geliyor. Dizimizin 1. gününde direnenlerin kürsüsü olmaktır amacımız. Çalıştıkları işyerlerinde yaşadıkları sömürüye karşı baş kaldıranlar, her türlü zorluğa rağmen direnmeyi seçenler kendilerini ve direnişlerini anlatacaklar bizlere.

AKP BİZDEN KORKUYOR
Direnenlerin öyküsünü sizlerle buluşturmak için ilk durağımız THY direnişi. Grev yasağına karşı çıktıkları gerekçesi ile THY yönetimi tarafından işten çıkarılan 305 işçi, 334 gündür direnişini sürdürüyor. Sendikaları Hava-İş ise, AKP’nin Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in işçileri ‘gereğini yaparız, THY sahipsiz değil’ diyerek tehdit etmesine rağmen yeniden greve çıkmakta kararlı. THY işçileri ise coşkulu. Zincirlerini bir kere kırdı mı insan, özgürleşiyor derler ya hani, işçiler özgürlüğün tadını almış, direnmekte kararlı.
THY işçisi Deniz Eralp’in bizlere aktardıkları, oldukça meşakkatli bir iş olan direnmenin önemini adeta gözler önüne seriyor. Eralp, Ankara’da çalışıp, greve katıldığı gerekçesiyle işine son verilen bir THY personeli. Evi hâlâ Ankara’da olmasına rağmen, İstanbul’da arkadaşlarının mücadeleye başlamasının ardından içi içine sığmamış, eşiyle birlikte İstanbul’a gelmiş. “Yapılan haksızlığı kendime yediremedim” diyor. İstanbul’da, ‘bir orada, bir burada kalarak direnişini sürdürdüğünü söylüyor.

Direniş kendisine çok şey öğretmiş. Onurlu ve dik duruşun insana daha da güç verdiğini söylüyor. Mücadelelerin ardından meclisten geçen grev hakkına rağmen henüz işe geri alınmamalarına ise kızgın. İşe alınmamalarının sebebini ise şöyle açıklıyor: “AKP’nin baskıcı rejimine karşı son derece dik durduğumuzu gördükleri için bir tehdit unsuru olarak görüyorlar bizi ve gerçekten bizden nefret ediyorlar.”
Eralp, çalışma koşullarının daha insanca olması için ellerindeki tek koz olan grev yoluna gittiklerini söylüyor ve ekliyor. “Grev hakkımızı da söke söke aldık. İşe dönene kadar mücadelemiz sürecek.”

TAŞERON İŞÇİLER KÖLE DEĞİLDİR
Direnenlerin mücadelesini anlattığımız yazı dizimizde ikinci durağımız ise İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde taşeron çalıştırılmaya karşı direnen emekçiler. Anayasanın 128. maddesine göre “kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülmek zorundadır” ibaresine rağmen kamuda çalışan işçiler bir bir taşeron şirketlere geçiriliyor. Emekçiler ise taşeron şirketlerin işçisi olmak istemiyor.
Güzide Atacan, Cerrahpaşa Tıp fakültesi Hastanesi’nde hastabakıcı olarak çalışıyor. “Biz başta, mahkeme kararlarının uygulanmasını istiyoruz” diyor. Hastanede çalışan bütün işçilerin sağlık işçisi olduğuna dair çıkarılan mahkeme kararlarına vurgu yapan Atacan, şirketlerin üzerlerine tehditler savurduğunu, “Sözleşmeyi imzalamazsanız işten atarız” dediğini aktarıyor.

Taşeronlaşmaya karşı direnen bir diğer emekçi ise Semra Koçak. Hastabakıcılık yapıyor. Taşeron işçi statüsünde çalıştırılmanın yarattığı hak kayıplarından bahsediyor: “İzin kullanacağız mesela, burada çalışan memur olarak öncelik kadrolu çalışanındır. Benimle birlikte aynı iş yapar ama öncelik onundur. İzin kullanamıyoruz, çalışma saatleri fazla, nöbetler fazla oluyor. Serviste çalışıyoruz ama yeri geliyor öğlen saatinde iznimizi kullanmıyoruz.” İşçi sayısının da az olduğu için kendilerine çok fazla iş yüklendiğini söyleyen Koçak, “ 10 işçi alacaklarına 5 işçiye fazla iş yüklüyorlar. Üstüne bir de ücretlerimizden de kesinti yapıyorlar” diyerek sömürünün boyutlarını gözler önüne seriyor.
Hastanede konuştuğumuz işçilerden bir diğeri ise, taşeron bir Şrmada temizlik işçisi olarak görev yapan Hüseyin Yaman. Daha önce sendikalı olmadığını söyleyen Yaman, direnen sendika üyesi taşeron işçilerini gördükten sonra sendikalı olmuş. Haklarına sahip olmanın yolunun birlik ve beraberlikten geçtiğini söyleyen Yaman, “Tek başına bir insan ne kadar mücadele edebilir? Birlik olunduğu zaman da aşılmayacak engel kalmaz” diyerek aslında zaferin de formülünü vermiş oluyor.

DİRENİŞ ‘DAĞ’LARI AŞTI
Direnen işçilerin sesine kulak verdiğimiz yazı dizimizin bir diğer durağı ise İstanbul Zeytinburnu’nda bulunan Kuzu Deri fabrikasında sendikalı olduğu için işten atılan işçiler. Kuzu Deri’de direniş, işten atılan işçilerden Mehmet ŞeŞk Dağ’ın fabrika önünde direnişe başlamasıyla başladı. Dağ’ın direnişi yaklaşık 6 aydır sürüyor. Direnişin 4. ayında ve geçtiğimiz ay iki işçi daha katıldı. Direnen işçilerden Mehmet ŞeŞk Dağ, direnişe geçme sürecini şöyle açıklıyor: Ben patrona daha ilk gün söyledim. “Beni işten çıkarırsan aşağıda tek başıma da kalsam direnişi başlatacağım” dedim. ‘Emniyet benim arkamda, seni 5 dakika durdurmam’ demişti. Ben buraya çıktıktan sonra baktım ki onun arkasında hiç kimse yok. Halbuki benim arkamda siyasi partiler, sivil toplum örgütleri, herkes var.”
Mehmet ŞeŞk Dağ’ın direnişinin ardından direnişe katılan bir diğer işçi de Ömer Yılmaz. Onun da fabrika önündeki direnişi 2 ayını doldurmuş. Direniş ‘Dağ’ı aşmış yani. Sayısının azlığına bakmıyor Yılmaz da. “Biz buradayız. Mahalleden olsun, partilerden olsun, insanlar destek sunuyorlar” diyor. Direncini yitirmiyor. Dostlar, hep yanında, biliyor. “İstediklerimizi elde edinceye, haklarımızı alana kadar buradayız. Başka bir şeyden yılıp çekip gitmeyeceğiz buradan” diyerek sözlerini noktalıyor.

***

Hakkımızı alana kadar Bosch önündeyiz

Bosch'da Türk Metal'i istemedikleri için işten atılan Birleşik Metal- İş üyesi Bosch ve Rexroth işçilerinin, Bosch Genel Merkezi önündeki direnişleri 3 Nisan'dan bu yana sürüyor.
Metin Gürgün: Bosch Rexsort'ta ilk işe başlayan 24 işçiden biriydim. Yıllarca çalıştım, şirket tarafından Almanya'ya 2 kez gönderilip eğitim aldım. Birçok işçiyi eğittim. Türk Metal'den Birleşik Metal-İş'e geçen işçiler arasında başı çektiğimizden 4 arkadaş atıldık. Halen 2 bin civarında Birleşik Metal-İş üyesi işçi Bosch'ta çalışmaya devam ediyor. Türk Metal'in bu kadar üyesi yok. İşyerinde sendika hakkı için referandum yapılmasını istiyoruz. İşimize geri dönene kadar ve sendika seçme hakkımız tanına kadar Bosch Genel Merkezi önündeki direnişimize, 7/24 devam edeceğiz.

***

Önceleri slogan atmaktan çekinirdik

Denizli’de 2009 yılında kapanan DEBA fabrikası işçilerinin mücadelesi 1 yıldan uzun bir zamandır devam ediyor. 2009 yılında kapanan fabrikada yaklaşık 850 işçi, 10’ar aylık maaş ve kıdem tazminatları ödenmeden kapı önüne konulmuş; bu süreçte uzun süre örgütsüz, dağınık halde duran işçiler geçtiğimiz yıl alacakları için bir araya gelip mücadeleye girişerek, yaptıkları onlarca eylemle bu süre içerisinde seslerini duyurmayı başardı.

»Abdullah Tekin:
“ DEBA 2009 yılında kapandı. Ama biz, geçen sene mücadeleye başladık. Düşünün, mağdur olan 850 işçi var. Aileleriyle birlikte en az 5 bin kişi yapar. Bu kadar insan, emeğini, alın terini, çocuklarının geleceğini patronun çıkarına bırakır mı? Ama öyle hale getirilmişiz ki, kendi hakkımız için ses bile çıkaramıyorduk. Hukuki süreci kazandık, zaten ne olduysa ondan sonra oldu. Hukuki süreci kazandık ama hiçbir şey değişmedi. İnsanlara ulaştık ve ilk 6 işçiyle mücadeleye başladık. Kar demeden, kış demeden, sıcak soğuk demeden mücadele ettik. Sonunda mücadeleyi yükselttik. Denizli’de on binlerce bizim gibi işçi var. Biz, onların da geleceği için mücadele ediyoruz. Ama en çok, çocuklarımızın geleceği için bu çabamız. “

»Veysel Işık:
Hayat insana hep bir şey öğretiyor, bakın daha düne kadar slogan atmayı bilmezdik, ben de açıkçası ilk zamanlar çekiniyordum. Ama haklarımız için yılmadan mücadele ederek bugünlere geldik. Direnmek zor bir iş, ama anladık ki başka çaremiz yok. Bizim de payımıza bu düştü. Gelecekten umutluyum, zaten hiçbir zaman da umutsuzluğa kapılmadım. Biz, mücadeleyi daha da derinleştirmeliyiz, daha kararlı ve ses getiren eylemler yapılmalı. Kaybedecek bir şeyimiz yok.

»Veysel Işık’ın eşi Naciye Işık:
DEBA mücadelesi biz kadınlara da direnmeyi öğretmiştir. Tekstil işçilerinin çoğunluğu kadınlardır. Biz de erkekler gibi haklarımızı almak için mücadeleye omuz verdik, veriyoruz. Çocuklarımızın geleceği için sıcak soğuk demeden eylemlere katılıyoruz. Kadın-erkek demeden çocuklarımızın geleceği için mücadele etmeyi öğrendik. Organize Sanayi Bölgesi önündeki eylemlerimizde binlerce işçi bizi görüp alkışlıyor. Onlara da örnek oluyoruz. İnanıyoruz ki mutlaka kazanacağız. ”

***

Direnenler

»Hey-Tekstil:
4 ay boyunca maaşları verilmediğinden iş bırakma eylemi yaptıkları için 9 Şubat 2012’de ücretleri ve tazminatları ödenmeden işten çıkarılan 400 işçi 1 yılı aşkın süredir direnişte.
»Yurtiçi Kargo işçileri:
Yurtiçi Kargo’da ağır çalışma koşullarına karşı sendikalaşmaya başlayarak Nakliyat-İş’e üye olan ve ardından “iş daralması” bahanesiyle İstanbul, Ankara ve Konya’da işten çıkarılan işçiler 94 gündür direnişte.
»MNG Kargo işçileri:
MNG Kargo’da Nakliyat-İş’e üye olduktan sonra “ekonomik daralma” bahanesiyle işten çıkarılan işçiler Marmara Aktarama Merkezi önünde Nakliyat-İş öncülüğünde 28 Mart’ta direnişe geçti.

»BMC işçileri:
Şubat ayının başından itibaren üretimin durduğu ve son olarak işası istenen Çukurova Holding'e bağlı otomotiv kuruluşu BMC İzmir fabrikasında 2 bin 300 işçinin ücretleri yaklaşık 1 bir yıldır ödenmiyor. Daha önce İzmir’den Ankara ve İstanbul’a yürüyen Türk Metal İş üyesi işçilerin eylemleri İstanbul’daki holding binası önünde ve İzmir’de sürüyor. İşçiler, ücretlerinin ödenmesini ve fabrikanın kapanmamasını istiyor.

»Kozava Trikotaj işçileri:
Üç ay önce 4 aylık maaşları, kıdem ve ihbar tazminatları verilmeden işten çıkartılan ve 27 Şubat itibariyle direnişe başlayan Kazova Trikotaj işçileri her Çarşamba İstanbul’daki fabrika önünde eylem yaparak direniyor.

»Pakmaya işçileri:
Düzce, İzmir ve Kocaeli’nde şubesi olan ve toplamda 560 işçi çalıştıran Pakmaya Fabrikası 14 Tekgıda-İş üyesi işçinin işine son verdi. Sendikalaştıkları için işten çıkarılan ve sendikalı olarak işe dönme mücadelesi veren işçiler İzmir’deki fabrika önünde 33 gündür direniyor.

»DHL işçileri:
TÜMTİS’e üye olarak sendikal örgütlenme mücadelesi verdikleri için işten çıkarılan 23 DHL işçisi, İstanbul, İzmit ve Bursa’da işyerleri önündeki çadırlarda 300 günü aşkın süredir direnişte. 26 Mart Küresel Dayanışma Günü kapsamında Türkiye’de ve dünyanın pek çok ülkesinde yapılan dayanışma eylemlerinde, DHL’nin işten çıkardığı işçileri geri alması ve sendikayla masaya oturması istendi. İşten çıkarılan 23 işçiden ikisinin işe iade davası olumlu sonuçlanırken diğer işçilerin davaları devam ediyor.

»Trabzon- KTÜ Farabi Hastanesi işçileri:
Trabzon’daki Farabi Hastanesi’nde 80 taşeron sağlık işçisi kendilerine gönderilen cep telefonu mesajlarıyla yılbaşı günü işten çıkarıldı. İşlerine geri dönmek için SES öncülüğünde hastane önünde çadır kuran ve aynı zamanda işe iade davası açan taşeron sağlık işçilerinin direnişi yaklaşık 5 aydır sürüyor.

»Urfa Suruç Sulama Projesi İşçileri:
Urfa’da Suruç Sulama Projesi kanal inşaatında çalışan inşaat işçileri 5 aydır ücretlerinin ödenmediğini, uzun saatler kötü koşullarda çalıştıklarını dile getirerek 19 Nisan’da 2 saatlik yol kapatma eylemi yaptı. İşçiler, alacakları ödenene kadar eylemlerini sürdüreceklerini söylediler.

»TCDD:
KESK’e bağlı Birleşik Taşımacılık Sendikası’na (BTS) ve Kamu-Sen’e bağlı Türk Ulaşım Sendikası’na üye emekçiler, Türkiye Demiryollarının Serbestleştirilmesi adı verilen yasa tasarısının geri çekilmesi için 31 Mart ve 3 Nisan arasında Ankara’ya yürüdü. 16 Nisan’da Türkiye çapında TCDD seferlerini durdurarak bir günlük grev yapan işçiler işten atmaları, sendikasızlaşmayı ve taşeronlaştırmayı getirecek yasaya karşı mücadele ediyorlar.

»Yozgat Belediye İşçileri:
Yozgat’ın Boğazlayan Belediyesi’nde çalışan işçiler, maaşları eksik ve düzensiz ödendiği için 16 Nisanda iş bırakma eylemi yaptılar. İşçiler, maaşları tam yatırılana kadar işbaşı yapmayacaklarını ifade etti.

»Full Pet işçileri:
İstanbul Bahçeşehir’deki kapatılan Full Pet benzin istasyonunda işten çıkarılan 20 işçi kıdem tazminatlarının ve ödenmeyen beş aylık maaşlarının ödenmesi talebiyle akaryakıt istasyonu önünde 19 Nisan günü direnişe geçti. Bir süredir mali sıkıntıda bulunan Full Petrol, şirketin satışını gerçekleştiremeyince işçileri işten çıkararak istasyonlarına kilit vurdu.

»İsmeco İşçileri:
İzmir Gaziemir Serbest Bölge’de üretim yapan İsmeco fabrikasında çalışan 23 işçi, Türk Metal Sendikası’nda örgütlendikleri için 30 Mart’ta işten atıldı. İşten atılan işçiler 1 Nisan’dan bu yana Serbest Bölge girişinde pankart açarak işlerine dönmek için direniyorlar.

»Güçlü Tekstil işçileri:
Adıyaman Organize Sanayi Bölgesi’ndeki Güçlü Tekstil’de sendikalı oldukları için işten çıkarılan işçiler, sendikalı olarak işe dönmek için  3 ayı aşkın süredir direniyor.