Emek hareketinin yeni bir örgütsel form ihtiyacı var

|

Emek hareketinin yeni bir örgütsel form ihtiyacı var A Emek hareketinin yeni bir örgütsel form ihtiyacı var

Dizimizin son gününde Türkiye'de emek mücadelesinin niteliğini ve oluşturulması gereken yeni mücadele yolları üzerine sendikalar ve çalışma ekonomisi uzmanlarının görüşlerini sizlerle buluşturuyoruz. İlk söz Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Genel Sekreteri İsmail Hakkı Tombul'da. Tombul, kamu emekçilerinin taleplerini ve mücadele stratejisini bizlerle paylaştı.

»Kamu emekçilerinin mücadelesine Türkiye'nin dört bir yanında şahit oluyoruz. Kamu emekçileri ne istiyor?
Kamu emekçilerinin talepleri ve mücadelesi Türkiye'nin eşitlik, özgürlük temelinde yeniden kurma mücadelesinden bağımsız değil. Türkiye'de özellikle son yıllarda yoğunlaşan biçimde emperyalizmin yeni yönelimlerine uygun neoliberal politikaların yarattığı kamu hizmetlerindeki ticarileşme ve piyasalaşma uygulamaları, kamu emekçilerini de doğrudan etkiliyor. Kamu emekçileri bir yandan başta eğitim ve sağlık olmak üzere bu hizmetlerin birer temel hak olduğunu ve kamunun sorumluluğu olduğunu söyleyerek bunun için mücadele ediyor, diğer bir yandan da aynı zamanda tüm yurttaşları ilgilendiren Türkiye'nin eşitlik, özgürlük temelinde yeniden kurulması mücadelesinin bir parçası oluyor. Bu açıdan kamu emekçilerinin taleplerini tek tek işyerindeki taleplerle sınırlandırmak doğru değil. Kamu emekçilerinin genel olarak ülke için temel talepleri var. Ayrıca iş yerinde yaşadığı sorunlara dair, günlük yaşadığı sorunlara dair talepleri var. Bunu da bu bütünlük içinde kavramak gerekiyor.

»Siyasi iktidarın kamu emekçileri üzerindeki baskısını nasıl değerlendirmek gerekir?
Siyasi iktidarın kamu emekçileri üzerinde gittikçe artan bir baskısı var, fakat bu tüm kamu emekçilerine yapılan bir baskı değil. Bugün AKP eliyle sürdürülen emperyalizmin yeni yönelimlerine uygun bir Türkiye'de, yani neoliberal politikalar, dinci-muhafazakar uygulamalar ve baskıcı-otoriter anlayışın oluşturduğu düzene karşı eşitlik, özgürlük, gerçek laiklik ve demokratik bir Türkiye mücadelesini sürdüren, tüm bu düzenin uygulamalarına itiraz eden ve örgütlü bir mücadeleyi sürdüren, bu mücadelenin temsilcisi olan KESK ve KESK'lilere dönük bir saldırı var. Bu saldırı aslında siyasi iktidarın uyguladığı politikalara itiraz eden ve bunun için de başka bir Türkiye kurma mücadelesi sürdüren örgütlü temsilcileredir. Bu baskıları bu çerçevede değerlendirmek gerekir.

»Kamu emekçilerinin taleplerini tam anlamıyla karşılayacak bir mücadele zemininin inşa edildiğini düşünüyor musunuz? Mücadele araçlarının geliştirilmesi için neler yapılmalı?
Bugün kamu emekçilerinin taleplerini tam anlamıyla karşılayacak bir mücadele zemininin inşa edildiğini söylemek zor. Kuşkusuz bugün işyerlerinde yaşadığımız kimi sorunlar, işyeri örgütlülükleri ve işyerinde tüm kamu emekçilerinin ortak meclislerde buluşarak kendi sorunlarına müdahil olmasıyla aşılacak sorunlardır. Fakat diğer yandan Türkiye'de uygulanan politikaların yansıması olarak çözülebilecek sorunlar var. Burada da hem işyeri mücadelesini yükseltmek, hem de genel olarak Türkiye'deki AKP düzenine karşı sürdürülecek mücadelenin parçası olarak bütünlüklü ve siyasal mücadeleyle ancak taleplerimizin karşılanabileceğini düşünüyoruz. Böyle bir mücadele zemininin de henüz inşa edildiğini söylemek zor. Bu, sadece KESK'in sorunu değil, KESK'le birlikte bütün emek örgütlerinin, bütün meslek örgütlerinin ve eşitlik, özgürlük temelinde bir Türkiye mücadelesi sürdüren siyasi organizasyonların da sorunudur. Ve böyle bir mücadele zeminini inşa etmeye ihtiyaç vardır. Bir yandan bu mücadeleyi inşa ederken diğer yandan da KESK'in örgütlü mücadelesinin ve sendikal hareketin kendi içinde yaşadığı sorunları da aşacak yeni bir örgütsel forma, yeni bir mücadele anlayışına ihtiyaç vardır. Burada neoliberal politikaların yarattığı bireycileşme, esnekleşme ve kuralsızlaşmaya karşı bir örgütsel form, bir mücadele geliştirmek gerekiyor. Bunun için de KESK, hem kendi mücadelesinin taleplerini, hem örgütsel formunu, hem de buna uygun araçları geliştirmek için tartışmalarını sürdürüyor. Bu tartışmaların açığa çıkaracağı sonuçlar ve de bu tartışmalar sonucunda mücadelenin kendi içinde de gelişecek araçlar, yeni olanakların da ortaya çıkmasını sağlayacaktır.

***

Birleşik mücadelede sorun sübjektif koşullar

»Ülkedeki işçisi-emekçisi ile birleşik bir mücadele yürütmenin olanaklılığı var mı?
Ülkede işçisi, emekçisi ile birlikte birleşik bir mücadelenin yürütülmesi için her zamankinden daha fazla objektif koşullar var. Ancak burada sorun, subjektif koşullar. Yani gerçek anlamda birleşik bir mücadele sürdürülmesine ihtiyacı olanların bu koşuldaki siyasal, ideolojik, politik mücadeleyle buluşmasında ciddi eksiklikler var. Birleşik mücadele hem bizim bulunduğumuz ekonomik demokratik mücadele zemininde yani sendikalarla, örgütlü ve de örgütsüz emekçilerle sürdürülecek, hem de aynı zamanda “başka bir Türkiye” mücadelesi ile bulaşacaktır. Bunu savunan ve eşitlik, özgürlük, laiklik, bağımsızlık, kamu hizmetlerinin ücretsiz ve ulaşılabilir bir hale gelmesi iddiasını sürdüren siyasal örgütlerin, organizasyonların da bu konuda gelişkin olması ile mümkün. Bunun için de toplumsal desteklerinin yükselmesi gerekiyor. Özetlersek birleşik mücadele, bir boyutuyla emek alanının-sendikaların sorumluluğu olduğu kadar esas olarak politik bir taleptir ve politik aygıtlarının da bu konuda bir çaba içine girmesi gerekir. Henüz bu konuda yeterli bir zeminin oluştuğunu söylemek zor. KESK, Genel Kurulu'nda da birleşik mücadele ve ortak örgütlenme için bir yönelim içine gireceğini, bütün örgütlü-örgütsüz kesimlerle bu konuda bir çaba içerisine gireceğini ifade etmiştir. Fakat Türkiye'nin siyasal konjonktürü gereği henüz bu konuda kalıcı, orta ve uzun vadede sonuçlar doğuracak bir çabanın örgütlenebildiğini söylemek zor.

***

Taşeronlaşmaya karşı mücadele ana eksenimiz

DİSK Genel Sekreteri Çerkezoğlu, bütün sendika ve konfede-rasyonların artık işçi sınıfının yeni bir tarihsel döneminin başladığının, bir önceki döneme ait örgütlenme stratejilerinin bugünü karşılamada yeterli olmadığı tespitini yaptığını belirtiyor...

»Emekçiler ne istiyor, neden direniyor?
Tüm dünyada ve Türkiye’de çok büyük bir işçileştirme süreci yaşanıyor. 1970’li yıllardan sonra neoliberal politikalarla daha da büyüyerek ortaya çıktı. Bu işçileştirmenin temel özelliği güvencesizleştirme temelinde yaşanıyor ve işçi sınıfının bu güne kadar direnerek kazanılmış haklarını yok etmeye dayanan bir süreç. Bugün bütün direnişler ve var olan mücadele bu işçileştirme sürecine karşı direnişlerdir. Güvencesizleştirmeye, taşeronlaştırmaya, örgütsüzleştirmeye ve sendikasızlaştırmaya karşı yürütülen süreçler... Bunların hepsinin ana ekseni, farklı bir şekilde gelişiyor olsa da, ister yüzlerce kişilik direnişler olsun, ister tek kişilik direnişler olsun yukarıda saydığımız sürece karşı direnişlerdir bunlar. Taşeron işçiler, en güvencesiz alanda oldukları için baş kaldırıyor. Az sayıda kadrolu, güvenceli çalışan da var olan haklarını korumak için mücadele ediyor. Çünkü bugün bütün sendikal hak ve özgürlükler sermayedarlar tarafından ortadan kaldırılmak isteniyor. Ana ekseni, güvencesiz işçilerin direnişleri, taşeron işçilerin direnişleri ve güvencesizleştirmeye karşı haklarını savunan işçilerin direnişleri olarak söyleyebiliriz. Bir sermaye politikası olarak hayata geçirilen bu süreç aslında bir önceki döneme ait mücadele araçlarını da giderek etkisizleştirerek ilerliyor.

»Sizce bugün DİSK, emekçilere karşı gerçekleştirilen neoliberal saldırılara karşı mücadele edebilecek bir örgütlülüğe sahip mi?
Uzunca bir süredir sendikal alanda yapılan bir tartışma bu. Özellikle Zonguldak yürüyüşünden sonra sendikalar sendikal kriz tartışmasını yapıyor. Bütün dünyada yapılan bu devasa işçileştirme süreçte, işçi sınıfının en büyük genişlemesini yaşadığı bir süreçte işçi sınıfının hem sendikal hem de siyasal örgütlerinin daraldığını, küçüldüğünü ve toplumsal etkilerini yitirdiklerini görüyoruz. Ortada böyle bir paradoks var. Bugün Türkiye’de 20 milyon çalışan var. Bunların yarısı resmi rakamlara göre kayıtdışı ve neredeyse tamamına yakını çeşitli biçimler altında güvencesiz çalıştırılıyor. Türkiye’de 6 milyon sendikalı olmasına rağmen toplu sözleşme hakkından yararlanabilen işçi sayısı 1 milyon civarında. Sendikalaşma oranının yüzde altı buçuk. Sendikalarda ciddi bir daralma var yani, paradoksal olarak. Bundan bütün konfederasyonlar payına düşeni alıyor.
Bu tek başına var olan sendika yöneticilerinin durumlarıyla açıklanabilecek bir olay değil. Esas olarak gerekli olan, program, plan, strateji oluşturma meselesi. Ama bugün şu çok açık ki, bütün sendikalar, konfederasyonlar artık işçi sınıfının yeni bir tarihsel döneminin başladığının,bir önceki döneme ait örgütlenme stratejilerinin bugünü karşılamada yeterli olmadığı tespitini yapıyor.Güvencesizleştirmeye karşı mücadelenin temel mücadele ekseni olduğu konusunda bütün sendikalar hemfikir durumda. Taşerona karşı mücadele ana eksen olacaktır. İşçi sınıfı hareketinin daha devrimci tarzda dönüşümü şart. Birleşik bir örgütlenmenin zeminini oluşturmak gerekiyor.Tarihsel bir görev olarak bu önümüzde duruyor.

»Birleşik emek hareketini açabilir misiniz? Örgütsel olarak nasıl sağlanacak?
Bugün parçalı bir emek hareketi söz konusu ama birleşik emek hareketinden kastım, işçi sınıfının bugün yaşanan bu işçileştirme süreci sonunda çok farklı bileşimleri söz konusu. Bugün örneğin işsizlerin örgütlenmesi sendikal hareketin temel konusu olmalıdır. İşsizlikle güvencesizlik aslında aynı sürecin farklı momentleri. Bugün sadece iş yeri toplusözleşmelerine ilişkin bir mücadelenin tek başına yeterli olmadığı ortadadır. Mevsimlik tarım işçilerinden evde çalışan kadınlara kadar işçi sınıfınını çok parçalı niteliklere sahip özellikleri var. Birleşik emek hareketinden kasıt, sadece var olan konfederasyonların yan yana gelmesi değil, politik bir bütünlükten söz ediyorum. İşçi sınıfınını değişen bütün bu özelliklerini gören ve bunun üzerinden bir sendikal hareket politik-stratejik-örgütsel oalrak tartışılmalı. Bunu önümüze koymalıyız.

»Birleşik emek hareketi oluşturma üzerine yapmış olduğunuz çalışmalar var mı?
Elimizden geldiğince yapmaya çalışıyoruz. DİSK’e bağlı sendikalarda, kendi organlarında bu tür tartışmalar yürütülüyor. 2 günlük bir etkinlik gerçekleştirdik mesela, ‘Emeğin Hakları Forumu’ adında. 19 tane sendikadan, meslek örgütlerinden, hocalarımızın danışma kurullarında olduğu bir etkinlik gerçekleştirdik. Bunları sürekli hale getirmek ve birbiriyle bütünlüğünü sağlayan çalışmalara ihtiyaç var tabi. Sokakla akademiyi, sendikalala işçilerin dinamiklerini buluşturan bir sürece ihtiyaç var.

***

Yeni bir sınıf hareketi şart

Dünyanın doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine ücretlileşme, işçileşme ve proleterleşme inanılmaz bir hızla artıyor. Küresel kapitalizm bütün meslekleri, vasıfları, katmanları, sınıfları hızla işçileştiriyor. İşçi sınıfı –liberallerin iddiasının aksine- ortadan kalkmıyor, onun yerini “orta sınıf” almıyor.
Evet bu işçileşme 19. yüzyılda olduğu gibi sadece sanayide yaşanmıyor. Hizmet sektöründe, kamuda, plazalarda, kısaca mal ve hizmet üretiminin olduğu her yerde yaşanıyor. Yeni işçiler sadece mavi yakalı ve mavi tulumlu değil, turuncu ve gri yakalı yanı zamanda onlar. Artık insanlığın neredeyse ezici çoğunluğu ücretli hale geldi, işçi haline geldi.
Bu devasa işçileşme, müthiş bir parçalanmayı da beraberinde getiriyor. Düzenli, standart, nispeten güvenceli çalışmanın yerini güvencesiz, düzensiz, eğreti çalışma alıyor. Küresel kapitalizm yeni bir “taşeron uygarlığı” yaratıyor. Bu taşeron uygarlığı örgütsüz ve sendikasız işçi istiyor. Sendikalaşma oranları bütün dünyada hızla geriliyor. Gerileme Türkiye’de daha da keskin yaşanıyor.
 İşçi sınıfının yeni itiraz ve direniş biçimleri daha çok kendiliğinden, yerel ve koordinasyondan yoksun biçimde...
Yeni sınıf hareketi var olan sendikal örgütlerin deneyim ve birikimlerini de sahiplenerek ama sadece ona bağlı kalmadan gelişmek durumunda. Sendikal hareket bugünkü atıl yapısından kurtulmak ve sendika ve konfederasyon ayrımı yapmadan ortak mücadele zeminleri yaratmak zorunda. Artık mevcut sendikal ve konfederal ayrımlar anlamsız. Büyüyen ve sorunları artan sınıf geleneksel sendikal yapıların içine sığmıyor artık.


***

Emek hareketinin tabandan inşası


Son yıllarda ülkemizde çeşitli düzeylerde direniş ve eylemler söz konusu oluyor. Özellikle taşeronlaşmanın yaygınlaşması ve güvencesizliğe karşı mücadele parçalı bir biçimde sürüyor.Sadece bu yılın dört aylık döneminde yaşanan birçok direniş  bile sınıf mücadelesinin geldiği boyutları gösteriyor.
Türkiye’de bu tür eylem, direniş ve grevler artmasına rağmen henüz birleşik bir emek mücadelesinin örüldüğü ve örgütlendiği söylenmez. Mevcut sendikal yapılardaki bürokratik mekanizmalar, böylesine ortak ve birleşik mücadelenin yürütülmesinde  handikap oluşturuyor.
Önümüzdeki süreçte somut talepler etrafında tabandan başlayacak bir emek hareketinin önemi büyük. Örneğin kıdem tazminatı, asgari ücret, taşeron uygulaması, güvencesiz çalışma gibi somut sorunlara yönelik talepler, emek mücadelesinin tabanda da birleşip harekete geçmesini sağlayabilir. Kamu çalışanlarının iş güvencesi de hedeftedir.
Bu çerçevede Kocaeli, Gebze, Eskişehir, İzmir gibi yerelerde oluşturulan sendikal birlikler ya da yatay örgütlenmelerin oluşturacağı Emek Meclisleri, işçi, memur, işsiz, emekli, sigortalı, sigortasız tüm çalışanları kapsayacak şekilde tabandan bir çıkışı gerçekleştirebilir.
Tabandan yukarıya doğru oluşacak böyle bir harekette  emek kesimi-aydın/bilim insanı birlikteliği de ayrı bir önem taşımaktadır. Öte yandan birleşik emek hareketinin bir mücadele programı ortaya konmalıdır. Ekonomik ve siyasal mücadelenin bütünlüğü de dikkate alınarak bu emek programının antikapitalist bir perspektifi de bulunmalıdır…

Hazırlayanlar: Semih Güven - Rüya Yüksel