(1)Kadınlar var... Kadınlar her yerde

|

(1)Kadınlar var... Kadınlar her yerde A (1)Kadınlar var... Kadınlar her yerde

GİRİŞ:
Adı "Güneydoğu'da Sivil Hayat" olan ve bölgedeki 40 sivil toplum örgütünün sorunlarını tartışan ve bir alan çalışması olan kitabım 2001 yılında hazırlanmış ve aynı yıl Metis Yayınları arasında çıkmıştı. Kitap yayınlandıktan sonra sivil toplum çevrelerinde epeyce tartışılmıştı.

Güneydocju'da Sivil Hayat yayınlandıktan bir süre sonra özellikle Avrupa'dan gelenler tarafından sürekli "Bu kitabın neden İngilizce'si yok!" diye soruluyordu. İngilizce çevirisi olabilir mi'ye yanıt ararken "Neden daha geniş düşünerek Türkiye'de Sivil Hayat ismiyle bir yeni çalışma" yapmıyordum, önerisi 2005 yılı ile birlikte çalışmaları sona eren Sivil Toplum Geliştirme Programının Koordinatörü Sunay De-mircan'dan geldi. Doğrusu daha önce yapılmış bölgesel bir çalışmayı daha üst düzeyde tamamlayacak böylesine bir çalışma ve bir de yayınlanmasının üzerinden neredeyse beş yıl geçmiş bir kitabın İngilizce çevirisi yerine, bu öneri bana daha çarpıcı geldi. Öncelikle görüşülecek sivil toplum örgütlerinin çalışma alanları ve isimleri ile başlayıp sonra da devamı geldi.

İşte sonuç da önümüzdeki günlerde Dipnot Yayınları arasında yayınlanacak ve özeti de birkaç gün süreyle gazetede paylaşılacak "Türkiye'de Sivil Hayat ve Demokrasi" çalışması ortaya çıktı. Türkiye'de Sivil Hayat ve Demokrasi, 48 sivil toplum kuruluşunun, bir kaçı hariç tümüyle yüz yüze derinlemesine görüşülerek gerçekleşti.

Çalışmayı yürütürken doğal olarak önceden hazırlanan kimi jörmat sorular olmakla birlikte kuru ve metne dayalı bir yöntem izlemeyi uygun bulmadım. Daha çok her sivil toplum örgütünün çalışma biçimine ve ilgi alanına uygun olarak, ana soruların yanında, her sivil toplum kuruluşuna göre yeniden şekillendirilen sorularla sivil toplum kuruluş temsilcilerinin karşısına çıktım. İyi de oldu. En azından kuru bir metin tadından sıyrılınmış oldu. Elbette bu çalışmayı kitap boyutu içinde inceleyen kimileri bunu yetersiz olarak görebilir. Kendi mantığı içinde haklı olarak düşünebilecekleri ve "Keşke şu örgüt de olsaydı!" diyecekleri de olacaktır mutlaka. Ama şuna inanılmalı ki sayı ne kadar arttırılsaydı, verilecek yanıtlarda üç aşağı beş yukarı benzer olacaktı. Şeyhmus Diken

Amargi Kadın Akademisi

PINAR SELEK- BERIVAN KUM /Amargiyi tanıyalım. Amargi nasıl bir örgüttür. Hangi ihtiyaçtan doğdu? Neler yapar?
BERİVAN KUM:
Amargi tüzel kişilik olarak kooperatif, dayanışma kooperatifidir. Bilimsel kültürel, araştırma, yayıncılık ve dayanışma kooperatifi. 2001 senesinde kuruldu. O tarihten bu yana İstanbul'dan başlayan, sonra Adana ve Antalya'da devam eden bir yoğunluktur. Amargi. Sümerce'de özgürlük demektir. Aynı zamanda anaya dönüş anlamında da kullanılır. Amargi kadınların kadın olarak kadın kimlikleriyle buluşması ve yan yana politika yapabilmesi amacıyla kuruldu. Kadınlar olarak cins olarak ezildiğimizi söylüyoruz. Aynı zamanda farklı kimliklerimizle etnisite, sınıf gibi kimliklerimizle ezildiğimizi ifade ediyoruz. Ve bunları yerine göre birbirimizle çatışarak değiştirmeliyiz. Aynı zamanda birlikte politika üretebilmeliyiz. Birbirimizden çok bağımsız olmamalıyız. Ama aynı zamanda bağımsız politikalar da üretebilmeliyiz, esprisiyle ortaya çıktı.

PINAR SELEK:
Amargi'nin kurulduğu dönemde kadın hareketinde hâlâ devam eden çok ciddi bir ör-gütsüzlük vardı. Senelerden sonra gelişen kadın hareketliliği çok ciddi bir gelişme yaratmıştı. Bağımsız bir hareket gelişmeye doğru gidiyordu. Özellikle 1990'lardan sonra bağımsız bir kadın çalışması kalmadı. Genelde diğer ilişkilerin üzerinde örgütlenen siyasal yapıların kadına ilişkin örgütlenme-leri vardı. Sağlıklı kadın hareketi yoktu. Kadın projeleri vardı, kadın çalışmaları vardı.

Ve biz kadınlar olarak örgütlenmek istiyorduk. Bir araya gelerek kadınları dolaştık. Bütün kurumları dolaştık. Gördük ki kurumların kadınlarla örgütlenmeye ihtiyacı yok. Çünkü belli bir proje var. Çok da değerli önemli çalışmalar yapıyorlar. Ama bir kadın örgüdülüğü hedefi yok. Toplumsal bir örgütlenme hedefi de yok. Sivil toplum örgütü gibi yetişiyorlar. Bence sivil topluma da ciddi hizmetleri var. Toplumsal anlamda çok ciddi hizmetleri var. Ama bunun alttan gelişen örgüdenme gibi yapma inancı kalmamış. Bu inançsızlığı biz gördük. Ve bir de bunun dışında örgütienmeler vardı. Genelde çeşitli siyasi yapılara bağlı yapılardı bunlar. Şimdi bizlerin her birimizin farklı siyasal tercihleri var. Ama biz kadın olarak bağımsız bir politika üretiyoruz. İşte Amargi bu ihtiyaçtan doğdu. Yani hem kadın politikası geliştiriyorduk hem kadın feminist bakış açısıyla siyaseti, milliyetçiliği, militarizmi ve bütün iktidar ilişkilerini sorgulayıp, feminist bir perspektiften olayı derinleştirmek ve kendi çözümümüzü, sözümüzü katmak istiyorduk. Ama bir yandan da kadınlar olarak bunu örgütleyip yapmak istiyorduk. Yani elitleşmeyen gerçekten örgütlenen bir çalışma yapmak istiyoruz.

ANNE ÇOCUK EĞİTİM VAKFI (AÇEV)
Misyonumuz eğitim
AYLA GÖKSEL GÖÇER /
AÇEV olarak, toplumun sivilleşmesi konusunda katılımcılık boyutunu da işin içine katarak neler söylemek mümkün? Eğitim alanıyla ilgili olarak geniş kesimlere ulaşmak herhalde katılımcılık ve güven olmadan olmaz?

Evet. Katılımcılığı şöyle gerçekleştirdiğimizi düşünüyorum. Bütün programlarımız uzun süreli ve kişilerin birebir katılımlarına dayalı olan programlar. Bizim amacımız aslında şöyle. Okuma yazma programımızda kişilerin çevreleri hakkında daha farkında-lık yaratmak. Çevrelerindeki hizmetlerden daha fazla yararlanmalarını sağlamak. Veya anne, baba eğitimimizde demokrasiyi savunarak bunlarla ilgili kullanılabilir araçları gündeme taşıyoruz. Bu anlamda toplumun sivilleşmesi demokratikleşmeden geçiyorsa devamlı katkıda bulunduğumuzu söyleyebilirim.

Ama sonuç da AÇEV eğitimi baz alan bir STK. Tamamen apolitiktir. Herhangi bir siyasi görüşe angaje değildir. Ancak yaptığımız bütün çalışmaların, eğitim yoluyla insanları güçlendirdiği noktasından hareketle toplumun da demokratikleşerek siville-şeceğine inanıyoruz.

Tabi bu bağlamda hedef kitlemize ulaşarak katılımcılığı da gerçekleştirdiğimize inanıyorum. Programlarımızda elbette değerlendirme ve ölçme çok önemli bir yer tutuyor. Ve biz özellikle değerlendirmelerimizde katılımcılarımızdan gelen geri bildirimlere, onların görüş ve önerilerine ciddi ölçülerde yer veriyoruz. Bu programları bir yönüyle onlar da bizlerle birlikte geliştiriyorlar. Onlara uymayan yerleri varsa, veya onların daha fazla bilgi sahibi olmak istedikleri konularda biz onları da katıyor ve yer vermeye çalışıyoruz.

Biz daha çok proje bazlı çalıştığımız için, proje bazında sürekli sorun analizi yapıyoruz. Herhangi bir projeye başlamadan önce, herhangi bir bölge için proje başlatmadan önce muhakkak swot analizi diyebileceğimiz, fırsatlar-tehditler-güçler ve zayıflıklar şeklinde analizler gerçekleştiriyoruz. En azından karşılaşabileceğimiz zorlukları öngörmeye ve bunları bertaraf etmek için ne tür stratejiler uygulayacağımıza önceden planlamaya karar vermeye çalışıyoruz.

Bu anlamda biz gerçekten herhangi bir yere bilinçsiz bir şekilde kendi doğrularımızla girmeye çalışmıyoruz. İllerin ve kişilerin kendi belirledikleri sorunlar çerçevesinde katkıda bulunmaya çalışıyoruz.

Sonuç da biz çok farklı sorunlara da cevap vermeye çalışıyoruz. Ama misyonumuzla ilgili elbette yine eğitim diyoruz. Özellikle okul öncesi eğitim, yetişkin eğitimi konularına odaklanarak kalmaya çalışıyoruz.

Halk desteği ile ilgili olarak da yaptığımız bütün çalışmalar tabii ki halkın desteği ile oluyor. Halk programlara katılmasa AÇEV zaten var olmaz. Dolayısıyla kişilerin bizim çalışmalarımıza katılması, bunları talep etmesi, bunlardan faydalanması ve birbirlerine aktarmaları bizleri kurum olarak destekledikleri anlamına gelir. Bu desteği kaybettiğimiz anda zaten bir STK olarak varlığımız da tartışılır. Ama söyleyeyim ki bu desteğin giderek arttığını görüyoruz. Gerek katılımcı sayılarının artması ile gerekse STK'ların duyarlığı ve medya desteği bizi daha çok hareketlendiriyor.

'Uçan süpürge der demez aman ha diyorlar'
UÇAN SÜPÜRGE HALİME GÜNER
Yoğun yaygın çalışan bir örgütsünüz. Anladığım kadarıyla en üst düzeyde devletin ilgisine mazhar olmuşsunuz.Çatıştığımız oluyor elbette. Uçan Süpürge, devletle olan ilişkilerine Bakan Işılay Saygın'la başladı. On kere polis baskınına uğradı. Çünkü bekâret kontrolü ile ilgili sözleri "Bekaret kontrolünde birkaç kadın ölürse ölsün demişti." Biz de eylemler yapmıştık. İşte o dönemde çok ciddi sıkıntılar yaşadık.

Türkiye'de kadından sorunlu bütün devlet bakanlıkları maalesef Türkiye'nin kadın politikası olmadığı için, hangi dernek onlara yakınsa kadın hareketini hep onunla tanımlıyorlar. Uçan Süpürge bu açıdan onlar için marjinal oldu. Başbakan dahil olmak üzere herkes bize belli bir noktada hep direnç gösterdiler. Mecliste Bülent Arınç imzalı olarak hazırladığımız kitabı dağıtırken bir kokteyl hazırlayalım dedik. O da iptal oldu. Ne zaman ki Birleşmiş Milletler Temsilcisi Büyükelçi Meclis Başkanına gitti, kitap o zaman dağıtıldı.

Uçan Süpürge şunu yapıyor. Birileri bunlar marjinal kadınlar, bunlar Türkiye'de kadınları bir birey olarak görüp ailenin içerisinden çıkarıyorlar, eyvah bizim politikamıza ters işler yapıyorlar, bunlara engel olalım dediği zaman uçan süpürge, Avrupa Parlamentosu kadın milletvekillerini davet etti. Uçan Süpürge bu anlamda stratejik bakan bir kadın kuruluşu.

Bütün üniversitelerin kadın çalışmalarında ders kitabı olarak radyo programlarının kadın kitabı okutuluyor. Çok yönlü olarak yapmaya çalışıyoruz. Geniş bir danışma kurulu kadromuz var. Hem akademisyenler, hem de alan içinde kadınlar da var. Çekirdek ve düzenli olarak çalışan 10 kişilik bir kadromuz var. İzleme ve değerlendirmeye çok önem veren bir yapı var.

Biz şu anda 55 ilde geziyoruz. Hepsi birbirinden farklı siyasi partilerden bütün yerel yönetimlerle çalışıyoruz. Kendi parti politikaları açısından baktıklarında biz onlara, "Siz Türkiye'nin değişimini mi isteyen bir belediye başkanısınız, yoksa daraltan mı?" diye soruyoruz. Öğrendiğimiz bilgilerle dilimizde klasik yardımsever dernekleri gibi tanımlamalardan çıkaran bir kuruluş olduk.

Kadın örgütlerinde genel olarak bir imaj problemi var. Mesela köprüler kuruyoruz projesinde kadınlara yönelik olarak soruyoruz: "Valiye gittiniz mi?. Genel olarak kadınlar hakkında ne düşünüyor? Sordunuz mu?". Dediğimizde, o an salonda olan Vali de şaşırıyor. Sivil toplumdan, duyarlı yurttaşın gerçekten yönetime hesap sormak ve onlarla ilgili onlardan taleplerini dile getirecek bir ortam yaratması beklentimiz var. Onun için uğraşıyoruz.

Biraz korkuttuk diyoruz. Gerçekten korkuttuk. Çünkü Başbakan, kendi danışmanına Uçan Süpürge, der demez, "Aman ha!" diyor. Başbakan'ın kadınlarla ilgili basında çıkan her açıklamasına alternatif cevabımız oluyor. Medyada çok az yer alan bir kuruluşuz. Az destekle inanılmaz çok iş yapan bir kuruluş olduk.