Peter Hill-Wood’dan, Aziz Yıldırım’a

|

Peter Hill-Wood’dan, Aziz Yıldırım’a A Peter Hill-Wood’dan, Aziz Yıldırım’a

Mağlubiyet zamanlarında bile gönülleri kazanmaktır büyüklük...

Dünya futbolunun en zengin üçüncü kulübü Arsenal başkanının adını bileniniz var mı?

Tahminim, Arsenal maçlarını yakından takip edenlerin çoğunluğu duymamıştır Peter Hill-Wood adını. Oysa 25 Şubat 1936 Londra doğumlu, İngiltere’nin sayılı okullarından Eton Koleji mezunu başarılı işadamı 1982’den beri Arsenal’ın başkanlığını yapıyor. Başkanlığı, babası Denis Hill-Wood’dan (1962-1982) devralan Hill-Wood, çok fazla görünmez televizyon kanallarında, gazetelerin spor sayfalarında, haftalık spor programlarında. Her yenilgiden sonra hakemlerle, futbol federasyonuyla, diğer kulüp başkanları ve yöneticileriyle sürtüşmelerini yazmaz gazeteler. Her maçtan sonra takımla, hakemle, maçla ilgili yorumlarını duymazsınız, soyunma odalarında göremezsiniz. Maçlarda, kameralar ona odaklanmaz, olur olmaz demeçler vermez her mikrofon uzatana. İşler kötüye gidince sinirden köpürmüş ifadesi yansımaz ekranlara, çocuk azarlar gibi azarlamaz futbolcularını, teknik direktörünü. Kimselere veryansın etmez işler sarpa sarınca; mesafesini korur takımın teknik heyeti ve futbolcularıyla.

Maç günleri, onu Highbury yakınlarında Emirates Stadı’na yürürken görenlerin pek çoğu bilmez onun kulübün en yetkili kişisi olduğunu. Sıradan bir futbolsever sanırsınız, sizden biri sanırsınız. Oysa o, dünya futbolunun en büyük kulüplerinden birinin başkanlığını yapmaktadır, siz bilmeseniz de.

13 Eylül 1934 doğumlu yardımcı direktör Ken Friar kulübün mali konularıyla ilgilenir; futbola dair konularla ise Fransız Teknik Direktör Arsene Wenger. Transferlerin tek yetkilisidir Strazburg üniversitesinden ekonomi mastırlı “Profesör” lakaplı futbol dâhisi… 1 Ekim 1996 tarihinde başlayan Arsenal macerasında en son lig şampiyonluğunu 2003-2004 sezonunda kazanmış, geçtiğimiz sezonu ise Premier Lig'i üçüncü bitirmiştir. Onun görevde bulunduğu süre içinde Premier Lig'i üç kez kazanan Arsenal, beş kez de ligi ikinci sırada bitirmiştir. 2006'nın Mayıs ayında Şampiyonlar Ligi'nde final oynamış, kupayı Barcelona karşısında kaybetmiştir. Kendine özgü futbol felsefesi, gençlere verdiği değer ve belki de en önemlisi, keşfettiği yetenekleri yıldızlaştırmasıyla bilinir. “Ben yıldız futbolcuya değil, yıldız futbolcu yaratmaya inanırım...” cümlesidir onu en iyi anlatan.

Onun çocuk sayılacak yaştaki öğrencileri dünyanın en zor ligi kabul edilen Premier Lig'de mücadele verirken, keyif veren futbollarıyla izleyenlere seyir zevki yaşatırlar; her ne kadar son sezonlarda şampiyon olamasalar da: Cesc Fabregas, Theo Walcott, Aaron Ramsey, Jack Wilshere, Carlos Vela, Denilson ve diğerleri…

Son altı sezondur şampiyonluğu kazanamadığı halde Arsenal taraftarının değişilmezidir Wenger. Her maçta adına söylenen şarkılar yankılanır Emirates tribünlerinde. Ama sadece onun ve futbolcularının adına söylenen şarkılar... Başkanlara tezahürat yapılmaz futbolun beşiğinde zira. Ne “Peter Hill-Wood”, ne de “Ken Friar” adını duyarsınız tribünlerde. “Büyük başkan el salla” tezahüratı pek bilinmez bu diyarlarda.

Ama Peter Hill-Wood dünyanın en büyük futbol kulüplerinden birinin başkanıdır, siz bilmeseniz de...

• • •

Konu açılmışken… Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım’ın adını bilmeyeniniz var mı?

Güzel ve yalnız  ülkemde, Cumhurbaşkanının adını bilmeyenler bile bilir herhalde onun adını. Okuma yazmayı yeni sökmüş çocuklardan, futbolla hiç ilgisi olmayanlara kadar hemen hemen herkes…

Hani şu her yenilgiden sonra hakemlerle, Futbol Federasyonu’yla, diğer kulüp başkanları, yöneticileri, hatta eski futbolcularıyla sürtüşmelerini okuduğumuz, takımla ve maçlarla ilgili yorumlarını sıklıkla duyduğumuz, soyunma odalarının, gazetelerin spor sayfalarının değişilmezi, maçlarda kameraların odak noktası başkan... Kötü giden sezonlar, kaybedilmiş kupalar sonrasında gergin basın toplantılarında önce istifa ettiğini açıklayıp, sonra “camianın baskısına” (!) dayanamayarak geri dönen başkan... Kimbilir kaç kez! Başkanlık seçimi öncesinde üç sene şampiyonluk sözü verip, bir sezon daha hüsran yaşayan başkan…

“Dünya kulübü” olma iddiasında, onlarca milyonluk stada, onlarca milyonluk bütçeye ve kadroya sahip, üç senedir kupa kazanamamış Fenerbahçe’nin, 1998 senesinden beri sürdürmekte olduğu başkanlığı döneminde 12 değişik teknik direktörle çalışan işadamı…

Aynı zamanda, yaklaşık 50 senede bir kez Dünya Kupası finallerine Ulusal Takım gönderebilmiş Türkiye futbolunun ‘Kulüpler Birliği Başkanı’... Sıklıkla, “Söz gümüş ise sükût altındır” sözünü hatırlatan...

Son maçta kaçan şampiyonluktan sonra bir kez daha manşetlerde, hemen hemen her televizyon kanalında Sayın Aziz Yıldırım... Maç satmakla suçladığı eski kalecisinden, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı’na kadar sözünün uzandığı herkesi karşısına almış: Federasyon, hakemler, rakip takımlar, basın...

Oysa büyük olmak için büyük gönüllü olmak, kalpleri fethetmek gerekir. Mağlubiyet zamanlarında bile gönülleri kazanmaktır büyüklük...

Sezonun son maçında kendi kaderini kendi yazdı Fenerbahçe. Trabzonspor karşısında kazansaydı şampiyondu. Mesele bu kadar basitti aslında... Tıpkı Premier Lig'de, sezonun son maçında kendi evinde Wigan’ı sekiz golle uğurlayarak şampiyonluk kupasına uzanan Chelsea gibi kazansaydı. Ama olmadı ve Türkiye futbolunda gündem bir kez daha rayından çıktı.

Oysa zaman Bursaspor’un başarısını konuşma zamanı olmalıydı. Gün, “Anadolu Devrimi”nin fitilini ateşlemiş Yeşil Timsahlar'ı alkışlama günüydü. Kaybedenleri değil, kazananları kürsüye çıkarmalıydık.

Ama olmadı.

Şimdi sizin hikâyeniz yüreğinden yaralı. Hem de ne yara! Şampiyon olamadığınız için değil ama gönülleri kazanamadığınız için… Kaybederken bile büyük olamadığınız için… Tüm ülkenin sempatisini kazanma fırsatını elinizin tersi ile ittiğiniz için… Premier Lig'den düşerken bile hep birlikte “Look at the bright side of life” (Hayatın gülümseyen yüzüne bak) şarkısını söyleyen, takımlarını muhtemel bir daha Premier Lig'de göremeyecek Portsmouth taraftarları kadar olamadığınız için...

Dünya kulübü olmak için, 55 bin kapasiteli bir stat, peynir ekmek gibi ürün satan “Fenerium mağazaları”, milyonlarca avro harcanarak kurulmuş bir takım, dünya futbolunun yıldızları yetmez zira… Yetmez! Büyük olmak için büyük gönüllü olmak gerekir.

Yedi düvelle kavgalı, istenmeyen, sevilmeyen, asabi bir başkan, kaybedilmiş her maç sonrası geleceği başkanın iki dudağının arasından çıkacak bir kelimeye bağlı, endişe ile bakan bir teknik direktör ve üç sezon için sözleşme yapılıp bir sezon sonra gönderilen teknik direktörlere ödenen milyonlarca avroluk tazminatlar yetmeyecektir dünya kulübü olmaya; yazın bir kenara!

Şimdi; sorsalar size, “Peter Hill-Wood’dan, Aziz Yıldırım’a, nasıl bir başkan isterdiniz?” sorusunu…

Sahi cevabınız ne olurdu?