Hepimiz birimiz, birimiz hepimiz...

|

Hepimiz birimiz, birimiz hepimiz... A Hepimiz birimiz, birimiz hepimiz...


Bisiklet sporunu farklı yapan şey ne? İnsanla ve doğayla iç içe olması mı? Trajedilere ve büyük zafer hikayelerine çok kısa bir zaman diliminde yer vermesi mi? Eski çağlardaki gladyatör savaşlarını anımsatan acı ve dayanıklılık öyküleri mi? Sporcuların geçtiği unutulmaz yollar, efsanevi manzaralar mı? Saatlerce süren fiziksel ve psikolojik mücadele mi?

Bradley Wiggins’in 2012 Fransa Bisiklet Turu’ndaki zafer yürüyüşü bambaşka bir şeyi anlattı bizlere. Bisikleti belki de bisiklet yapan en önemli unsur, takım kültürü. Tek bir liderin etrafında toplanan, onun için terinin son damlasına kadar savaşan bisikletçiler. Gerektiği zaman bisikletini liderine veren, yarış boyu onu kazadan koruyan, ihtiyacı olduğu zaman takım arabasından su ve yiyecek getiren adamlar. Bisiklet diliyle, domestikler. Yani hizmetçiler…

Bu seneki Tur’u başından beri domine eden Britanyalı Team Sky, lideri Bradley Wiggins etrafında kurulmuş bir takım. 2009’da kurulduklarında hedeflerinin “5 sene içinde bir Britanyalı şampiyon” olduğunu ifade etmişlerdi. O zaman gülüp geçenler, bunun olmasının imkansız olduğunu söyleyenler Wiggins’in gelişimi sonrası ne yapacağını şaşırdı. 2012 yılına fırtına gibi giren Wiggo, aylardır bunun mesajını veriyordu aslında. Önüne çıkan her şeyi kazandı ve Tur’un en büyük favorisi olduğunu defalarca gösterdi.

Mesele Bradley Wiggins’in rakipleri değildi. Britanyalı bisikletçi, hepsinden daha güçlü ve formda gözüküyordu. İngiliz basını her gün kahramanının hikayelerini işliyor, kendi bisikletçilerinin dünyanın en büyük yarışına iddialı gelişini sayfalarına taşıyordu. Kazandıkça daha da coştular, daha da büyük saygı duruşları eşliğinde yoldaki mücadeleye anlam kazandırma yolları aradılar.

Sorun Team Sky’ın içinde başladı. Bradley Wiggins herkesten çok güçlü gözüküyordu, tırmanış etaplarındaki dayanıklılığı, zamana karşıdaki müthiş performansı adının tepeye konmasına yetecekti. Fakat bir takım arkadaşı her şeyi değiştirdi. Chris Froome’dan bahsediyorum. Rolü, liderine yardım etmek, onun için gerekirse her şeyi yapmak olan Kenya asıllı bisikletçinin tırmanışlarda Wiggins’ten daha iyi olduğu ortaya çıktı. Atak yapsa, belki de Tur’daki liderliği ele geçirebilirdi. Yapmadı, yapamadı. Takım emirleri, lideriyle kalmasını salık veriyordu. Öyle de yaptı, Bradley Wiggins’in en önemli hizmetkârı oldu.

Fransa Bisiklet Turu’nu kazanma fırsatı elinize hayatta kaç defa geçer? Geçenlerde L’Equipe’e verdiği röportajda bundan bahsediyordu Froome. Senelerce çalıştığınız, uğruna her şeyini verdiğiniz bir amaca bu kadar yakınken nasıl başkası için mücadele edersiniz? İçinizden bir ses “Git hadi” demez mi? Bir kere dışında bunu yaptığını görmedik Team Sky bisikletçisinin. Bir kere liderine karşı geldi, o da kısa sürdü. Takım emirleri geri dönmesini söyledi, belki de kendi istedi. Bekledi, liderinin gelmesini bekledi.

Tarihin en çok kazanan bisikletçisi Eddy Merckx’in spora zarar verip vermediği sorulduğunda zamanın Fransız yazarı Pierre Chany şöyle cevap vermişti: “Moliere tiyatroya zarar verdi mi? Bach müziğe zarar verdi mi? Bunları tartışmıyorsanız Merckx’i de tartışmayın…”

Bradley Wiggins, 2012 Fransa Bisiklet Turu şampiyonluğuna doğru yürürken neyden bahsedeceğiz? Bach ve Moliere ile sorunumuz yok, Team Sky’la ise biraz var. Chris Froome’un belki de hayatının en büyük fırsatı ellerinden kayıp giderken, bu sorunun cevabını bir kez daha düşüneceğiz. Bisikleti gerçekten farklı yapan ne? Bradley Wiggins, belki de Paris'te Pazar günü Tur zaferini kutlayacak. Bizim kafamızda ise bu sorular yankılanacak, tekrar ve tekrar...

İNAN ÖZDEMİR