Yüzmede yüzyılın rekabeti mi?

|

Yüzmede yüzyılın rekabeti mi? A Yüzmede yüzyılın rekabeti mi?


Hayatında bir kez Olimpiyat altını kazanan biri bunu asla unutmaz, iki tane alan çoktan tarihe geçmiştir, dört tane alan evinde özel bir bölme yaptırır. Peki 14'ü altın olmak üzere 16 Olimpiyat madalyanız varsa ne yaparsınız? Kendinize ayrı bir daire mi tutarsınız, bir odayı baştan başa müze haline mi getirirsiniz?

Michael Phelps'in ne yaptığını biliyor musunuz? Tarihi baştan yazdığı, adını Olimpiyat tarihinin en büyük efsaneleri arasına sokan, belki de en büyüğü yapan madalyalarını annesinin ona verdiği küçük bir makyaj çantasına koymuş, odasında alelade bir yerde saklıyor. İnanabiliyor musunuz? Sydney'de 15 yaşında yarışıp rekor kıran, 19'unda Atina'da 6 altın, 2 bronz alan, 23 yaşında Pekin'de 8 altın kazanan adam, uğruna tüm çocukluğunu, gençliğini verdiği Olimpiyat Oyunları tarihini küçük bir makyaj çantasında tutuyor.

Amerikalı yüzücü, böyle birisi. Bazen cool, bazen sıradan, bazen efsane, bazen de sadece bir çocuk. 2012 Londra Olimpiyat Oyunları'ndaki en büyük rakibi Ryan Lochte gibi. İkisi de çok fazla çalışmayı sevmiyor, çok fazla çalışıyor, havuz dışında enteresan hareketleri ve dostlukları ile tanınıyor, yarışlarda sürekli birbirini geçmeye çabalıyor, manşetleri kimseye bırakmıyor.

Michael Phelps uzun yıllar dünyanın en iyi yüzücüsüydü. Yetişme döneminde Ian Thorpe ve Pieter van den Hoogenband'i izleyen ve ikisinden de hem yüzme hem de karizma anlamında ilham alan Amerikalı, 2004'ten 2008'e kadar yaptıkları ile spor tarihinin en büyükleri arasına girdi. Rekorlar, madalyalar, şampiyonluklar. Phelps rakipsiz görünüyordu. Öyleydi de...Pekin 2008'den sonra düştüğü boşluk, her şeyi değiştirdi. Bir an eksenini kaybetmiş, tökezlemişti. En büyük rakibi affetmedi. İlk gençlik yıllarından beri Michael Phelps'in arkasından, ikinci basamakta yer almaya alışmış Ryan Lochte, bu sefer kendi zamanının geldiğini biliyordu. Hayatı boyunca beklediği fırsatın geldiğini anlamıştı.

Ryan Lochte daha farklıydı. Michael Phelps kadar yenilmez görünmüyordu. Daha sıradan bir gençti. Lil Wayne dinliyor, kendi özgü garip bir İngilizceyle konuşuyor, hip-hop danslarındaki uzmanlığı ile dikkat çekiyordu. Dans ederken, sörf yaparken, arabasının arkasında çantasından bir şeyler alırken kendini sakatlamayı başarıyor, tarihe böyle küçük kazalarla geçecek biri olarak görünüyordu. Pekin'den sonra her şey değişti. Kendine dikkat etti, fast-food tutkunluğunu bir kenara atarak beslenmesine dikkat etmeye başladı, antrenmanlarında daha disiplinli oldu.

2011 Dünya Yüzme Şampiyonası, Ryan Lochte'nin kariyer zirvesi oldu. 5 altın, 1 bronzla oyunlara damga vurmakla kalmadı, dünyanın en iyi yüzücüsü olduğunu da cümle aleme kanıtladı. 

Şimdi sırada Londra 2012 var. Michael Phelps, son Olimpiyat Oyunları'nda üç madalya daha alarak tarihin en çok madalya kazanan ismi olmayı planlıyor. Amerikalı efsane, 7 dalda yarışacak. Ryan Lochte ise 6 dalda havuzda olacak. 200 ve 400 metre bireysel karışık, ikilinin kapıştığı alanlar olacak.

Amerikan Yüzme Seçmeleri'ni bile tüm dünyaya izleten, daha sonra bunun gerçekleşmesine şaşıran ikili, 2012 Olimpiyat Oyunları'nın ilk haftasına damga vuracak. Bir efsane, bir de prens. Tarihin en iyi yüzücüsü, dünyanın halihazırdaki en iyisine karşı gelecek. İngiliz yazar Peter Ackroyd belki de bir sonraki "Londra Tarihi" kitabını onların üzerine kaleme alır.

İNAN ÖZDEMİR