Geçilmesi teklif dahi edilemez

|

Geçilmesi teklif dahi edilemez A Geçilmesi teklif dahi edilemez


Yetenek ve çalışmayla birlikte bir sprinterde en aranan özelliklerin başında kendine güven geliyor. 2012 Olimpiyat Oyunları öncesi Jamaika seçmelerinde vatandaşı, antrenman partneri Yohan Blake'e geçildiğinde Usain Bolt'un fiziksel durumunun eskisi kadar iyi olmadığı konuşulmuştu. Eğlence hayatına fazla daldığı, formda olmadığı dedikoduları vardı. En önemlisi özgüveni darbe almıştı. "Geçilmez, geçilmesi teklif dahi edilemez" statüsü sarsılmıştı. Dünya, Londra 2012'ye dair beklentilerini sıralarken Yohan Blake'i de unutmuyordu.

Jamaikalı atletin çevresi, başta koçu Glen Mills olmak üzere, en baştan başladı. Bolt sert bir antrenman temposuna girerken, dereceleri kademeli biçimde yükseliyor, kendine güveni geliyordu. Her yerde ilgi odağı olmayı sürdürüyor, yaptığı iddialı açıklamalarla Londra'ya efsanesini katlamaya gittiğini söylüyordu. Sadece Blake değil, Asafa Powell, Justin Gatlin, Tyson Gay gibi zorlu rakipleri olduğunu ifade ederken yine de kazanacağını söylüyordu.

Bolt, rakiplerinin yanında tarihe de meydan okuyordu. Londra 2012 öncesi İngiliz gazetesi Guardian'a verdiği röportajda "Benden önce onlarca efsane geldi geçti. Fakat bu benim zamanım" diyordu. Uzmanların Yohan Blake'le onu kıyaslayan teknik analizlerine kulak asmıyor, çıkışta zayıf olduğu, Dünya Şampiyonası'ndaki fodepardan dolayı korktuğu yönündeki eleştirileri dikkate almıyordu. Kazanacaktı, bu kadar basit.

Jamaikalı atletin dünyaya, hayata, atletizme bakışı geçmişten bugüne hep basitlik üzerine kuruluydu. Kaybettiği, kötü performans gösterdiği yarışlarda neden yenildiği konusunda çok uzun mazeretler sunmuyor, "İyi uyuyamadım, iyi beslenemedim" şeklinde kısa yanıtlar veriyordu. Kazandığı zaman da çok fazla işin teknik kısmıyla ilgilenmiyor, eğlenmeye bakıyordu.

Usain Bolt'un dünyasında eskiden beri her şey çok basitti. 2008'de atletizm tarihine geçecek 100 metre finalini koştuğunda herkes şaşkındı. Formu, dereceleri, gelişimi üst düzey olan atletin böylesine  bir zafer elde etmesi sürpriz değildi belki. Bu kadar kolay geçmesi de geçmişte sıkça görülen bir durumdu. Evet derecesi inanılmazdı ve uzun süre kırılamayacağı düşünülen 100 metre rekoru yerle bir olmuştu. Lâkin en önemlisi Jamaikalı atletin son metrelerdeki rahat tavrıydı. Elini kolunu sallayarak finişe geliyor, sağa sola bakarak yarışını tamamlıyordu. Bunu yapmasa belki de hala benzerine rastlanmayacak bir derece gelecekti fakat yaptı. Çünkü canı bunu yapmak istiyordu.

Jamaikalı atlet, 100 ve 200 metre literatürüne "yürüyüş" kelimesini böyle getirdi. Kazandığı çoğu yarışta son kilometrelerde yavaşlıyor, sağa sola bakarak finişe geliyordu. Buna rağmen gelen muhteşem dereceler, kırdığı rekorların yanında, daha gidilecek yolu ve kıracak rekoru olduğunu düşünenlerin yetinmemesine sebep oluyordu. Daha fazlasını yapabilirdi, sadece bunu istemiyordu. Oysa Usain Bolt mutluydu. Yaptıklarıyla, kazandıklarıyla, zaferleriyle yetiniyor, gerisinde eğlenmeye bakıyordu. Daha fazlasını nasıl olsa başka bir gün yapabilirdi.

Londra 2012'deki 100 ve 200 metre finalleri "Bolt Efsanesi" için kritik önem taşıyordu. İkisinde de Yohan Blake'e geçilebileceği konuşuluyor, formu tartışılıyordu. İkisinde de çıktı, rahatlıkla kazandı. Dereceleri muazzam, zaferleri meydan okumaydı. 200'ün sonunda rahatlayıp yine elini kolunu salladı, belki de dünya rekoru bu yüzden gelmedi.

Övgülerin, sayfalarca methiyenin yanında eleştiriler ya da keşkeler yine olacaktır. Fakat belki de Usain Bolt fenomeninin böylesine büyük olmasının nedeni bu. Kendi ifadesiyle dünyada 7 milyar insan var ve onlar arasında en hızlısı olduğunu bilmek kadar müthiş bir şey yok. Usain Bolt, Londra'da bunu hatırlattı hem dünyaya hem kendine. Yarış sonrasında şovunu yaptı, kenardaki gazetecilerden bir fotoğraf makinası ödünç alıp onların fotoğraflarını çekti. Tarihe en büyük efsaneler arasında geçmeyi garantilediği akşamda başka birkaç şeyi daha ölümsüzleştirdi. Bolt mitini, efsanesini, algısını...

İNAN ÖZDEMİR