TEKEL işçisini işten atanlar mı çözecekmiş Kürt sorununu?

|

TEKEL işçisini işten atanlar mı çözecekmiş Kürt sorununu? A TEKEL işçisini işten atanlar mı çözecekmiş Kürt sorununu?

GÜLŞEN İŞERİ
gulseniseri@gmail.com
Pek çoğumuz onu dizilerde tanıdık. Popüler kültür her zaman olduğu gibi etkili silahını kullanıyordu. Avrupa Yakası’nın Cem’ini hepimiz çok sevmiştik. Son sinema filmi ‘Abim’de ise farklı, hatta bizleri bir hayli şaşırtan bir karakterdeydi. Yılların başarılı tiyatrocusu Levent Üzümcü’ye göre gayet normal: “Bir oyuncu her rolü oynayabilmeli.” Dizi ve sinema da izleyenler Levent Üzümcü’yü mutlaka tiyatro sahnesinde görsünler derim. Bugünlerde Üsküdar Müsahipzade Celal Sahnesi’nde ‘Maskeliler’ adlı oyunda. Maskeliler ise çok özel bir oyun. İsrailli yazar Ilan Hatsor’un yazdığı, Nebil Tarhan’ın Türkçe’ye çevirdiği ve Taner Barlas’ın sahneye koyduğu oyun İsrail-Filistin sorununa ayna tutmaya çalışıyor. Oyun, Filistinli üç erkek kardeşin fikir çatışması üzerinden İsrail-Filistin savaşına farklı bir bakış getirirken, elbette ki daha çok bizi Filistin sorunuyla karşı karşıya bırakıyor. Oyunda nesnel bir bakış açısı hâkim. Oyun vesilesiyle bir araya geldiğimiz Levent Üzümcü’yle Türkiye’nin tüm hallerine dokunduk…

»‘Abim’ karakterinde farklı bir Levent Üzümcü’yle karşılaştık… İnsanları şaşırtmayı seviyorsunuz sanıyorum, ne dersiniz?
İçinde bulunduğumuz beğeni düzeyi biraz sığ, insanlar sizi belli imajlarla beğeniyorlar. Bu geleneklerinde var.  Anlatıcı geleneğinden geliyor bizim beğenilerimizde. 

»Mesela?
Özellikle televizyon dizilerinde sevilmiş olan karakterler, bir rolü 100-200 kez oynamışsa o şekilde beğenilir. Dünyada da bu böyle. Bunu kırmak istedim açıkça söylemek gerekirse. Bizler oyuncuyuz, birçok şeyi yapabilmenin eğitimini aldık. Çok farklı rolü oynayabilmenin, çok farklı tarzdaki oyunun içinde var olabilmenin eğitimini aldık. Ben bir parça bu beğeni düzeyine ses verebilmek için, bu beğeni düzeyine karşı çıkış için ‘bakın bunu da yapabiliyorum’ dedim. Yoksa Levent Üzümcü yoktu orada. Levent Üzümcü sizin burada konuştuğunuz, yemeğini yiyen sıradan bir insan. Ben böyle yaşıyorum hayatımı. Ama bu benim işim, iş yaparken de çok fazla kısıtlamıyorum kendimi.

»‘Abim’ filmindeki Arif karakterini oynadınız, zihinsel engelli birini… Bunu izleyiciye mesaj verme olarak değerlendirebilir miyiz? 
Engelli insanların yaşantısı ile ilgili bir şeyler söylemek istedim. Ben genellikle filmler yaparken buna dikkat ediyorum. Bir iş yaparken çocuklarıma iyi bir şeyler bırakacak olmam çok önemli. “Beyza’nın Kadınları”nda çocuk tacirlerinin karşısındaydı, burada da engellilrein durumuna bir parça dikkat etmeye çalıştım.

»Engelliler de bu toplum içinde azınlık. Azınlıkları nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizde karşılığı nedir?
İnsanların geldikleri etnik kökenler, ya da inanışındaki farklılıklarla ilgilenmiyorum. Ben ötekinin ya da azınlığın dünyanın her yerinde, aklı, fikri, vicdanı hür insanlar olduğunu düşünyorum. Bunlar hangi ırktan, hangi mezhepten, hangi dinden gelirlerse gelsinler; aklı fikri, vicdanı hür insanlar dünyada azınlıklar. Onun dışında sizin hangi kandan geldiğiniz, hangi dili konuştuğunuzun fazla bir önemi yok. Aklı, fikri, vicdanı hür insanlar aynı dili konuşurlar çünkü. Onun için Türkiye’deki ötekileştirme çabalarını bir tarafa bırakın, tek bir azınlığın bunlar olduğunu göreceksiniz...

»Bir yandan tiyatro, bir yandan sinema ve televizyon. Sanıyorum Avrupa Yakası’nın Cem’iyle bir hayli konuşuldunuz. Şimdilerde dizilerde yok etmeye çalıştığımız kültürler ekranda. Bu kapitalizmin geldiği son nokta mı?
Kapitalizmdir tabii. Başka bir açıklaması yok... Beyoğlu’nda 70’lerin albümü yok satıyor filmlerde gördüğümüz için. Bu normal karşılanabilir. ‘One Minute’ denildi ardından da hemen Filistin dizisi, TRT de destek verdi. Burada kapitalizmin değerlerinin satışı var. Satıştır bu. Tüket, sat...  Ayakkabının topuğu mu kırıldı, at yensini al... Kapitalizmin en önemli değeri budur, tüket tüketebildiğin kadar,  oburlaş. Alevi olayı mı oldu, ‘Aleviler 20 milyon bu ülkede’,  koy bir dizi tamam... Tamamıyla satış bu işler...

»Diziler sadece tüketmeye mi yönelik?
Senin bu ülkede ne kadar iyi oyuncu olduğunun önemi yok. Oscar bile alsanız durum değişmezdi. Bu ülkede algılanan durum başka.

»Algı nasıl gerçekten?
Bakıyor, ‘ah, ne yakışıklı çocuk, ne güzel kız’ bitti. Televizyon dizileri için durum bu.

»Bu durumu yaratan kimler? Dizilerde uzun çalışma saatleri var. Sendikalı olamıyorlar vs… Bu ülkede yanlış giden ne?
Televizyon kanalların sahiplerinde iş bitiyor. Sendikalıysanız tamam. ABD’de, o beğenmediğimiz kapitalist ülkede iki tane ulaşımcılar sendikası, iki tane de  televizyoncular sendikası var. Amerika’nın en kuvvetli derneklerinden biri; Sarhoş Şoförlere Karşı Annelerin Derneği. (Mothers Against Drunk Driving (MADD).  İstemedikleri adam senatör seçilemiyor mesela. Bunlar sosyal bilinçtir. Devletin sosyal devlet olması, halkın sosyal halk olmasıyla igili.

»Türkiye’de sosyal bilinç yok mu?
Tabii ki. Bir de şöyle bir şey var: Devlet zoruyla demokrasi olmaz ki, demokrasi halk inanıyorsa olur. Devlet diyor ki, artık bundan sonra demokrasi var Türkiye’de... Allah allah, bundan önce yok muydu?

»Mesele de burada değil mi? Bugüne kadar demokrasi yoktu diyorlar.
Evet. Hani demokrasi araçtı amaca gidilmesi için. Halk da diyor ki, ‘yaşasın demokrasi’. Demokrasinin anlamını bilmyenler dışarıda demokrat oldular.

»Gelelim tiyatro oyununuza… ‘Maskeliler’in yazarı İsrailli yazar Ilan Hatsor. İsrailli yazardan Filistin oyunu, nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ben oyunla ilgili hiçbir yorumda bulunmadım. Aslında oyun üç kişi arasında geçiyor ve evrensel bir konu. Savaşın içinde doğrular, yalanlar, kan bağı... Ben bu olaya çok da fazla İsrail-Filistin meselesi olarak bakmıyorum. Dünyanın her yerinde sanatçının evrenselliği yakalaması gerekiyordu. Tanık olduğu mevzu ne: İsrail- Filistin meselesi. Bugün Beyrut’ta başka bir şey mi yaşanıyor? Diyarbakır’da başka bir şey mi? Bu coğrafyada yaşanmasının pek çok nedeni var. Bu coğrafyada yaşanmasına göz yumulmasının da pek çok nedeni var. Bunları biliyoruz. Ama öyle bazı noktalar var ki, sözler kifayetsiz kalıyor.

»Bu oyun Filistin bombalanırken de oynanıyordu. Neler hissettiniz?
Geçen yıl Filistin bombalanırken ben de bu sahnede bu oyunu oynuyordum evet. Oyunun finalini getiremedim. Hayatımda ilk defa sahne üzerinde kilitlendim. Çünkü yıkıntıların altında kalmış çocukların ellerin gördükçe hisleriniz başka oluyor. Sizin artık hangi siyasi görüşte olduğunuzun önemi de yok. Aklı, fikri hür bir insansanız tek bir parti var: Vicdan.

»Peki, Türkiye’nin Ortadoğusuna nasıl bakıyorsunuz?
En yakın arkadaşı Bingöllü Zaza olan biri olarak şunu söyleyebilirim: Anlayamıyorum var olan problemin bugüne gelmesini. Biz bunları 20 yıl öncede görebiliyorduk. Bu mayanın tutup da yoğurtlaşma süreci o kadar zaman aldık ki, bugün alacağınız kararlarla kimseyi memnun edemezsiniz artık. Bundan sonrası içinde öngörüm yok. Öylesine kırıldı, filizler öylesine öldüler ki... Sanat buna bir parça karşı çıkıyor.

»Sanatın etkili gücü nerede peki? Daha ciddi sorunda burada, yakınımızdakileri göremeyecek kadar uzağız…
Çıkıyor bir tane Kürt asıllı yönetmen film çekiyor, film gidiyor Oscar’a aday oluyor. Söylemek istediğini söylüyor. Bu sanatın gücü. Çok net kararlar almanız gerekiyor. Çünkü bugün yavaş yavaş dünyaya baktıkça, bir şeylerin değiştiğini gördükçe, nerede kaldık ki biz diyorum. Almanya’da yaşayan Türk çocukları için okul açtırmayı biliyorsun, sen bugün Filistin’in, İsrail topraklarında var olmasını savunuyorsun, Çin’de yaşayan Uygurların durumunu sahiplenip, onlara yardım ediyorsun; ama sen bugün kendi ülkenin içinde yaşamış olduğu 30 yıllık trajediye nereden bakacağını bilmiyorsun. Birlikte bu ülkenin özgürlüğünü kazanmış insanlara Uygur Türkleri’nden biraz daha yakın olman gerekmiyor mu?

»Yakınımızdaki daha fazla can yakıyor ondan mı acaba?
Sonuçta problem aynı. Uygur Türkleri, Uygurca konuşmak istiyor, kendi kimlikleriyle yaşamak istiyorlar. Burada da aynı şey. Bir parça bu adamlara da Uygur Türkü muamelesi yap. Çok mu zor, çok mu acı? Asıl problemi hepimiz biliyoruz tabii. Bizler o kadar dışlıyoruz ki onları, biz onların kültürünü, dilini dışladığımızda zannediyoruz ki,  bu olayın üstesinden geleceğiz.

»Sosyalist düşünceye sahip olduğunuzu her fırsatta dile getiriyorsunuz. Bugün sosyalistlerin durumu ne?
Topluma bakacak olursak;0 sokaklara çıkmadığı için artık sandıkta gösteriyor toplumsal muhalefet kendini. Hemen şunu da hatırlatalım: İsviçre’deki halk toplandı,  ‘cami minaresi yapılmasın’ dedi ve yapılmayacak mı? Böyle bir şey olabilir mi? Demokrasi kendini yok etmek isteyen kötü ruhlu insanlara karşı en savunmasız sistemdir. Demokrasiyi yok etmek isteyenlerin ağzından da demokrasi lafı düşmez.

»Demokrasi sorununu çözmek için ne yapmak gerek? Biliyorsunuz demokratik açılımımızda söz konusu…
Ne yani bugün Kürt problemini çözmek Çamlıca tepesindeki içkiyi yasak eden hükümete mi kalacak? Yapmayın Allah aşkına! Moda iskelesinde içkiyi yasak eden mi çözecek Güneydoğu sorununu? Kör müyüz biz? 12 bin TEKEL işçisini işsiz bırakan bir hükümet mi çözecek Kürt meselesini? 12 bin işçinin sorunun çözememiş ki bunlar... Empati falan geçin. Bugün 1980’le 2000’de olanların problemini çekiyoruz. Güneydoğu’da yaşanmış olan hukuksuzluğun sıkıntısı bunlar. Kabaca sorun çözülsün diye oraya aktarılan paranın haddi hesabı yok. Korucuya para, uzman çavuşlar yolla, para... Her korucuya aylık ver. Bak işte uzman çavuşun üzerinden çıkan mermi korucu mermisi çıktı. Ne yapacaksın şimdi?

“Karayollarında oto tamircisi bir adamın oğluyum ben”
»Biraz geçmişe gidelim. Aslen İzmirlisiniz. Halkın içinden gelen bir oyuncu olduğunuzu söylemek yanlış olmaz değil mi?
Halktan kopuk oyuncu olmaz ki. Ben hiçbir zaman çok tanınıyorum, herkes beni tanıyor, herkes bana bakıyor gibi bir girdabın içine girmedim. Ben köylü ayakkabıları satarken de bu insandım. Liseye giderken de bu insandım. Üniversiteye giderken de bu insandım. Ben değişmedim ki... Ama geliştiğimi söyleyebilirim. Paylaşım sitelerinden bazı arkadaşlar buluyor. Lisedeki en yakın arkadaşlarımdan biri şöyle yazmış: “Beni hatırladın mı?” Ne oldu, hafızamı mı kaybettim. Nasıl unuturum ben seni. Sanki sen ünlü oldun baaşka bir hayatta yaşıyorsun. Geçmişinle ilgili her şeyi unuttun. Yok böyle bir şey. Değişen bir şey yok, gelişen bir şey var.

»Ekran başka bir şey galiba.
Evet ama ekran kimin kafasında ne yaratıyor bilmiyorum, benim kafamdaa bir şey yaratmıyor.
-Ne kazandırdı peki ekran?
Yaşamda daha fazla kabiliyet kazandırdı. Haraket kabileyeti. Nedir bu: Hadi, bugün Sapanca’ya gidip şu otelde kalalım diyebilmektir. Ya da ne bileyim bu akşam evde değil de dışarıda yemek yiyelim diyebilmektir. Bu kadar geçim sıkıntısının olduğu bir ülkede benim için budur. Gideyim kendime ‘porsche’ alayım değildir. Öyle bir insan olamamda. Olmaya çalışırsam da oturmaz öyle bir şey üstüme.
Karayollarında oto tamircisi bir adamın oğluyum ben. Yani gidipte kendimi olmadığım bir yerlerde olmadığım bir insan gibi görürsem, sırf kazandığım para ve şöhretim yüzünden, insanların bana dönüp gülmesine izin veririm. Ben ne olduğumu biliyorum, nasıl bir hayattan geldiğimi, sınıfımı, yaşamdaki zevklerimi biliyorum. Zevklerimin sınırlarını biliyorum. Bu hayatı yaşamaktan zevk alıyorum, bu hayat bana zevk veriyor.

»İzmir’den sonraki serüveniniz?
İzmir’de 18 yaşında çıktıktan sonra Eskişehir’e gittim. 4 yıl Eskişehir’de okudum. Tabii nispeten küçük bir şehirdi İzmir’e nazaran. Benim en büyük şansım İzmir’de öyle bir ailede doğmuş olmak. Son derece demokrat insanlardı.

»Genelde aileler çocuklarının oyuncu ya da sanatla ilgilenen kişiler olmasını istemezler, siz epey şanslısınız…
Bu bir parça açık fikirli olmakla ilgili. İkisi de ilkokul mezunudur. Annemi ya da babamı görsen bunlar kesin üniversite bitirmiş dersin. Taklit yapmazlar, çok geliştirmişler kendini. Babam Ayvalıklı mübadele çocuğu, annem de çeşme Ilıcalı. Egeliler.  Kızkardeşim ve bana karışmadılar tercihlerimizde. Çok büyük bir öğreti. Mesela bana diyorlar, “çocuklarınız oyuncu olsun mu?”  “Bana ne, önce adam olsunlar” diyorum. Onlara ben doğru seçimler yaptıracak baba olayım yeter.

»Siz konservatuar okuduğunuz yıllarda, bu sektör daha da kötüydü maddi anlamda…
Konservatuvar ilk girdiğimde hocamız ilk derste şunu söyledi: Bu işten bir evi bir araba bekliyorsanız, yanlış bölüme geldiniz. İktisadi İdari Bilimler aşağıda. Tabii o zamanlar televizyon kanalları yoktu falan. Sinema bu boyutta değildi.

»Kaygılarınız yok muydu?
Hepimizin kaygıları vardı. Ama sevdik bu işi ve girdik.  Ama şu da bir gerçek: Neden bu işin içine girdğini unuttuğunda tehlikeli oluyor. Neydi beni bu işe sokan dersen tehlikeli.