Sahnede 'devlet' mi var?

|

Sahnede A Sahnede

Seçime az bir zaman kala, 'sakız' krizi ile patlak veren tartışma Devlet Tiyatroları’nın kapatılmasının tartışılmasına kadar uzandı. Ertuğrul Günay, "üzerinde çalışacağız" diyerek, tiyatronun özerk yapısının kaldırılacağının sinyallerini verdi.

'Kriz' tam olarak neyi ifade ediyor? Tartışılan 'Devlet Tiyatrosu Yasası' hangi değişiklikleri içeriyor? Sanata, hele de bu şekilde müdahale etmek nasıl bir etki yaratır? Tiyatrocular ve meslek örgütleri neler düşünüyor?

Tiyatrolarda performans sömürüsüne doğru

Önceki hafta en çok tartışılanlar listesinde kuşku yok ki Başbakan’ın kızı Sümeyye Erdoğan’ın ve beraberindeki polis koleji öğrencilerinin Ankara Devlet Tiyatroları sahnesinde sergilenen ‘Genç Osman’ oyununu terk etmesi vardı.
Bunu yalnızca bir oyun terk etme olarak almak yanlış olur. Bu olayın hemen ardından Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın "bu devirde devletin sanatçısı olur mu?" açıklamaları yaklaşık dokuz yıldır Devlet Tiyatroları’nda yapılmak istenen özelleştirmeleri tekrar tartışılır hale getirdi. Bu tartışmaları şimdi oyunculardan, sanatseverlerden ve tiyatro emekçilerinden dinleyelim.
 
Nedim Saban:

'Tartışmaların seçim öncesi, bir sakız kriziyle ortaya çıkması ciddiyetten uzak'
 
Devlet Tiyatrosu'nun sisteminde bazı hantal noktaların yeniden yapılandırılması konusunda yıllardır ben de görüş bildirdim.
Örneğin, performansa dayalı prim sistemi yurtdışındaki ödenekli tiyatrolarda da uygulanır; repertuarlar iki yıllık yapılarak, bu repertuarlara göre ihtiyaçlar belirlenir.
İstanbul kadrolarında hiç genç sanatçı bulunamaması, gençlerin Anadolu'da çok zor koşullarda çalışmaları, devlet memuru gibi 65 yaşında emekli edilmenin ayıbı ya da tam tersine, bir girenin devlet memuruna tanınan haklar çerçevesinde bir daha 30 yıl boyunca emekli edilememesi tabii ki tartışılır.
Ancak tüm bu tartışmaların seçim öncesinde apar topar, hele hele de bir sakız kriziyle ortaya çıkması ciddiyetten çok uzak.
Kaldı ki, bakanın Devlet Tiyatrosu'nu Sovyetler’e benzeten  çıkışı son derece köksüz: Dünyanın tüm kapitalist ülkelerinde ödenekli tiyatrolar var, İngiltere'de bile tiyatronun adı ‘National Theatre’, daha ne olsun?
“Bütçesinin yarısını özel tiyatroya veririm, her yer tiyatro olur” demek de olmaz.
Seyirci, ucuz fiyata tiyatro izleyebiliyor, özel tiyatroların cesaret edemeyeceği ya da ticari olarak karşılık bulmayacak prodüksiyonlar izliyor Devlet Tiyatroları'nda.
Hele hele son dönemlerde Anadolu'nun neredeyse her kentinde bir sahnede, çok başarılı bir repertuar politikasıyla çok başarılı işler yapıyorlar. Bu topraklarda herkesin öykündüğü festivallere imza atıyorlar.
Bu kadar değerli insanın bir arada olduğu bir kurumu küstürmek yerine, daha verimli çalıştırmanın yolları aranır tabii.
Ama bunu bakan değil, yine sanat insanlarından oluşan kurullar yapar, kurultaylar toplanır, kararlar alınır... Bu işler böyle olur, tepeden inme değil!   
 

Umut Kuruç (Sanatsever):
‘Amaç kültür-sanat hayatına darbe vurmak’
 
AKP iktidarının yapmak istediği şey, aydınlığa, ilericiliğe dair her şeyi karartmak. Hatta yüzlerce yıl geriye götürmek. Bunun en önemli ayağı da kültür ve sanat hayatına darbe vurmak. Bunu İstanbul’da Atatürk Kültür Merkezi’ni, Muhsin Ertuğrul Sahnesi’ni kapatmak istemesiyle görüyoruz. Eğer devlet tiyatroları kapatılırsa, halkın kültürden, sanattan, tiyatrodan bağları kopmuş olur. Çünkü devlet tiyatroları kamu hizmeti veren kurumlardır.
 
Sümeyye Erdoğan’ın bu hareketi ve ardından Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın yaptığı açıklama aslında çok önceden planlanmış bir şey olarak görünüyor. Seçimlerden sonraki süreçte devlet tiyatrolarını aynen sağlıkta, eğitimde olduğu gibi peyder pey özelleştirmektir amaç. Amaç, devlet tiyatroları oyuncularını, belki onlara opera ve baleyi de dahil ederler, performans sisteminde değerlendirmek. Günay bunu da ağzından kaçırdı; ‘sanatta esnek istihdamı sağlamak istediklerini’. Yalnızca oyuncuların değil, bu salonları dolduran insanların yani halkın sanata ve devlet tiyatrolarına sahip çıkması gerekiyor.
 
Oyuncu Tolga Tuncer’e yapılana gelince bu bir pespayeliktir. Tiyatro izleme adabı olmayan bir insanın, tiyatroya gelip, ön sırada oturup, ağzında çikletle sahnede icra edilen emeğe saygısızlık yapması kabul edilemez. Dolayısıyla bu, kurgunun bir parçası olarak tiyatrocuya, oyuna ve sanata bir saldırıdır. Bugün kendisine ilericiyim, aydınım, sanat dostuyum diyen herkesin Tolga Tuncer’e ve devlet tiyatroların sahip çıkması gerekir.
 
 
Orhan Aydın (Tiyatro Oyuncusu):
‘Sürecin adı AKP ve sanat düşmanlığı’
Devlet tiyatrolarının il özel idarelerine devri fikri Türkiye’nin başındaki kara bela. AKP’nin iktidar olduğu dönemden bu yana yani tam olarak dokuz yıldır tartışılıyor. Yalnız devlet tiyatrolarına karşı değil, operaya, senfoniye baleye karşı da yürütülen bir süreç. Aynı süreç heykele, aynı süreç resme, aynı süreç özel tiyatrolara karşı işletiliyor. Bu sürecin adı AKP ve sanat düşmanlığı.
 Kültür ve sanat alanları kentin merkezlerinden öteleştiriliyor. Sanat, insan hayatlarından öteleştirilip yok ediliyor, alışveriş merkezlerine hapsediliyor.
Tiyatrocular bilirler, oyuncular bilirler; oyuncunun işine yalnızca oyunu sahneye koyan rejisör karışabilir. Kültür Bakanı haddini bilmelidir.
 
 
Şahin Ergüney (Devlet Tiyatrosu oyuncusu):
‘Devlet tiyatrosu bu ülkenin oksijenidir’

Tiyatro muhaliftir, tiyatro aykırıdır. Aykırı, muhalif, farklı olana tahammül edemeyen anlayışlar devlet tiyatrolarının kapanmasını canı gönülden destekleyebilirler. Devlet tiyatroları il özel idarelerine devredildiği takdirde, bu ülkenin tiyatro sanatının ne hale geleceğini bilmeyen anlayışlar bu projeyi destekler. Devlet tiyatrosu bu ülkenin oksijenidir. Devlet tiyatroları başka bir yere devredilirse bu ülke havasız kalır.
 

Hüseyin Taş (oyuncu):
‘Tiyatroyu yükseltecek olan, yüreklerdir, özverili ve yiğit yürekler’
Sanatçı muhalif olmalı, muhalif olan sanatçı da devletin olmaz... Ama sanki devlet önce 'sanatçısını' yarattı, şimdi de onu taşerona devretmek istiyor. Devletin 'sanatçıları da' buna direniyor tabii ki. Sanatçının söyleyecek sözü olmalı, devlet onaylamasa da, devletin tiyatrosu devlete rağmen söz söyleyebilir mi? Bu yıllardır tartışılır. Devletin tiyatrosunun, devlete rağmen, hele de sistemi temelden eleştiren sözü olamaz gibi geliyor...

Tolga Tuncer'le ilgili çok şey söylemem mümkün değil. Tam olarak ne oldu bilmiyorum çünkü. Ama ülkemizde tiyatrocuların seçkinci yaklaşımını eleştirmek ve aşmak gerekiyor. Halkı, Anadolu seyircisini
küçümseyen, tiyatro seyircisi deyince smokinli, kravatlı beyefendi ve hanımefendileri anlayan, seçkinci anlayışların karşısındayım. Belli bir elitin değil, herkesin tiyatrosu olmak çok önemli... Özellikle yoksul, emekçi insanların tiyatrosu olmak önemli. Hatta tiyatroyu sokağa
taşımalı biraz da...

Seçkinci anlayış amatör ve yerel tiyatroları da aşağılıyor. Anadolu’da tiyatrolar ve tiyatro salonları artmadıkça tiyatronun ülke genelinde yaygın hale gelmesi de mümkün değil. Her yıl Kültür Bakanlığı’ndan ödenek almak için 'proje' üreten tiyatrolar var bu ülkede ve bu tiyatroların çoğu da politik tiyatro olduğunu, soldan baktığını iddia eden tiyatrolardır. Bakanlık 'eeyyy tiyatrocular, artık size para ödemeyeceğim' dese, bunların önemli bir kısmı o 'çok önemli projeleri' üretmekten vazgeçer. Geçen yıl en fazla 10–15 kez (en fazla 100–200 seyirciye) oynadığı oyunu bu sezon rafa kaldıran tiyatrolar var. Çünkü yeniden para almanın yolu, yeni oyun çıkarmaktan geçiyor. 50 milyon, 50 milyar meselesi değil tiyatroyu yükseltecek olan, yüreklerdir, özverili ve yiğit yürekler. Tiyatro seçkin olanların seçkinler için ürettiği bir sanat değildir.
 
 
R. Onur Duru (AST Oyuncusu):
‘Devletin Tiyatrosu olur mu? Bal gibi olur’
Sayın Bakan, daha önce dile getirilmiş bir projeyi (devlet tiyatrolarının il özel idarelerine devrini) nedense (!) bir anda yeniden gündeme getiriverdi. Devlet Tiyatroları bir ‘cumhuriyet’ kurumudur,  o nedenle en başta büyük bir simgedir. Bunun yanı sıra çok değerli çalışanlarıyla Türkiye’nin en önemli kurumlarındandır. Soruyorlar, “Devletin Tiyatrosu olur mu?” diye, bal gibi olur. Ama tabii böyle olmaz, bu başka bir tartışma mevzusu. Ayrıca DT’nin özel idarelere verilmesi ve sanatçıların bir nevi 4C yasasına eşdeğer bir yasaya emanet edilmesi korkunç. Yani var olana da yapılmak istenilene de, neye bakarsanız bakın pek iç açıcı bir tablo yok.
Tolga Abi’nin yaşadığı bu son derece üzücü olay hakkında çok şey söylemek isterdim. Çok şey de paylaşmıştım facebook’ta filan. Ama bu aşamadan sonrası hem koca bir kurumu hem de Tolga Tuncer’i yıpratmaktadır. Hem zaten basında çok fazla yalan-yanlış haber çıktı. Olay hakkında bilgi almadan kulaktan dolma… O yüzden çok detaya inmeden şunu söyleyebilirim, bir çiklet mevzusu nereye bağlandı ve ilk temsilden beri aynı şekilde oynanan o sahne ne acayip yorumlara maruz kaldı. Bu sadece oyuncunun ve sanatın bağımsızlığına müdahalede filan değil, bambaşka yerlere uzanan çok tehlikeli bir noktadır.
Devlet’in özel tiyatrolara yardım olarak sunduğu rakam bellidir. Bu rakamlar her sene çeşitli basın organlarında detaylı olarak duyurulur. Ancak bu verilen yardımlarla çok sayıda sanatçı tiyatrolarının borçlarının onda birini kapatmaya ve bir şekilde ayakta durmaya çalışırken Devlet Tiyatroları’na ayrılan bütçeyi birazcık incelerseniz görürsünüz ki dengesizlik buradadır, o yüzden dedim zaten “Devletin tiyatrosu tabii, ama böyle olmaz” diye. Yakınmak mı? Bu şekilde bir soru, özel tiyatroları anlamamaktır. Bu konu hep gündemimizdeydi, siz şimdi duyduysanız sizin probleminiz.
Bakan gerçekten 50 milyon TL’yi özel tiyatrolara verirse Türkiye’nin her yerinin tiyatro sahnesi olacağına inanmıyorum. Mevzu bu kadar basit değil. Bakan bu konuya bence yeteri kadar bakamamış. İş sadece sahne açmakta değil ki, asıl mesele, açtığın yerin bir kere tiyatro sahnesi olabilmesi lazım. Hadi diyelim ki açtın, sahip çıkmayacağın ya da kimselere kullandırtmayacağın bir tiyatroyu niye yapacaksın? Sayın Bakan kaç özel veya ödenekli tiyatro çalışanıyla konuşmuş acaba? Kaç opera-bale eserini takip etmiş? Evinde hangi müzisyenleri dinler, hangi felsefi akımdan etkilenmiştir? Anadolu’daki kültürler ve tarihi özellikler hakkında ne kadar bilgi sahibidir? Gerçekten merakımdan soruyorum. Bu iş “al sana 50 kağıt, hadi bakalım” demekle olmaz.
Son olarak Devlet Tiyatroları, diğer ödenekli tiyatrolar, özel tiyatrolar… Bu bir rant kavgası, bu bir yarış değildir. Kurumlar farklı da olsa yapılan iş aynı. Basından özellikle bir ricam var, bütün tiyatro çalışanlarının tek arzusu seyircinin dolup taştığı tiyatro salonlarıdır, bizi yaşanılan tatsızlıklardan ziyade sanatımızla anınız.
 
 
Zeynep Erkekli (Oyuncu):
‘Sözün bittiği yer burası’
Ben bütün özelleştirmelere karşı, ülkesini ve yurdunu seven bir oyuncuyum. Bu canımızı acıtan şeyler çok uzun zamandan beri yaşanmakta ne yazık ki.
Tolga’ya yapılan çirkin müdahale aslında tiyatronun sanatın bağımsızlığına yapılan, telafisi mümkün olmayacak bir müdahaledir. Sözün bittiği yerdir. Kaldı ki devlet tiyatroları bu sorunu kendi içinde çözebilecek durumdadır. Bir devlet bakanının bu konuda söz söylemesi yakışık almadı.


Orçun Masatçı:
'Benim o düş dünyamda herkes istediği sanatı üretebiliyor'
“Devlet(in) tiyatrosu olur mu” sorusu yıllardan beri tartışılan konulardan biri. Ve elbette devlet-tiyatro-ödenek ilişkisi de tartıştığımız en önemli konulardan biri. Devlet tiyatrosunun amacını ve nasıl işlediğini tartışmak neredeyse bir kitap konusu olacaktır, ama elbette yönetilen hükümetten bağımsız olabileceğini düşünmek fazlaca iyimserliktir. Tiyatroların ödenek sorununun nasıl aşılacağı, özellikle yaşadığımız bugünlerde birbirine girmiş kavramların arasından çıkış yolu bulma mücadelesidir de aynı zamanda. Kültür Bakanlığı’nın son yıllarda tiyatrolara yardımları arttırdığı açıktır ve bu durum birçok Anadolu tiyatrosu için olumludur da. Fakat bu yardımların nasıl belirlendiğini, kimin ne kadar pay alması gerektiğini ayrıca sorgulamakta fayda var. Tiyatro, dekoru-kostümü ve emeğiyle, bugünün koşullarında oldukça büyük ekonomik güç isteyen bir sanat dalı. Bu anlamda tiyatroların bu sorunu çözme yolları yerel yönetim-devlet-sponsor yaklaşımlarından çok daha fazlası olmak zorunda. Düşlediğimiz bir dünya var hepimizin. İşte benim o düş dünyamda devlet(in) tiyatrosu yok. Sponsor yok. Yerel yönetimle ilişki yok. Benim o düş dünyamda herkes istediği sanatı üretebiliyor. Paylaşarak çoğalıyor sanat. Alıcısı, üreticisiyle bütünleşiyor ve dayanışma kimseyi aç-açıkta bırakmıyor böylelikle.
 

Zafer Gecegörür (Türkiye Tiyatrolar Birliği Yürütme Kurulu Üyesi/Bartın Tiyatrolar Platformu Sözcüsü):
‘İş başa gelince anlaşılıyor olayın aciliyeti’
TAKSAV'ın düzenlediği Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali'nin 14.sünde Türkiye Tiyatrolar Birliği olarak çatı örgütü üzerine önermelerimiz olmuş ve bir Tiyatro Kurultayı düzenlemiştik. Neydi bu çatı örgütü? Hedef açık ve netti. Süreç içinde var olan ya da canlandırılması gereken ya da kurulması gereken tiyatro örgütlerinin olmazsa olmaz konularda bir araya gelmesini sağlamak. Kısacası tüm tiyatro emekçilerine ve topluluklarına örgütlenme çağrısı yapmak ve tiyatro örgütlerinin oluşturacağı bir çatı yapısını adım adım inşa etmek.
Başka bir biçimde ifade edersek, tiyatro örgütlerini bir araya getirme yoluyla birleşik ve güçlü bir tiyatro muhatabı yaratmak. Olmadı. Kimi örgütler güldü geçti, kimi yapılar kendi örgütlenme adı altındaki krallıklarının ele geçirileceği paranoyasına düştü. Hâlbuki açıkça dedik: Her örgüt bağımsız ve biriciktir. Ama çok önemli konularda örgütler bir araya gelebilmelidir.

İşte iş başa gelince anlaşılıyor olayın aciliyeti. Devlet tiyatrolarındaki son yaşanan olaylar en açık örneğidir. Önce 4C, şimdi sakızdan kapatmaya kadar giden saçma sapan bir tartışma. Şimdi işte tüm yapılar bir arada olabilseydik durum şu an yaşadığımız gibi sinmiş, pasif ve her kafadan başka ses çıkan yapıda olmayacaktı. Çatı örgütü için yapılan o zamanki kurultaya TOBAV yalnızca bir mektup göndererek uzak durmayı seçebilir. Biz ise bu olayların takipçisi, gereken her aşamada destekçisi ve mücadelecisi olacağız.
 
 
Esra Koçak