Devlet Tiyatroları’nı ne yapalım?

|

Devlet Tiyatroları’nı ne yapalım? A Devlet Tiyatroları’nı ne yapalım?

Fırat Güllü (BGST Tiyatro Boğaziçi ve Mimesis Dergisi)

Ailesi iki kuşaktır Devlet Tiyatroları’na hizmet vermiş birisiyim. Belki ilk tiyatro sevgisi de çocukluktan itibaren bu şekilde oluştu. Kurumun ruh halini, içyapısını ve işleyişini çok iyi bilirim. Ancak üniversite yıllarında denemeci ve araştırmacı bir tiyatro anlayışıyla tanışıp, kuramsal birikimim arttırdıkça Devlet Tiyatrosu oyunlarına daha mesafeli ve eleştirel yaklaşmaya başladım. Aslında son birkaç yıldır özellikle İstanbul’da büyük bir yenilenme ve hareketlenme girişimi gözlemleniyor. Yeni salonlar, farklı bir repertuar vs… Ama kurumun artık hantallaşmış ve köhnemiş yapısı içerisinde bunlar da ne kadar süreklilik arz edecek? Emin değilim. Sonuçta olaya sadece kamunun tiyatroya maddi destek akıtması anlamında bakmayalım. Burası tiyatro okuluyla, yazarıyla, kostümcü ve dekorcusuyla ülke sanatına devletin yön vermesi amacıyla kurulmuş bir yapı. Cumhuriyet rejiminin bir nevi ideolojik aygıtı. Oyuncuların içindeki özgür yaratıcılık güdülerini öldürüp onları memurlaştırıyor. Direnebilen çok sayıda insan olduğunu düşünmüyorum bu sürece.

Sonuçta ne yapmak lazım? Bugünün şartlarında bu yapıyı şimdiki haliyle sürdürmeye çalışmak tiyatroya yarar vermez. Mutlaka değişim ve özerkleşme şart. Kurumu bir elitler kulübü havasından çıkarıp esnek ve geçişken bir hüviyete kavuşturmak lazım. Tabanla ve amatörlerle ilişkilerini yeniden kurmak lazım. Sonuçta tiyatro, tıpkı eğitim ve sağlık gibi toplumun vazgeçilmez bir ihtiyacı. Bunu rekabetçi piyasanın kollarına atamayız. Ama kamunun olanaklarıyla çalışacak tiyatrolar için yeni ve öncü modeller üretmek gerekiyor. Bunun için de daha fazla fikir, daha fazla tartışma gerekiyor. Tiyatronun tüm kesimlerini bu süreçlere dâhil etmek gerekiyor. Söz gelimi Devlet Tiyatroları tartışmaları dönüp dolaşıp oyuncular ve repertuar üzerinde yoğunlaşıyor. Neden bir kamu kurumu olarak DT, topluma dönük kapsamlı bir tiyatro eğitimi programı oluşturmuyor mesela. Atölyeler, seminerler, deneyimli oyuncuların amatörlerle birlikte sorumluluk aldığı deneysel projeler, sadece amatörlere dönük festivaller vs…

Sonuçta bir toplumda tiyatro kültürü sadece oyun izleyerek oluşmaz. Mutlaka tabana yayılmış bir faaliyetler ağı örgütlenmeli. Çoğu profesyonel oyuncunun anlamadığı şu: Amatör tiyatro ölürse senin seyircin de ölür. Toplum tabanına yayılmamış bir tiyatro kültürü yapay ve sahte bir bahçede yetiştirilmeye çalışılan bir bitkiden farksız olacaktır. Sık sık Muhsin Ertuğrul’a referans yapılıyor ve herkes onun mirasçısı olduğunu ileri sürüyor. Muhsin Ertuğrul’un tek bir mirasçısı vardı onu da yakın zamanda kaybettik: Beklan Algan. Kamu kurumlarını kullanarak tiyatronun topyekûn nasıl kalkındırılacağıyla ilgilenen bu çapta başka bir isim daha verebilir misiniz? Oysa DT’nin kaynakları bu türden projeleri rahatlıkla kaldırır. O zaman DT halkın sahiplendiği bir kurum olur. Şimdi deniyor ki AKP, son Kemalist kale olan DT’yi de yıkacak, tüm hesaplar bunun üzerine. Ben de şunu soruyorum: Muhalif insanlar olarak bizler halkın vergileriyle işleyen bu türden bir yapının sırf AKP karşıtlığı yüzünden aynen devam etmesini mi savunacağız?