Peru da Latin Amerika'daki sol dalgaya katıldı

|

Peru da Latin Amerika A Peru da Latin Amerika

Latin Amerika'da siyasi sola dönen ülkelere Peru'yu da ekleyin. Perulular, geçen pazar günü düzenlenen seçimlerde 48 yaşındaki eski ordu subayı Ollanta Humala'yı Devlet Başkanı seçti. Bu Humala'nın başkanlık için ikinci girişimiydi. 2006’da az bir farkla seçimi kaybetmişti. Peru'nun önde gelen politikacıları o dönemde bir araya gelip, -WikiLeaks belgelerinden de öğrenildiği üzere- Amerikan elçiliğinden de yardım alarak, Humala'yı Peru'lu Hugo Chavez olarak karalamıştı.

WikiLeaks belgeleri, aynı yıl içinde Meksika sağının ve ABD Dışişleri Bakanlığı'nın Meksika'daki başkan adayı Andres Manuel Lopez Obrador'un seçimi kaybetmesi için işbirliği yaptıklarını da gösterdi. ABD yetkilileri, Obrador'un seçimi kaybetmesiyle Latin Amerika'da ‘sol dalganın’ sona geldiğini belirtmişti.

Humala'nın zaferi ise aksini işaret ediyor. 2006'dan beri ne olduğuna bakalım: Bolivya'da Evo Morales yeni, sosyal demokratik bir anayasanın yüzde 64 oyla kabul edilmesini sağlayıp 2009'da başkanlığa yeniden seçildi. Ekvator'da Rafael Correa kolaylıkla yeniden seçildi ve sosyal hakları güvence altına alan ve özelleştirmeleri kısıtlayan bir anayasayı tasdik etti. Ekvatorlular aynı şekilde on tane yeni ‘ilerici’ yasa tasarısı kabul etti. Bu yasa tasarılarıyla bankaların spekülasyon yapması ve boğaların boğa güreşlerinde öldürülmeleri yasaklandı.

Geçen sene, Brezilya'da sendikacı Luiz Inacio Lula da Silva, dünyanın en popüler politikacısıyken, başkanlık görevini ülkede daha insancıl ve eşit şartlar yaratmaya söz veren ekonomist Dilma Rousseff'e devretti.

Venezuela'dan Uruguay'a bütün bu sol politika projelerinin sorunları ve eksiklikleri vardır ve aynı zamanda ilerici kesimden gelecek eleştirilere de açıklardır. Bütünüyle bakarsak, Latin Amerika solu bir başarı iddiasında bulunabilir: Demokrasi konseptini, dünyayı demokrasinin deregüle kapitalizme eşit olduğuna inandırmaya çalışan neoliberallerin ve kurumsal korsanların elinden alıp daha insancıl ve sürdürülebilir bir tanıma yerleştirdi. Latin Amerika'da demokrasi artık sosyal demokrasi anlamına geliyor. Latin Amerika solunun geri dönüşü, kasvetli küresel manzaraya rağmen, solcular için büyük bir umut kaynağı oldu.

HUMALA’YI ZAFERE GÖTÜREN ADIMLAR
Humala'nın zaferi Peru için ne anlama geliyor? Kıse vadede, Alberto Fujimori'nin temsil etmiş olduğu neoliberalizmin geri dönüşünü engelledi. Humala'nın rakibi Fujimori'nin kızı Keiko'ydu. Cinayet, adam kaçırma ve görevini kötüye kullanma suçlarından mahkûm babasını hapisten çıkartacağına söz vermişti.

Başta Lima'nın dışında yaşayan birçok Perulu Humala'ya oy verdi çünkü ülkenin son on yıldaki çok övülen makroekonomik performansından az fayda gördüler. Peru'nun yüzde 30'undan fazlasını teşkil eden 30 milyon insan yoksulluk, yüzde 8'i ise aşırı sefalet içinde yaşıyor. Kırsal bölgelerde, özellikle yerlilerden oluşan toplulukların yarısından fazlası son derece fakir. Humala eşitsizliğe farklı pragmatik önlemlerle mukavemet etmeye söz verdi: 65 yaşının üstündekilere garantili emekli maaşı, artan sağlık hizmetleri, kırsal kesimlerde hastane yapımları, madencilik sektörünün vergilendirilmesiyle edinilecek gelirle finanse edilecek kamusal alanda çalışanların maaşlarına zamlar...

Dış politika konusunda ise Humala'nın seçilmesi bölgedeki nüfuz rekabetinde Brezilya'nın Washington'a karşı bir zaferi olarak görülüyor. Eğer seçimi Fujimori kazanmış olsaydı, Peru politik açıdan Washington, ekonomik açıdan da Amerikan ve Kanada şirketleri hizasında olacaktı.

Humala ise daha çok Brezilya'nın ekonomik çıkarlarına yarayacak gibi görünüyor. Perulu tarihçi Gerardo Renique'e göre seçim demokratik güçler için bir zaferi temsil etse de aynı zamanda Brezilya ve ABD'nin Peru'nun enerji ve mineral kaynakları üzerinde etki için yürüttüğü rekabetin örneği olarak da görülebilir. Bu perspektifte bakarsak Peru seçimlerinin kimin kazandığı mühim değil: Amazon kaybetti.

WIPHALA’LAR YÜKSELİYOR
Humala'nın başkanlığının başarısını kararlaştıracak soru ise şudur: ‘Sosyal demokrasi ilkelerine bağlı kalarak büyüme’ programını gerçekleştirmeye çabalarken Brezilya'lı müttefikleri ve onu seçen, sürdürülebilir gelişme ve kaynakların yerel kontrolü için mücadele eden sosyal hareketlerin arasındaki çıkar çatışmasında dengeyi bulabilecek mi?
Sosyal demokrasiyi yeniden canlandırmanın dışında yeni Latin Amerika solunun en büyük başarılarından biri de bölgede yerleşmiş olan ırkçılığın etkisini azaltması. Bolivya, Ekvador, Şili, Brezilya, Venezuela ve diğer ülkelerde Amerikan yerlileri ve Afrika kökenli insanlar, siyasi ve kültürel açıdan olağanüstü bir demokratikleşmeye yol açmıştır. Nüfusunun yüzde 45'ini Amerikan yerlilerin oluşturduğu Peru ise bu süreç dışında kalmıştı. Hatta ırkçılık son on yılda And kırsallarında ve Amazon ovalarında yaşayan koyu tenli yerlilerin pahasına Lima'daki orta sınıfı zenginleşmesiyle kendisini göstermişti.

Küresel sermayeyi karşısına alması ne kadar zor olsa bile, (Peru'nun borsası, Humala'nın seçilişinin ertesi gününde yüzde 12 düştü) Başkan Humala benzer zorlukta olan Peru'daki ırkçılıkla mücadele edecek. ‘El Indio Humala’ yaftası, Humala'nın Lima'yı büyük bir oy farkıyla kaybetmesine yol açtı. Bunun sebebi ise Peru'nun Chavez Venezuela'sına dönüşeceği korkusu değil, yerliler tarafından hükmedilen komşusu Bolivya'ya benzeyeceği beklentisiydi. Humala, adaylığında bu endişeleri saptırmak için elinden geleni yaptı.

Başkan Humala, Peru'yu demokratikleştirmek istiyorsa ırkçılıkla doğrudan mücadele etmelidir. Seçimi kazandığında on binlerce insan, Lima da dahil olmak üzere, ülkenin meydanlarına akın etmişti. Bolivya'da, Evo Morales'i güce taşıyan sosyal hareketin sembolü olan ‘Wiphala’ adını verdikleri gökkuşağı bayrakları seçim zaferi sonrasında Peru'da da yükseldi. Bu bayrak, Andlar'da yerlilerin gururunun ve egemenliğinin sembolü oldu.
 
 
GREG GRANDİN

The Nation’dan çeviren: ALP KADIOĞLU