Gilad ve Furkan’ı birlikte hatırlamak

|

Gilad ve Furkan’ı birlikte hatırlamak A Gilad ve Furkan’ı birlikte hatırlamak

SELAMİ İNCE

“Ben, Kattab el-Şahid Azz-a-din el-Kassam’ın hapsindeki Noam Schalit’in oğlu asker Gilad. Anne ve baba, kardeşim ve kız kardeşim, İsrail Ordusu’ndaki asker arkadaşlar, hepinize hapisten özlemlerimi ve selamlarımı gönderiyorum. İsrail hükümetinin ve ordusunun benim durumumla artık ilgilenmemesini ve Kattab el-Kassam’ın isteklerine cevap verilmemesini üzüntüyle karşılıyorum. Hapishaneden serbest bırakılmam için isteklerinin karşılanması ve mektuplarına cevap verilmesi gerektiği açık.

Ben uyuşturucu ticareti yapan bir çetenin üyesi olarak değil, bir askeri operasyonun parçası olan bir asker olarak hapsedildim. Anne ve baba, nasıl benim aileme geri dönmem gerekiyorsa, aynı biçimde binlerce Filistinli anne ve babaya da çocukları geri verilsin. Hükümetin benimle ilgileneceğinden ve Mücahitlerin isteklerine cevap vereceğinden umudum büyük… Uzun bir hastane muayenesine ihtiyacım var. Hapisteki asker oğlunuz Gilad Schalit.”

Gilad Schalit, bu mektubu, ilk ve son kez ailesine seslenmesine izin verildiği 2009 Eylül ayında videoya okudu. Ancak o tarihten bu yana, ne İsrail tarafından Schalit’in mektuptaki yaklaşımına uygun bir adım atıldı ne de Hamas, Schalit hakkında kamuoyuna yeni bir bilgi verdi.

Olayın, İsrail’i ve ordusunu ilgilendiren yanlarını Gilad çok iyi özetlemiş. Olayın Hamas’ı, El Fetih’i ve Filistinlileri ilgilendiren yanları yok mu? Bizleri ilgilendiren bir yanı yok mu?

Bugünlerde Türkiye başta olmak üzere dünyanın çeşitli ülkelerinden barış gönüllüleri ikinci ‘Mavi Marmara’ benzeri bir eylemle İsrail’e barış filosu çıkartması yapmaya hazırlanıyor. Sağıyla ve soluyla, İslamcısı, Hıristiyan’ı ve Yahudi’siyle eyleme ilgi büyük ve bu sefer sadece bir gemi değil, orta boy bir filonun çıkartmaya hazırlandığı yazılıyor.

Oysa bu barış gemileri, büyük ses getirecek ‘barış gösterisi’ yapmak yerine, kendileri için küçük, barış ve Gilad için çok büyük bir adım atabilir. Bunun için şimdi Gilad Schalit’in mektubunu ve durumunu gündeme getirmekte fayda var. Hem olayı hatırlayalım, hem de Gilad’ın tam da bugünlerde neden gündeme getirilmesi gerektiğine biraz daha yakından bakalım.

SAVAŞ ESİRİ Mİ TERÖRİSTLERİN ELİNDE Mİ?
Gazze’de 26 Haziran 2006 günü sabahın erken saatlerinde Filistinli militanlar kazdıkları bir tünelden İsrail tarafına geçti ve Kerem Schalom kasabası yakınlarında konuşlandırılmış İsrail birliğine saldırdı. Filistinlilerin saldırısı sırasında iki İsrail askeri öldürüldü ve Gilad Schalit’in de aralarında bulunduğu dört asker yaralandı. Omzundan ve elinden yaralanan Schalit’i de yanlarına alan militanlar kayıplara karıştı. Bir gün sonra eylemi Halk Direniş Komitesi, Kassam Tugayları ve adı o zamana kadar duyulmamış olan Caiş el İslam adlı bir grup ortak üstlendi. Sonra hepsi birden üstlendi, sonra…
Gilad, kaçırıldığı 25 Haziran 2006’dan bu yana, hâlâ yaşıyorsa, hiçbir statüye sahip olmadan, Hamas’ın kontrolü altında tutuluyor. 19 yaşındayken çatışma sırasında yaralı olarak kaçırılan, önümüzdeki günlerde olayın üzerinden tam beş yıl geçecek olan Gilad Schalit bir savaş esiri mi? Savaş esiriyse, 1949 tarihli BM İnsan Hakları Cenevre Konvansiyonu hükümlerine göre, en azından ailesiyle görüştürülmesi gerekmiyor mu? Yargılanması, cezaya çarptırılması, cezasının ne olduğunun ve nasıl çekeceğinin açıklanması, haklarının ne olduğunun bildirilmesi gerekmiyor mu? Savaş esiri değilse Schalit’in statüsü ne?
Yıllardır bin bir acı çekilerek kurulan Hamaslı veya El Fetihli Filistin yönetimlerinden hak, özgürlük ve insan hakları konusunda titizlik göstermeleri, düşman ordudan kaçırılsa bile, genç bir askerin hak ve hukukunun olması gerektiğini iyi bilmeleri beklenir. ‘De facto’ olarak Gazze’de iktidarda olan Hamas ve Batı Şeria’daki Mahmud Abbas liderliğindeki El Fetih’in, Gilad’ın statüsü ve geleceği hakkında beş yıl sonra bile bir şey söylemeleri yeterince düşündürücü. Kaldı ki, hem İsrail’i hem de Filistin tarafını savaş suçlusu ilan eden BM raporları dikkate alındığında da, Schalit olayında Hamas’ın ‘adam kaçırma’ eyleminde bulunmadığı, aksine savaş sürdüren taraflardan biri olarak ‘savaş esiri’ aldığı ortadayken, soruların önemi daha da büyüyor.
Bir halkın esaretten kurtulup özgürlüğüne kavuşması, bir ülkenin işgalden kurtulup bağımsız olması için mücadele veren örgütler, henüz daha ‘iktidar yozlaşması’ yaşayacak kadar iktidara yerleşmeden bile, kaçırılan bir askeri, 5 yıldır dehlizlerde saklıyor ve onu en temel haklarından mahrum bırakıyorsa, Gilad’ın akıbetini daha yüksek sesle sormamız gerekiyor. ‘Özgürlükçü’ Mavi Marmara kamuoyunun da bu tür sorular sorması gerekmiyor mu?    
FURKAN EVİNE DÖNEMEYECEK, GİLAT DÖNSÜN 
Bugünlerde “Gilad Schalit’e ne olduğunu” sormamız için, Gilad’ın kaçırılma yıldönümü olması ve Filistinlileri ‘prensipte insan haklarına uymaya çağırma’ dışında da nedenler var. Başta da söylediğimiz gibi, Gazze ablukasının kırılması başta olmak üzere, çeşitli taleplerle ama sonuçta Filistinlilerin özgürlüğü ve Ortadoğu barışı için Mavi Marmara gemisi gibi bazı gemiler yola çıkmak üzere. Gemilere binecekler olanlar ve onları destekleyenler, ısrarla bunun Ortadoğu barışı için bir sembol olduğunu vurguluyor. 
Demek ki, savaşın ve vahşetin bitmesi için insanlar sembolik bir arayış içinde. Ama Mavi Marmara sonuçta barış uğruna bir sembolden çok, yeni acıları hatırlatan, bir süreci tekrarlayan başka bir sembol olmadı mı? Böyle olmayabilirdi, amaç bu da değildi ama bu tarz yönelimlerden bu sonuç çıkıyor işte. Furkan Doğan, bugün sadece barışın sembolü mü yoksa biraz da İsrail devleti terörünün katlettiği mazlumları anlatmak için bir sembol mü? Hayır, Furkan hiçbir zaman İsrail’in zulmünün sembolü değil herhalde sadece barışın sembolü olmak istemişti ve 19 yaşında öldürüldüğü için artık evine dönemeyecek. Birkaç yıla kadar da unutulup gidecek.
19 yaşındaki çocuğunun eve dönememesinin ne demek olduğunu en fazla Furkan’ın annesiyle babası bilir. Gilad’ın anne ve babasının beklentisini, acısını, taleplerini de en çok Furkan’ın annesiyle babası bilir. Yazdığı mektupta anne babasına Filistinli hapis çocukların da anne babası olduğunu hatırlatan Gilat da biliyor bunları.
İki halkın da barış içinde yaşaması için bir sembol aranıyorsa, Gilad’ın eve dönmesinin sağlanması iyi bir başlangıç olabilir. Dişe diş göze göz yerine, sadece barış için sembolik bir şeyler yapmak istiyorsak, gemiler Gilat’ı ve tutuklu Filistinli çocukları alıp anne ve babasına vermek için yola çıkmalı. Ya da gemiler başka bir şey için çıksa da bu gemi de yola çıkmalı.
İSRAİL PAZARLIK YAPMIYOR
Şimdi 5 yıl önce olup bitene biraz daha yakından bakalım. Gilad’ı kaçıran gruplar, bir gün sonra Gilad’ın ellerinde olduğunu ve İsrail’in cezaevlerindeki Filistinli bütün kadın ve çocuk tutukluları serbest bırakması karşılığında daha fazla bilgi verebileceklerini bildirdi. İsrail her zamanki gibi, hapistekilerin bırakılması üzerinden bir pazarlık yapmayacağını açıkladı. Gruplar “siz bilirsiniz” anlamına gelen bir bildiri yayımladı ve sustu. Filistinliler, görüşmelerin tekrar başlayabilmesi, kaçırılan askerin yaşayıp yaşamadığının açıklanması için şartların yerine getirilmesinde ısrarlı oldu.  
‘Teröristlerle pazarlık yapmama’ açıklamasının ardından İsrail, 28 Haziran’da askeri kurtarma amacı da güden ‘Yaz Yağmuru’ adını verdiği bir operasyon başlattı. Operasyonda Gazze’de bütün evler aranırken, insanlar gözaltına alındı, yaralananlar oldu. İsrail, Mahmud Abbas’tan da kaçırılan askerin kayıtsız şartsız kendilerine teslim edilmesini istedi. Hamas, İsrail’e 1 Temmuz günü, başka bir ültimatom verdi: “Hem Yaz Yağmuru operasyonu durmalı hem de İsrail hapishanelerindeki bin tutuklu serbest bırakılmalı. Yoksa Gilat ölür…” Operasyon durdu ama tutukluları serbest bırakma konusunda resmi açıklama yine, “Teröristlerle bu konuda pazarlık yapmayız” oldu. Buna rağmen İsrail’in kadın ve çocuklar başta olmak üzere bazı tutukluları gayri resmi bir biçimde serbest bıraktığı da o günlerde gündeme geldi.

BBC 1 Temmuz 2006’da Filistin yönetimi kaynaklarından aldığı bilgiye göre, İsrailli askerin hayatta olduğunu ve yarasının tedavi edildiğini açıkladı. Filistin makamları bu haberi “bilgimiz yok” diye yalanladı. Filistin yönetimi üstelik İsrail devletinin saldırgan ‘arama–tarama’ tutumuyla, Gilad Schalit’in hayatını tehlikeye attığını açıkladı. İsrail’in cevabı buna çok sert oldu. İsrail hükümeti, “askere zarar verilirse, gökyüzünü başınıza yıkacağız” açıklaması yaptı. Filistin yönetimi, “İsrail’in attığı el bombaları yüzünden asker zarar görebilir demek istedik” açıklamasında bulundu.

DİYALOG YERİNE SAVAŞ

İsrail, kaçırılan asker olayında tıpkı İkiz Kuleleri saldırıya uğrayan ABD yönetimi gibi davrandı. Bir insan hayatının kurtulmasından çok, zedelenen onuru ve “ben sana gösteririm” duygusuyla hareket etti. Ancak bir türlü ne zedelenen onurunu tamir edebildi ne de Hamas karşısında nihai bir üstünlük kurabildi. 2006 yılı Ekim ayında İsrail bütün Gazze’de evlere tek tek bakacağını ve her yeri arayacağını bildirdi ve operasyona başladı. Bunun üzerine Halk Direniş Komitesi Schalit’in sağ olduğunu ve acı çekmediğini açıkladı. Bu Filistin tarafından Gilad’ın sağ olduğuna dair yapılmış ikinci açıklamaydı. Uzun süre her iki taraftan da ses çıkmadı. 

17 Ocak 2007’de kaçıran gruplardan birinin sözcüsü Mumtaz Durmuş, Schalit’in Hamas’ın elinde olduğunu ve onunla ilgili tek karar vericinin artık Hamas olduğunu açıkladı. Kaçırıldıktan bir yıl sonra, 25 Haziran 2007’de Hamas, Gilad Schalit’in göründüğü bir videoyu İsrail tarafına gönderdi. Ancak Schalit’in ailesi tarafından ziyaret edilmesi veya Kızılhaç’ın sağlık kontrolü yapması isteğini Hamas kabul etmedi.

İsrail, askerin kurtarılması için başka operasyonlar da düzenledi ama tam bir kovalamaya dönen operasyonların hiçbirinden sonuç alamadı. İki taraf da karşılıklı yıpratma taktikleri, operasyonlar, karşı operasyonlar ve çatışmalarla beş yılı geride bıraktı.

GÖRÜŞMELER OLDUYSA DA SONUÇ YOK

Bu dönemde diplomatik girişimler de oldu. Ortadoğu’da ve hele de İsrail–Filistin barışında yılan hikâyesine dönen diplomatik girişimlerin Gilad etrafında dönen ve hiçbir olağanüstülük taşımayan kısmının küçük bir özeti de şöyle:

İsrail, öncelikle terörist örgüt olarak gördüğü Hamas ve benzeri herhangi bir başka Filistinli örgütle diplomatik görüşmeyi veya pazarlığı reddettiğini açıkladı. Ancak, hem Hamas’ın Gazze’de seçim kazanması hem de Lübnan Savaşı sonrasında Hamas ve el Fetih’in Ulusal Birlik Hükümeti kurma konusunda anlaşması, İsrail’in Hamas’a, en azından Filistin yönetimine karşı tutumunu değiştirdi. İsrail, Mısır üzerinden Filistinlilerle dolaylı bir diplomasi başlattı.

İsrail, diyaloga başlamak için Gilad’ın serbest bırakılması ön koşulunu öne sürüyordu. Gilad’ın serbest bırakılmasından sonra, Filistinli tutukluların aralıklarla serbest bırakılmasının gündeme gelebileceğini belirtiyordu. Hamas liderlerinden Halid Meşal, 2006 yılı Ekim ayı sonunda, bir hafta önce İsrailli bakan Benjamin Ben-Eliezer ile görüşen Mısırlılarla görüşmek için Kahire’ye gitti.

İsrail, detaylarını açıklamasa da Mısır’da kabul edilecek plana uyacağını bildirdi. Ayrıca, Gilad’ı kaçıran 3 grup, 28 Ekim’de Mısır planını kabul edeceklerini açıkladı. Bu görüşme gayri resmi olsa da her iki taraf açısından da birbirini tanıma ve pazarlık anlamına da geliyordu.

Beklenildiği gibi bir gelişme olmadı ve görüşmelerden bir şey çıkmadı. Bir diğer Hamas lideri İsmail Haniye, 2007 Ocak’ında Lübnan’da yayınlanan El Hayat gazetesine, “İsrail ile tutuklu değişiminin çok karışık ve zor olduğunu” açıkladı. Sonra da Filistin tarafı suçu, Mısır’ın önerisini kabul etmediğini ileri sürdüğü İsrail’e yükledi. “Bir grup Filistinli tutuklunun serbest bırakılması sözü karşılığında Gilad’ın serbest bırakılacağı” biçiminde olduğu zannedilen Mısır planının detayları da kamuoyuna zaten yansımadı.

BİR GÖRÜNTÜYE 19 FİLİSTİNLİ SERBEST

2009 yazında ABD, AB ve Mısırlı diplomatların başka bir planı taraflara sunduğu tartışılmaya başlandı. Plan şuydu: Gilad, Hamas tarafından Mısır sınırına getirilecek ve sınırda Mısır gizli servisine verilecek. Daha önce tartışılan tutuklu değişimi ya da Filistinlilerin serbest kalmasına kadar Gilad, Mısır’ın elinde kalacak. Bu süre içinde ailesiyle görüşmesine izin verilecek. Hamas milletvekili ve Meclis sözcüsü Abdulaziz Duwaik, İsrail’in iyi niyet gösterisi sonucu zamanından önce 23 Haziran’da serbest bırakıldı.

Eylül ayında Mısırlı ve Alman diplomatlar Hamas’a, İsrail’e Gilad Schalit’in son durumunu gösteren bir video göndermesini kabul ettirdi. 30 Eylül 2009’da Hamas, 19 Filistinlinin hapisten serbest bırakılması karşılığı Schalit’in görüntüsünü İsrail’e verdi.

Kasım sonunda, Schalit’in Mısır sınırına getirilmesiyle 450 Filistinlinin serbest bırakılacağı daha sonra Schalit’in İsrail’e gönderileceği ve 750 tutuklunun daha özgür bırakılacağı basına yansıdı. Bu tarihte basında “Gilad Schalit’in yakında serbest bırakılacağı” tartışılmaya başlandı. Serbest kalacaklar arasında, İsrail tarafından 5 kez ömür boyu hapis cezasına çarptırılan El Fetih’in aslında Arafat’tan sonraki lideri gözüyle bakılan Marwan Barghouti’nin adı da geçiyordu. Ancak bütün bunların hepsinin ‘yalan’ olduğu kısa sürede anlaşıldı ve Gilad bulunduğu dehlizden çıkamadı. 

GİLAD’IN AİLESİ ÇADIRA TAŞINDI

İsrail, Gilad’ı unutmuş gibi duruyor. Schalit ailesi, çocukları kaçırıldıktan beri evlerini bırakıp çadırda yaşamaya başlamış. Gilad’ın anne ve babası, oğullarının unutulmaması ve gündemden düşmemesi için başbakanlığa yakın bir yerde kurdukları çadırda yaşıyor. Aile böylelikle, “çocuğumuzun hangi koşullarda yaşadığı belli değilken, biz evimizde uyuyamayız” mesajı da vermek istiyor.

En son geçen yılki kaçırılma yıldönümüne denk gelen, 27 Haziran 2010’da aile, ülkeyi boydan boya geçmek için 300 kilometrelik bir protesto yürüyüşüne başladı. Aileye kısa sürede başkaları da katıldı ve yürüyüş 7 bin 500 kişinin katıldığı büyük bir gösteri halinde sürdü. Aile, oğullarının kurtulması için kayıtsız şartsız İsrail’in Hamas ile tekrar görüşmelere başlamasını istiyor. Şartlar görüşmede gündeme gelmeli.

OĞLUMA SADECE ONU SEVDİĞİMİ SÖYLEMEK İSTİYORUM

Gilad‘ın annesi Aviva ve babası Noam, El Fetih ve Hamas arasında Mayıs ayında imzalanan barış anlaşmasından sonra Filistin Otonomi Yönetimi’nin artık muhatap alınması gerektiğini ve İsrail’in doğrudan Filistin yönetimiyle ilişkiye girmesini savunuyor. Geçen ayki gelişmeler sonrasında İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’ya bir mektup yazan Aviva ve Noam, bu yönde adım atmazlarsa, İsrail hükümeti aleyhine mahkemeye başvuracağını da bildirdi.

En önemlisi de aile, İsrail hükümetinden, vergi toplayan bir güç olan, yani egemen devlet gibi davranan otonomi yönetiminden, çocuklarının akıbetinin öğrenilmesini istiyor. Ailenin başbakana sorduğu sorular aslında beş yıldır dile getirdikleriyle aynı: Gilad nerede? Sağlığı nasıl? Bundan sonra ne olacak? Neden ailesi ya da herhangi bir yardım kuruluşu kendisini ziyaret edemiyor?

Ailenin mektubuna İsrail hükümetinin ne cevap verdiği belli değil ama İç İstihbarat Başkanı Juval Diskin’in görevi devrettiği günlerde Schalit ailesinden özür dilediği Batılı basına şu cümleleriyle yansıdı: “Gilad’ı eve getiremediğim için çok üzgünüm. Bu iş benim sorumluluğumda ve görevimdeydi. İlk günden itibaren bir ekip kurarak bütün imkânlarımızla çalıştık. Bütün çabamıza rağmen başaramadık…”

Gilad’ın babası Noam Schalit, bu laflar üzerine tabii ki “vatan sağ olsun” falan demedi ve şunları söyledi: “Sizin hatalarınız yüzünden oğlum 5 yıldır bir bodrumda yatıyor. Oğlumun kaçırılışından bu yana yapılan bütün yanlışların sorumlularının işin sorumluluğunu hareketle değil de, lafla üstlenmeleri de bizi üzüyor.“   

Baba laflara, hamaset nutuklarına, güç gösterilerine, kimin haklı kimin haksız olduğu gibi tartışmalara karınlarının tok olduğunu, sadece çocuklarını geri istediklerini belirtiyor. Çocuğunun kaçırılışının 1500. gününde basına konuşan baba Noam, tek istediğinin şu olduğunu söyledi: “Sadece ‘Gilad’ demek isterim. ‘Seni ne kadar çok özledim ve ne kadar çok seviyorum’…”

Dini, dili, ırkı ne olursa olsun, bir babanın çocuğuna bunları söylemesini sağlamaya çalışmak, herhalde büyük barış gösterileri yapmaktan, büyük nutuklar atmaktan ve bölge lideri büyük politikacıların vicdansız laflarını dinlemekten daha değersiz değil.