Ne olacak bu koyunların hali

|

 Ne olacak bu koyunların hali A  Ne olacak bu koyunların hali

Geçenlerde Kars’ın Kağızman ilçesine bağlı Kötek adlı bir köyde sakin sakin otlaklarda meralarda otlayan 800 küsur koyundan 200 kadarı Kurban Bayramı’nda kurban olmak yerine ‘sürü psikolojisi’ kurbanı oldular. Olay tam olarak şöyle gelişti.


Kurban Bayramı gibi koyunların korkulu rüyası olan insanlara ait bayram günlerini kazasız belasız geçirmeyi başaran Kötek koyunları iki çoban tarafından otlamak üzere her zaman gittikleri meraya götürüldüler. Çobanların çoban köpekleri rutin koruma görevlerini yerine getirmekteydiler. Her şey olağan seyrinde devam etmekteydi. Aniden koyunlardan bir tanesi otladıkları meranın otlarından daha zengin otlara sahip başka bir merayı farketti. Gördüğü yeni mera, o koyunun aklını başından alacak kadar zengindi. Daha yeşil ve koyun girmemiş, daha önce ne kendi sürüsünün, ne de başka bir koyun sürüsünün ayaklarının değmediği taptaze bir meraydı.  Çobanlar sürüyü o meraya götürmemişlerdi. Çünkü mevcut mera sürüye yetiyordu. Üstelik diğer meraya ulaşmak sanıldığı kadar kolay değildi.


Yeni ve çekici merayı farkeden koyun daha fazla dayanamayarak otladığı merayı bırakarak yeni meraya ulaşmak amacıyla harekete geçti. Sarp kayalıklara tırmandı. Karşı yamaçta yer alan taze meraya kavuşmak üzere bir atlayış yaptı. Fakat talihsiz koyun amacına ulaşamadı. İki yamaç arasındaki mesafe bir hayli büyüktü. Üstelik iki yamaç arasında hafif bir uçurum da mevcuttu. Böylece koyun kayalıklardan aşağı yuvarlandı ve olay yerinde can verdi. İşte asıl her şey bundan sonra başladı. Uçuruma atlayan koyunu başka koyunlar takip etti. Her biri gözünü kırpmadan aynı atlayışı gerçekleştiren iki yüz kadar koyun bu şekilde uçuruma yuvarlandı.


Uçuruma atlayan 200 küsur koyundan en son 30 kadarı kayalıkların dibinde yaralı halde bulundular. Bunun nedeni, muhtemelen daha önce düşüp canlarını veren koyunların yarattığı yumuşak zemin olmalıydı. Bu 30 koyun kayalıklardan yuvarlanarak yara bere içinde sadece kırılan bazı kemiklerle kurtulmuşlardı. Ne var ki yaralı olarak kurtarılan koyunlar ambulanslarla hastaneye kaldırılmadılar, veterinerlere yetiştirilmediler. Çünkü koyunların dünyasında acil servisler yoktu. Telef olmamaları maksadıyla oracıkta sahipleri tarafından kesildiler. Böylece olayda 200 koyun ölmüş oldu. Facianın tek tesellisi geride kalan ve bu 200 koyunu takip etmeyen 600 küsur koyun oldu.


Faciadan kurtulan koyunların çobanlar ve çoban köpekleri tarafından kurtarılıp kurtarılmadıkları bilinmiyor. Belki de çobanlar olayın gerçekleştiği dakikalarda uyuyorlardı veya olay mahallinden uzakta bulunuyorlardı. Belki söz konusu atlayışın yarattığı vahim felaketi gören başka bir koyun o kurtulan 600 koyuna, “Durun! Atlamayın! Etmeyin! Eylemeyin!” demiş bile olabilir. Olayın kesin görgü tanıkları sadece çoban köpekleri olduğu için açık ve kesin bir bilgiye sahip değiliz. Çünkü iki çoban olayın gerçekten görgü tanığı olsaydı bu felaket önlenebilirdi diye düşünmekteyim. Çobanlar olay sırasında olay mahallinde bulunuyor olsalardı en fazla on onbeş koyun atlar ölürdü bence. Görünüşe göre, bu facia çobanlar tarafından en iyi ihtimalle iki yüz koyun telef olduktan sonra fark edilmiş. Öte yandan çobanların günahını da almak istemem. Böyle bir olay benim başıma gelmedi çünkü. Otlattığım sekizyüz koyunun kitle halinde uçuruma atlaması karşısında ben ne yapardım bilemiyorum değerli dostlarım. Allah kimsenin başına böyle bir felaket vermesin diyerek Kötek köylülerine, çobanlara başsağlığı ve geçmiş olsun dileklerimi ileterek olayın psikolojik alt yapısını anlamak istiyorum.


Koyunları yakından gözleyenler bilirler ki koyunların dünyasında izdiham yoktur. Kıç kıça yaşarlar ama iteklemezler birbirlerini. İnsanların yakın tarihlerde zaman zaman stadyum gibi, Hac gibi kalabalık alanlarda birbirlerini ezmek veya itelemek suretiyle birbirlerinin ölümlerine yol açmalarının aksine koyunlar birbirlerini fazla sıkıştırmazlar. Koyunlar birbirlerini takip ederler. Bu takip işlemi, koyunların insanlık tarihi sürecinde evcilleşmeleri ile beraber çoğu zaman insanlar, yani bildiğiniz çobanlar ve yine bir başka evcil hayvan olan sürü köpekleri sayesinde yönlendirilir. Ancak durumun böyle olması koyunların insanlar ve köpekler dışında başka etmenler sayesinde birbirlerini takip etmeyeceklerini göstermez. Kendi içlerinde sürüye isteyerek veya istemeyerek liderlik edebilen koyunlar tarih boyunca görülmüştür. Üstelik koyunların ezelden beri evcil olmadıklarını, genlerinde insanlık tarihi öncesine ait sürü refleksleri bulunduğunu da göz ardı etmemek gerekir.


Sürü psikolojisi adı verilen kavram, çoğu zaman sabit bir akıl ve etkileyici bir irade doğrultusunda bir grup insanın gruplaşarak yahut cemaatleşerek aynı davranışları göstermesini, gruo veya cemaat bireylerinin az ya da çok herhangi bir eleştirel tepki vermeksizin gruba veya cemaate isteyerek veya istemeyerek liderlik eden bireyin davranışını neredeyse birebir kopyalamasını tekrarlamasını tanımlar. Elbette burada bahse konu olan tanımlama insanların davranışları hakkındadır. Doğal olarak hayvan psikolojisinde de benzer bir başlık mevcuttur ve hayvan psikologları tarafından incelenmektedir. Öte yandan insanın da bir hayvan türü olduğu kabulü ile olayı hayvan ve insan diye ayırmayı ben şahsen şimdilik gereksiz buluyorum.  Neden derseniz cevabım basittir. Neticede insan türü de evrim basamaklarını sürüler halinde geçmiştir ve hatta halen sürü içinde evrimleşmektedir. Bunun en güzel kanıtı insanların bugün klanlar ve kabilelerden çok  daha çok köyler , kasabalar ve kentlerde yaşıyor olmalardır. Sürü psikolojisi olmayan bir insan olsaydık şu koskoca gezegende koyunlar gibi birbirimizin kıçı dibinde apartmanlarda yaşıyor olmazdık diye düşünüyorum.


İnsanlık tarihinde rastlanan en büyük sürü psikolojisi felaketlerinden birisi hiç şüphesiz Almanya’da yaşanmıştır. Sadece kendilerini ve kendine oy veren Almanları değil, tüm Avrupa ve dünyayı ikinci emperyalist dünya savaşı bataklığına düşüren Naziler, faşizm ideolojilerine uygun olarak kelimenin tam anlamıyla bir sürü toplumu yaratmayı başarmışlardır. Uyguladıkları psikolojik taktiklerle ve acımasız faşist uygulamalar ile Alman toplumunun ve daha sonra işgal ettikleri Avrupa ülkelerindeki toplumların çok ciddi bir bölümünü sürü psikolojisine uygun hale getirmişlerdir. Benzer felaketler, faşizmin yükseliş yılları olan 20. yüzyılın ilk yarısında İtalya, Japonya gibi başka ülkelerde de yaşanmıştır. İşin ilginç yanı şudur ki, dünya savaşında yenilgiye uğramasına rağmen faşizm ideolojisi dünya tarihinden kalkmamış, hemen her ülkede kendi karakteristikleri dahilinde yaşamaya devam etmiş, hatta burjuva demokrasilerinde ‘sürüleştirilen’ lümpen kitlelerden  oy alarak zaman zaman iktidar olmayı dahi başarmıştır ve başarmaktadır. Öyle ki, durum 21. yüzyılda düzeleceğine “ileri demokrasi” adı altında daha vahim şekillere ve şemallere dahi bürünmüştür.


Sadece klasik faşist ideolojilerde değil, tipik burjuva demokrasilerinde bazen liberal, bazen muhafazakâr, bazen dinci, hatta bazen solcu kisveler altında uygulama şansı bulan sürü psikolojisi aslına bakarsanız koyunlardan çok insanları ilgilendirmektedir. Çünkü koyunların bu türden yaşadıkları felaketler ve facialar nadiren gerçekleşirken insanların dünyasında değil her gün, her saniye sürü psikolojisine bağlı maddi ve manevi felaketler yaşanmaktadır.
Başta burjuva medyası olmak üzere türlü burjuva iktidar aygıtları sayesinde geniş kitleler üzerinde uygulanan sürüleştirme faaliyetlerinin sonuçlarını görmek için çok fazla hayvan psikolojisi bilmeye gerek yoktur. Koyunların davranışını düşündüğüm zaman aklıma gelen ilk şey, geride kalan koyunların yalnız bir koyun bireyi olarak o merada tek başına kalma korkusu taşıdıklarıdır. Koyunların dünyasında benim için gizemli olan tek şey, ilk harekete geçen koyundur. O koyunun motivasyonunu çözebilmiş ve hatta çözebilecek değilim. Çünkü koyunların dünyasında koyun kapitalizmi yoktur. İnsanların ve köpeklerin yönlendirmesi ile otlanmaktadırlar. Dolayısıyla kapitalist koyunlar tarafından sömürülmek üzere sürü haline getirilmediklerine eminim. Uyanık bir burjuva koyun tarafından uçuruma itelendiklerini pek düşünmüyorum. En fazla gruba liderlik ettiğinin farkında bile olmadan uçurumdan aşağı düşen ilk koyunun daha taze bir mera görerek açgözlülük yaptığını iddia edebilirim. 200 koyunu peşinden sürükleyerek ölüme götüren koyun da öldüğü için bunu asla öğrenemeyeceğiz maalesef. Öte yandan ikiyüz koyunu peşinden sürükleyerek uçuruma yuvarlatan ilk koyunun tüm sürü tarafından “Başkoyun” olarak görülüp görülmediğini de bilmiyoruz. Olayı araştıracak olan hayvan dedektifleri hiç şüphesiz iki çobanın ifadesine başvurabilir. Ben sadece olasılıklardan bahsetmekle yetineceğim.
Şurası kesindir. Sıradan bir koyun veya Başkoyun aniden harekete geçip uçurumdan aşağı atladığında onu takip eden diğer koyunlar itiraz etmeksizin atlıyorlarsa geride yapayalnız ve başı boş kalmamak için atlıyorlar. Benzer sürü davranışını bazı küçük balık türlerinde ve kuş türlerinde de görmekteyiz. En güçlü savunma mekanizması olarak sürü halinde olmayı abartan bu türler suyun altında veya havada bir bulut gibi toplu halde bulunarak bir o yana bir bu yana salınır dururlar. Sürünün bir bütün halinde aynı hareketleri yaptığını gözleriz. İçinde yüzlerce veya binlerce bireyin bulunduğu bu balık ve kuş sürülerinin son derece dinamik davranışlarını hangi bireyin yönlendirdiği meçhuldur. O kadar kalabalık bir kitleyi tek bir başbalığın veya tek bir başkuşun yönlendiriyor olması bana çok mantıklı görünmüyor. Bence tamamen tesadüfi bir şekilde sürünün dış çeperinde bulunan bireylerin avcı hayvan korkusuyla sürünün içine karışabilmek için yaptıkları hiperaktif hareketler sonucu o koca sürüler belgesellerde gördüğünüz tuhaf salınımları yapmaktalar. Kısacası sürünün dışında kalmak bu türler için bir şekilde tehlikelidir. Hayatta kalabilmek adına, yalnız kalmamak adına, dışta kalmamak adına, dışlanmamak adına, geride armut gibi kalmamak adına yapılan davranışlardan bahsediyoruz.


Kuşlar ve balıkların dışında sürü halinde yaşayan memeliler dünyasında da ortak kaygıları görebiliriz. Sürü içinde dışlanan bir şempanzenin sürü içinde çeteleşen bir grup şempanze tarafından sırf spor olsun diye öldürüldüğü bir gerçektir. Aslında daha derine inildiğinde bu tür sürü cinayetlerinde iktidar ve cinsellik kaygılarının da rol aldığı düşünülebilir. Şu veya bu nedenle sürü dışında görülen bireyler sürüye tehdit olarak algılanabilmektedir. Çünkü sürü dışında görülen bireylerin örgütlenerek başka bir sürü oluşturmaları her zaman mümkündür. Bu tehlikeyi gören kimi şempanze cemaatleri bu nedenle tek veya azınlık gördükleri birey veya gruplara karşı cinayete kadar varabilen komplolar kurabilmektedirler.


Aynı korkuyu insan davranışlarında da sık sık görmek mümkündür. Özellikle dini cemaatlerin insan sayılarını artırmalarının en önemli sırrı budur. Günümüzün acımasız kapitalist burjuva düzeninde, özellikle vahşi neo-liberal saldırılardan korunabilmek güdüsüyle yalnız başına kalmaktan ve telef olmaktan endişe ve kaygı duyan kimi bireyler çareyi en yakın bir sürüye katılmakta bulabiliyorlar. Daha sonra sürünün katı gerçekleri bireylerin bireyselliklerini neredeyse tamamen ortadan kaldırabiliyor ve kuşlar ile balıkların aksine başka memelilere benzer bir şekilde sürüye liderlik eden kişi her ne söylerse veya ifa ederse onu yapacak hale gelebiliyorlar.


Bu durumun en bariz örneklerinden birisi zaman zaman “kıyamet geliyor” diyerek toplu halde intihar eden kimi Batılı veya Doğulu tarikat üyeleridir. Başka bir örnek Sivas katliamıdır. Sivas katliamını gerçekleştiren kitle gerçek anlamda bir sürü psikolojisine yenik düşmüş, ne var ki kendilerini değil, masum aydınları katletmişlerdir. Bir başka örnek ise malum cemaatin bireylerinden verilebilir. Mavi Marmara baskını gerçekleştiğinde İsrail’e öfke duyabilen cemaat mensuplarının Fethullah Gülen’in neredeyse İsrail’i haklı gören beyanından sonra çarkedip öfkelerini yutuvermeleri de bir çeşit sürü davranışıdır ve koyunların uçuruma atlamalarından farksızdır.


Sürü davranışı sadece bu tür cemaatlerde gerçekleşmez. Kapitalist düzen tüketiciler üzerinde reklam ve medya kanalıyla sürekli sürü davranışı üretir. Herhangi bir dizinin hakettiğinden fazla konuşuluyor olması, herhangi bir pop yıldızının gereğinden fazla gündem işgal ediyor olması, aniden bir çeşit hastalığın ve bir aşının bütün dünyada yaygın hale gelmesi, neredeyse sebepsiz yere bir doktorun medya starı haline gelmesi, lüzumsuz ve sıkıcı bir yazarın kitaplarının çok satıyor olması, deprem korkusu yaratarak kentsel dönüşüm palavraları altında neredeyse tüm binaların yıkılması gerektiğine dair raporlar veren kimi danışman firmalara yağmur gibi başvuru yapılıyor olması, neredeyse her dediğinin tersi doğru olan bir siyasi partinin 10 yıl boyunca iktidarda olması, 6 saat bile pili dayanmayan ve her şeyi size soran telefonların akıllı telefon diye yutturulması, ortamda adı sanı fazla bilinmeyen ve beş kuuruş para almadan dünyanın en kaliteli yazılarını yazan yazarlar yerine malı davarı hamuduyla götürüp hergün köşelerinde geyik yapan birtakım yazarcıkları takip ettiğini gururla söyleyebilen lümpenlerin fazlalığı gibi saymakla bitmeyecek kadar örnek sürü psikolojisinin zararlarının insanları koyunlardan daha fazla tehdit ettiğini kanıtlıyor.


Ama umutsuzluğa yer yok. Sürü psikolojisi evrimsel bir gerçektir. Hatta sürü olmak bu örnekler nedeniyle tamamen tehlikeli bir olgu olarak da algılanmamalıdır. Sürü olmak, hayatta kalma çabasıdır neticede. Fakat yanlış liderler ve çobanlar ile köpekler yüzünden zaman zaman maddi ve manevi facialar olabilmektedir.
Dışlanmaktan korkmayan daha fazla evrimleşmiş bireyler her zaman mevcuttur ve giderek çoğalmaktadır. Yalnız kalmaktan korkmayan bireylerin önünde sürüleşmek yerine örgütlenmek seçeneği her zaman mevcuttur.