Bordo bir çiçek: Arkadaş Zekai Özger

|

Bordo bir çiçek: Arkadaş Zekai Özger A Bordo bir çiçek: Arkadaş Zekai Özger

Gözümümü haberlerle yüklü, ağır, bulutlu bir havaya açıyorum. Derin bir soluk alıyorum, ciğerlerime dolduyorum kurşun gibi ağır havayı. Çok eskilerden bir şey hatırlıyorum. Canımı yakıyorum yavaştan ve şu dizleri mırıldanıyorum usuldan:
'Göğü kucaklayıp getirdim sana/ kokla/ açılırsın'


Ben nerede nasıl tanıştığımı hatırlamıyorum ama solla uzaktan yakından mesai harcamış olanlar onu çok iyi bilirler. Grup Yorum’un en güzel şarkılarından biri olan İsyan Olsun’un sözleri Arkadaş Z. Özger’e aittir. Hürlüğün şarkılarını sokaklarda söylerken daha bir kuvvetle söylediğimiz bu şarkının sözlerinin sahibidir. ‘Biz’den biridir. Yüzü o kadar tanıdık ve tebessümü o kadar sahicidir ki, sanki hepimizin evinde onun yüzüne ait bir resim varmış gibi yakındır bize. Kimimizin ölen devrimci amcasına, kimimizin yoldaşına ve daha nice tanıdıklarımıza benzer sanki Arkadaş. Yaşar Kemal’in Anadolu’nun bağrından çıkmış yiğitlerine, Vedat Türkali’nin cesur devrimcilerine, Nazım’ın şiirlerinden çıkıp gelmiş âşık bir sevgiliye benzer. Kısacası hayatımızın bir yerinde, bir şekilde kesişmiş kocaman bir yürektir.
Kolay bir hayata gözlerini açmadığı kesindir. 1948 yılında Bursa’da yoksul bir ailenin yedi çocuğundan beşinci çocuğu olarak dünyaya gelir. Babası düşük ücretle çalışan bir işçi, annesi tütün fabrikasında çalışmakta olan titiz ve fazlasıyla otoriter bir kadındır. Yoksulluğun kol gezdiği Bursa sokaklarında çocukluğunu eylerken geçirdiği kemik hastalığı sonucu bir bacağı kısa kalır. O yıllarını şöyle anlatır:


‘’Annem bir sabır küpü / Annem bir acı küpü / Acıyla beslemiş yüreğini / Yoksulluğu ve açlığı acıyla doyurmuş / Ve acıyla büyütmüş bebeğini / Acıyla doğurmuş / Ben işte eksik bir birikimin tortusuyum / Geçmişlerde yoğrularak çocukluğum / Bana hep acıyı ve hüznü öğretti".


Gençlik dönemlerini Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesini kazanmasından mütevellit Ankara’da geçirir. Şiirlerindeki hüznü ve kimi zaman içimize işleyen griliği bu şehirden alır sanırım. Dönemin yaşanan siyasal koşullarından fazlasıyla etkilenir. 68 kuşağının estirdiği özgürlük rüzgârına kapılmıştır. Kardeşlik türkülerinin hep bir ağızdan söylendiği bir dönemde kendini o çemberin içinde bulur lakin duruşunu ve kimliğini sorgulamaya başladığı sıralarda yönelimleri ve kimileri tarafından marjinal olarak adlandırılan düşünceleri sebebiyle çemberin dışında kalır. Bu ötekileştirme akabinde yalnızlaşmayı da yanında getirir. Belki de bilinçli tercih edecektir yalnız kalmayı.


Yaşadığı yıllarda, devrimci arkadaşları sert, çoğu zaman ‘erkek’ dili üzerinden kurdukları siyasetle ve söylemler nedeniyle Arkadaş’a ve şiirlerine uzak dururlar. Hatta çevresinde ufaktan dalga konusu olduğu da rivayetler ararsındadır.  Yazdığı şu dizelerle o dönemde kimsenin söylemeye cesaret edemediği, şu sıralar yükselen nefret söylemlerine ve suçlarına cevap niteliğindeki dizeleri cesurca dile getirir:


‘’Güneşe ve erkekliğe büyüyen vücudum/Düşüverecek ellerinizden ve/Bir gün elbette Zeki Müren'i seveceksiniz/(Zeki Müren'i seviniz)’’


Evet, hayat onun için trajik bir homoseksüeldir ve Zeki Müren’i sevdiğini yüksek sesle söylemek cesaret işidir. Bu trajiklik ötekileştirilmesine kadar uzanır dersek yanlış söylemiş olmayız sanırım. Nitekim Ahmet İnam Arkadaş için yazdığı bir yazıda şöyle anlatıyor o dönemi:


‘’Siyasal yurdunun lider konumundaki öğrencileri nedense küçümseyerek bakarlardı ona. '½iir bilmeyenden devrimci olmaz' derdi onlara. ½iire kör gözleriyle görmezlerdi Arkadaş'ı. O hep konuşurdu onlarla, giderdi yanlarına. Ona aldırış etmemelerine aldırış etmezdi. Küçümsemelerini küçümsemezdi. Sözcüklere dolanmış yaşama sevincini, hiç kimse, hiçbir şey yıkamazdı. Akşamları ODTÜ'ye geldiği olurdu. Oturur yemek yerdik ve yalnızlık gece karanlığında koyulaşırdı. Işıkları yarı sönük okul kafeteryasında karşılıklı demlerdik acılarımızı’’


Nüfus kayıtlarında Zeka olarak geçen ve sonradan kendisinin koyduğu Arkadaş ismiyle tanınır şair. Öz ve biçim olarak İkinci yeni akımından etkilendiği şüphesizdir. Cemal Süreya’nın çıkardığı dönemin edebiyat dergilerinden olan Papirüs’ü takip ettiği ve eleştirilerde bulunup, şiirler gönderdiği de bilinmektedir. ½iirlerinin ilerleyen dönemlerinde ise farklı bir dil ve kendine ait bir tarza sahip olduğu görülecektir.


En önem verdiği şiirlerinden biri ‘Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası’dır. Bir gün bir şiirleri bir kitapta toplanacaksa olmazsa olmaz dediği şiirdir ‘tragedya’. Bu şiire bu kadar önem atfetmesinin elbette bir anlamı vardır. Ötekileştirilmeye başladığı sıralarda ‘erkek egemen’ söylem üzerinden siyaset yapan arkadaşlarına bir gönderme niteliğindir şiir. O yüzden ‘sakalsız’dır, ‘oğlan’dır ve ‘tragedya’dır. Bu şiir ile gizliden değil açıktan tiye alır zamanını ve yaşadıklarını. ½u dizeleri de alaycı selamın mührü gibidir:


‘Charles Chaplin bir savaşta yitirdim sakalımı/Çıkmazlığın grev sesi umutlarımı vururken/ Yendirdim bıyıklarımı papağan kuşkulara/Biraz elma şekeriyle kazıdım sakalımı/ Lohusa şerbetiyle kazıdım sakalımı/Yanaklarım paprika lahmacun ister misiniz’


Bu topraklar nedendir bilinmez, güzel çocuklarına hep hoyrat davranmıştır. Bu hoyratlıktan Arkadaş da fazlasıyla nasibini alır. Gencecik yaşında, ömrünün baharında aramızdan ayrılır. Ölümü ile ilgili çeşitli rivayetler vardır. 24 Ocak 1971 yılında polisin Siyasal Bilgiler Fakültesi baskını sırasında kafasına ağır cop darbeleri alır. Kimilerine göre bu baskından hemen sonra, kimilerine göre ise bu olaydan 3 yıl sonra beyin kanaması geçirerek ölür. Her ölüm erkendir erken olmasına da 25 yaşında aramızdan ayrılması tartışmasız çok acıdır. Yaşadığı travmayı ‘Adak’ şiirinde şöyle anlatır:
‘Vurdular, kötü vurdular / Ne savaş kuralları/ne insanlık onuru / Kara tarihlerinin / İğrenç bir zaferini daha / Gövdemize kazıdılar.’


Alnını dağ ateşiyle, yüzünü kanla yıkayan dostum,
Şimdilerde söylediğin gibi yapmaya çalışıyorum ben de! Umutsuz koymamaya çalışıyorum kendimi, tarihle avutup, aşkla sığınıyorum yaptıklarıma. Akıtıyorum deliren sevdalarımı, köpürtüyorum hayatı besleyen suları, şimşekli gök, tufan, kan fırtınası, uçurum kıyısında hızla büyüyen ot, yapraksız bir ölümün anısı için yaşıyorum. Anamın doğurgan karnı gibi, dostumun üretken gülü gibi bağlanıyorum hayata, sıkı sıkı sarılıyorum. Varlığını bilmekle avutuyorum kendimi ve bu güzellikleri yaşatabilme gücünü gösterdiğin için sana çok teşekkür ediyorum…