Cemaat: Sermaye temelli bir din ve eğitim hareketi

|

Cemaat: Sermaye temelli bir din ve eğitim hareketi A Cemaat: Sermaye temelli bir din ve eğitim hareketi

Fethullah Gülen’in oluşturduğu yapıya kimi “hareket” veya “cemaat”, kimi de “hizmet” adını veriyor. Gülen, hizmet terimini tercih ediyor daha çok. Tayyip Erdoğan da AKP’yi ne sağcı ne solcu ama “hizmet partisi” olarak tanımlamıştı. Buradaki “hizmet”, Osmanlıdaki dinsel anlamlı “millet” kelimesini çağrıştırıyor. Yani, “halka hizmet, hakka hizmet” durumu söz konusu. Gülen cemaatini tanımlayıcı üç belirgin çizgi var: Eğitim (okul), sermaye (şirket) ve siyaset (devlet). Cemaat, eğitim konusunda alabildiğine neoliberal; sermaye birikimi konusunda kapitalizmin kurallarına harfiyen uyuyor; siyaset konusunda ise alabildiğinde otoriter. Ancak verdiği sosyal mesajlar da alabildiğine liberal. Kendi içinde demokratik değil; aksine hiyerarşik ve askeri nizama uygun. Nitekim Gülen’in anti-komünist kimliğinin bir yansıması olan emniyet, asayiş, nizam ve milletin huzuru, bu otoriter tavrı gösterir. Bu üçünün kesiştiği noktada İslamiyet var. Din ortak kimliği, şirket (neoliberalizm) ve okul (neoliberal eğitim) kimliğin kendini var ettiği imkânları tarif ediyor. Fethullah Gülen, verili kapitalizm içinde eğitimi, batılı kavramlar (çokkültürlülük, hoşgörü, dinler arası diyalog vb.) çerçevesinde yeniden formüle ederken her türlü sorunun çözümünde tek referans olarak Kur’an’ı görüyor.


CEMAAT’İN ASIL MESELESİ VE HEDEFİ



Asıl mesele, ışık, irfan, hakikat ve gönülü ifade eden kutsal kitaba itaat etmektir. Cemaatin eğitime modern noktada yaklaşımı, içeriksel değil şekil düzeyinde kalmakta. Bu da doğal, zira burada eğitimin nihai amacı, Allah’a hizmet olarak görünüyor; halka, bireye veya doğaya değil. Dolayısıyla Gülen cemaatinin eğitim anlayışında seküler saik, görünürde alabildiğine somut (kaliteli okullar, giriş sınavlarında veya bilim olimpiyatlarında üst dereceler, yurt dışında yurt ve eğitim merkezleri vs.) görünüyor. Fakat hedef, uhrevi; “çağdaş” koşullarda İslami bir düzen anlayışıdır. Bir tür “modern şeriat”. Burada ahlak ya da İslami kökenli bir ahlaki anlayış, pedagojinin temeli durumundadır. Bilim ve teknoloji alanında kaliteli eğitim sunan okulları, öğrenci yurtları, üniversiteleri, yüksek öğretime hazırlık kursları, dershaneleri, dergileri, yayınevleri; tüm bunlar, gençliğin eğitiminde, sömürünün olmadığı, kapitalizmin yok edildiği, her türlü yabancılaştırıcı kurumun def edildiği bir dünya tasarımı içermiyor. Bütün pedagojik dert, Allah’a teslimiyet; diğer semavi dinlerde olduğu gibi burada da ilahi kaygı, günlük yaşam gerçekliğine hükmediyor. O’nun rızasını kazanmak; haliyle Gülen’in anlayışında pedagoji, laik/seküler değil, metafizik bir özellik gösteriyor. Gerginlikler, kapitalizmden değil, sözde metafizikten kaynaklanıyor. Dolayısıyla gerek Gülen cemaati gerekse AKP’nin eğitimde varmak istediği nokta, acaba “küresel İslami devlet”in oluşumu mu? Bunun için bir pedagojik anlayış oluşturmak mı? Yerel sınırları aşıp küreselleşen bir dini hareketin nihai hedefinin ulusal sınırları içinde kalmaması, büyük bir hedefin olduğu anlamına mı geliyor?


LİBERAL TEBLİĞ



Gülen cemaati son derece Batıcı (Batılı değil) görünüyor: liberal demokrasi benimsenmiş, farklı dinden olana hoşgörü, düşünce özgürlüğü, serbest piyasa, kapitalist ekonomik değerler (faiz hariç), ABD ve birçok Batılı ülke ile iyi ilişkiler… Vaaz, kitap, makale, CD’ler, web sayfaları vs. Etkili bir Gülen medyası, “liberal tebliğ” tarzını benimsemiş durumda. Bu anlamda radikal İslami hareketler Gülen hareketine şiddetle karşı çıkıyorlar. Aralarında ciddi çatışmalar var. ABD’nin istediği ‘ılımlı İslam’, Gülen hareketi üzerinden, liberal İslami demokrasi de AKP üzerinden tüm Müslümanlara model olarak gösteriliyor. Bu modelin temelinde, liberalleştirilmiş bir İslam var; Patrick Haenni’nin ifadesiyle “Piyasa İslamı”. Gülen zaten ABD’de “liberal bir Müslüman din adamı” olarak tanınmış durumda. Radikal İslami terörden bezmiş Batı’nın can simidi olan bir insan Gülen ve cemaati.


Büyük bİr sermaye hareketİ

Tahminlere göre 75 milyonluk Türkiye’nin % 10-15’i Gülen cemaatini destekliyor. Bu oranın her geçen gün arttığı söylenebilir. Beş kıtadaki 100 ülkede 8-10 milyon civarında bir mümin topluluğu var. Yurtdışında 1000’in üzerinde okul, üst düzeyde altı hastane, yüzlerce öğrenci yurdu ve üniversite sınavına yönelik hazırlık kursları, bir uluslar arası yardım kuruluşu, Ramazan ayında iftar yemekleri, Gülen konferansları, bölgesel ve yerel dinler arası diyalog toplantıları vb. Sızıntı dergisi, Fatih Üniversitesi, Zaman Gazetesi, Today’s Zaman, Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı, SETA, Samanyolu TV,  Cihan Haber Ajansı, Samanyolu Lisesi, Kimse Yok Mu Derneği, Sema Hastanesi, Bank Asya, sayısı bilinmeyen Işık Evi, trilyon dolarlık bir sermaye birikimi… Bu yönüyle Gülen hareketi, çok ciddi bir sermaye hareketi özelliği gösteriyor. Hareket, kapitalizmin neredeyse bütün kurum, kural ve değerlerine uyuyor. Zaten Gülen’in kitaplarında kapitalizmi iktisadi ve siyasal sistem olarak eleştiren, yeren veya reddeden hiçbir düşünce yok. 


ÜÇ sacayaĞI üzerİne kurulu bİr cemaat

Gülen hareketi, dini (İslam), ekonomik (neoliberal) ve etnik (Türk milliyetçiliği) olmak üzere üç sacayağı üzerine kurulu. Bu üç sacayağının üzerine oturduğu zemin, dini bir kavrama yaslanmış: Hizmet. Yani Allah’a hizmet. Bu anlamda Gülen cemaati, kendi okullarını ve eğitim anlayışını, devlet okulları İslamiyeti yeterince öğretmediği ya da kendi anlayışına göre öğretmediği için değil, kendine ait bir “İslami Hizmet Devleti” kurabilmek için oluşturdu. Bu anlayışın örgütlenme biçimi, yüz kişiden oluşan hizmet halkaları. Halkalar arasında iletişim var ama bir hiyerarşik bağ, merkezi bir yapı yok. Dikey değil, yatay bir örgütlenme söz konusu. Ama yine de bir piramit var ve tepesinde Gülen hâkim durumda.

Ahlakİ eĞİtİm, elİtİzm ve ÇaĞdaŞ bİr Kur’an hareletİ

Gülen cemaatinin pedagojik anlayışının altında yatan amaç, “ahlaki eğitim”dir. Bu ahlaki eğitimin amacı, her türlü “yozluğa” (başta sosyalizm, terörizm, ırkçı milliyetçilikler olmak üzere) tavır alan bir gençlik (“altın nesil”) yetiştirmek. Gülen cemaati, kurtuluşu, kapitalizmin yarattığı ahlaki erozyonu yine kapitalizm içinde kalarak ve altyapısını değiştirmeden kapitalizmin üstyapısında reformlar (gerekirse evrimci bir devrim anlayışla) dönüşümler yaratmak olarak görüyor. Bu dönüşümün sağlanmasında ana görev, iki niteliği olan insan modelinin sırtında görülüyor: Zengin ve akıllı insan. Gülen cemaati başarısız, (aşırı) yoksul, becerileri eksik, statüsü düşük, avamdan insanlarla pek ilgilenir gibi görünmüyor. Ya da bu tür insanları hareketin çekirdeğinin oldukça uzağında tutuyor. En azından yüksek statülü, akıllı ve becerili, zengin insanlar, hareketin kurmay halkasını oluşturuyor. Gülen hareketi aslında son derece elitist bir hareket. Elitizm pratikte ululanıyor ama düşüncede değil. Elitizmi yeniden üreten Cemaat içi sermaye hareketi. ½u anda Türkiye’de İslami sermayeyi en etkili biçimde temsil eden bir örgütlenmeye sahip. Buradaki sermaye, hem ekonomik hem de sosyal nitelikli. Bu sermayenin, kapitalizmin oyun kurallarına uymak bakımından mutlaka oluşturulması gerekiyor. Bu sermayenin birikiminde İslami ahlak ile bilimsel bilginin buluşturulması amaçlanmış; bu amacın gerçekleştirilmesi de öncelikle modern, ileri donanımlı ve laik/modern görünümlü okullara düşüyor. Din ile bilimin buluşturulmaya çalışıldığı noktada Gazali’nin geleneksel çizgisine (iman ile bilim uyuşmaz) açıkça bir karşı çıkış var. Tolerans, bilim, eğitim ve diyalog… Bunlar sanki Kuran’da içerilen esaslar olarak görülüyor. Dolayısıyla tüm Gülen hareketinin üzerine oturduğu asıl ve tek kaynak, Kuran’dır. Gülen hareketi, geleneksel omurgalı “çağdaş” bir Kur’an hareketidir. Bu anlamda acaba Gülen hareketi, bir şeriat yönelimli hareket olarak görülebilir mi? Fethullah Gülen’in vaaz ve yazılarına bakılırsa, evet. Hareketin içeriği şeriat yönelimli bir toplum tasavvuruna yaslanıyor ama pratiklerin biçimi oldukça modern, hatta postmodern görünümlü.


Allaha hUzmet yolunda ‘modern eĞİtİm’

Gülen hareketinin şeriatı oldukça (post)modern biçimde yorumladığı söylenebilir mi? Kafir felsefesi yerine farklı dinlerle diyalog, çok etnili-dilli-dinli bir imparatorluk mantığının ulus-devlet yerine tercih edilişi, lakik-modern kadınların kamusal alanda kendileri için hizmet görmelerinin kabulü, küresel yönelimlere-değerlere sahip bir gençliğin yetiştirilmesinin militan İslamcılar yerine tercih edilmesi… Aslında eğitim, onlar için Allah yolunda, Allah’ın rızasını kazanmak anlamında bir araç; tıpkı demokrasi gibi. Dolayısıyla Gülen cemaatinin Batılı anlayış ve kavramları araçsallaştırdığı söylenebilir. Gülen’in geleneksel medrese ve tekkelerden uzak durması, hem bunların sadece modern hayatın gereklerini karşılamamasından hem de modern zamanlarda bu okullarla tebliğin yapılamayacağını inanmasındandır. 


Cemaat ve sİyaset
Gülen cemaatinin, ilginçtir, siyasetten hep uzak durduğu söylenmiştir; bu doğru değil. Şu anda Gülen cemaati, Türkiye’de muhafazakâr siyaseti belirleyen asıl örgüttür. Siyaset elbette sadece siyasal alanla ilgili değildir. Bu bakımdan Cemaatin hemen her fikir ve etkinliğinin siyasi olduğu söylenebilir, zira İslam, siyasal bir din olduğu için bu olan gayet normaldir. İslam, tüm kurumları kuşatıcı total bir dindir. Örneğin, Gülen okulları gerçekten siyasetten uzak mıdır? Gülen dünyasının temel kavramları olan merhamet ve sevgi, acaba hümanist bir dünyayı kurgulamak için mi var yoksa başka bir şey için mi?


Kapİtalİst bİr küresel cangIlda manevİyat

Gülen hareketi, eğitimi, terörizmin en güçlü panzehiri olarak görmektedir (terörizmin yanı sıra her türlü sol hareketin de). Ama burada her türlü terörizmin nedeninin basit ve saf bir mantıkla “Allah yolundan ayrılmak”ta görülmesi, onu sıradan bir dini hareket kertesine indirmektedir. Tek isteğinin dinin özgürce yaşanmasına devletin karışmaması, aslında laikliğin dinden yana yontulmasını gerektiriyor mu? Gönül gözü, merhamet, sevgi, diyalog, hoşgörü, inanç, hayır, hayırseverlik, bereket, sadaka, zekât, kurban, vakıf, birliktelik, sohbet… Küresel cangılda bu maneviyat nereye kadar iş görür? Bu çoğu muhafazakâr olan değeri kullanarak kapitalizmden kaçmak mümkün mü? Bu manevi değerlerle aşırı bireyci ve rekabetçi kapitalist çekirdek kırılabilir mi yoksa çekirdek, bu değerleri kullanır mı? Bilgi, uzmanlık, projeler, modern okullar, karmaşık bilgi aktarım ağı, modern görünümlü vakıflar; tüm bunlar Gülen hareketini nereye ve nasıl götürür?


SonuÇ ya da asıl soru

Asıl soru şu: Gülen hareketi, Allah’a hizmet ediyorum derken kapitalizme hizmet ediyor olmasın? O halde Gülen hareketi, küresel kapitalizme bir yanıt değil, onunla birlikte ve onun içinde yaşama isteğidir. Ama olmayacak ve çelişkili bir arkaik mantık çerçevesinde: Küreselleşmeye rağmen İslami bir Türk milliyetçiliği, Kur’an’ın dogmatizmine karşın liberal değerler, çokkültürlülük yerine çokdinli bir dünya, Ümmete  milli bir devlet/milliyetçilik üzerinden ulaşmak ya da milli bir ümmet anlayışı, otorite ve nizam arzusu, çilecilik (asketizm) yerine kapitalist şirketler üzerinden/ile dünya nimetlerinden yararlanma… Böylesi bir toplum tasarımı kapitalizm içinde ne ölçüde yaşayabilir? Devrimci bir karşı çıkışla karşılaşmayan kapitalizm, her hareketi kullanır ve sonunda bir kenara fırlatıp atar. 


IŞIk evlerİ

Gülen cemaatinin eğitim denilince akla gelen ilk pedagojik mekânı, Işık evleridir. Daha çok büyük kentlerde üniversite öğrencileri için hazırlanan bu evler, aslında otoriter İslami anlayışın birebir yaşandığı yerlerdir. TV izlemenin, Zaman dışında başka gazete okumanın yasak olduğu, cinsiyete göre ayrılan, sıkı bir dindar yaşamın gerçekleştiği bu evler, özel bir yurt işlevi görmektedir. Bu evler sayesinde Cemaat üyesi gençlerin kentin görece özgürleştirici havasından ayrı ve izole bir hayat yaşamaları hedeflenmektedir. Işıkevleri, basit bir ev veya yurt değildir. Zira abla veya ağabeylerin denetiminde örgütlenen bu evlerde belli yazılı metinlerin okunması, vaazların dinlenmesi, sohbetlerin yapılması gibi dinsel sosyalleşmenin yaşandığı başka bir pedagoji söz konusudur. Elbette buradaki ışık, Aydınlanmadan ziyade nur ile ilgilidir.    


Cemaatİn dershanelerİ

AKP ile Cemaat arasında bir gerginliğin, rekabetin ve çekememezliğin olduğu artık bir sır değil. Karşılıklı iki güç var ve eninde sonunda kozlarını paylaşacaklar. Bir ipte iki cambaz oynamaz! İkisi arasında çıkan en son sorun, Tayyip Erdoğan’ın kapatmak istediği dershaneler. İyi bilinir, ülkedeki dershane piyasasının tekeli Cemaatin elinde. Dershane, hem büyük bir sermaye gücü hem de üye kayıt ve dinsel sosyalleştirme aracıdır. Başbakanın dershanelerin yerine okul kurulması önerisi bile Cemaati tatmin etmedi. Zaman gazetesinde Başbakan resmen yaylım ateşine tutuldu. İtiraz noktaları, dershanelerin birçok olumlu işlevi (yoksul öğrenciler için fırsat eşitliği yaratmasından devlet okullarının veremediği kaliteli bir eğitimi vermesi iddiasına değin) üzerine oturtuldu. Fakat asıl mesele, iktidar paylaşımıdır. AKP, ordu, üniversite, medya ve diğer kuruluşları dize getirdikten sonra ülkede hala kendinden başka bir güç olmasın istiyor. İktidarda sadece kendisi olsun istiyor. Ama var, o da Cemaat. Cemaatin dershanelerden vazgeçmesi mümkün değil, çünkü halka en etkili ulaşabildiği mekanizmaların başında dershaneler geliyor. Dershanelerde sadece bilgi satmıyor; oralarda öğrencilere başka bir dünya da sunuyor. İslami bir ahlaki düzen üzerine kurulacak bir dünya için dershanelerde başka türlü bir pedagoji uyguluyor. Nitekim laik veya başka dini örgütlerin çocuklarının bile buralara gönderilmesi, Cemaat için büyük bir prestij konusu. Ama herhalde en önemlisi, dershanelerin sahip olduğu sermaye gücü olsa gerek. Bu yüzden, Cemaat, sırf dershaneleri için bile AKP’den vazgeçebilir ya da sonuna kadar mücadele edebilir. Dershaneler, Cemaati şirket mantığı üzerinden kapitalizm içinde tutmaya devam ediyor.