YÖNETMEN ORHAN ESKİKÖY: Bu ülkede nefretle aşkı iç içe yaşıyor insanlar

|

YÖNETMEN  ORHAN ESKİKÖY: Bu ülkede nefretle aşkı iç içe yaşıyor insanlar A YÖNETMEN  ORHAN ESKİKÖY: Bu ülkede nefretle aşkı iç içe yaşıyor insanlar

‘İki Dil Bir Bavul’ filminin yönetmenlerinin yeni filmi ‘Babamın Sesi’ yaklaşık bir haftadır vizyonda... Zeynel Doğan ve Orhan Eskiköy’ün yönettiği ‘Babamın Sesi’ yine aynı politik duyarlılık çerçevesinde ele alınmış.


Maraş Katliamı’ndan etkilenen bir ailenin hikâyesinin anlatıldığı filmde Zeynel Doğan’ın ailesinin hikâyesinden yola çıkılıyor. Filmin başrollerinde ise Zeynel Doğan’la beraber annesi Basê Doğan ve eşi Gülizar Doğan yer alıyor. Kürt Alevi bir aileyi anlatan ‘Babamın Sesi,’ bizi Maraş katliamına götürürken Kürt Sorunu ve Alevi sorununa da parmak basıyor. Anne Base’nin eşi Mustafa’nın gittiği (film boyunca nereye gittiğini bilmiyoruz) yerden kasetlere kaydederek yolladığı sesi aile içinde koca bir özlemi körüklüyor.


30 yıldır saklanan bu sesin peşine düşen Mehmet’in hakikatleri sorgulaması ve Base’nin o seste yeniden hayat bularak oğlu Hasan’ın bir gün döneceği umudunu beklemesi filmi başka bir boyuta taşıyor.  Hasan çocukken Maraş Katliamından etkilenmiş, Babanın katliam sırasında yaşadığı gel-gitlere tanıklık etmiş ve bu travmadan kurtulamayarak, hem Kürt olmanın hem de Alevi olmanın getirdiği ağır bedellerle isyan ederek dağa gitmiştir. Anne Base  için çalan her telefon Hasan’dır…
‘Babamın Sesi’ yönetmenlerinden Orhan Eskiköy’le bir araya geldik…  ‘İki Dil Bir Bavul’dan ‘Babamın Sesi’ne uzanan o yolculuğu konuştuk.

»‘İki Dil Bir Bavul’un ardından ‘Babamın Sesi’ filmiyle ve yine aynı duyarlılıkla yola devam ettiniz. Bu kez bir sesin peşine düşmüşsünüz; buradan başlayalım mı?


Bize ilk teybi Libya’dan babam getirmişti. Elektronik eşyanın olmadığı bir dönemdi o dönem… Bu film açısından sesleri, özellikle senin benim gibi, hatıralar olarak değil de, haberleşmek için, duygu aktarımı olarak kullanılması önemliydi.  Mektup yazar gibi kaset doldurmak ve göndermek… Ben ilk defa bu şekilde olduğunu gördüm Zeynel’in arşivinde. Zeynel’de zaten bir belgesel yapmak istiyordu bu özel durumla ilgili… Ben de Zeynel ve Hasan’a bakarken şunu gördüm:  Zeynel ve Hasan ‘iki Dil Bir Bavul’un çocuklarıydı benim için. Onlar büyümüşlerdi, onların ses kayıtları olmuştu. Öyle hayal ettim. Sadece bir kayıt bir belge değildi.

»‘Ses’ dediğimiz şey bir dönemi ve o dönemin en içsel duygusunu da yansıtan bir durum değil mi?

Tabii ki; onlar bir dönemin duygusunu yansıtıyor. Ailenin dönem boyunca yaşadığı gerçeklikler, 30 yıl boyunca o kayıtlarda saklanmış, bu çok özel bir durum bence... Üstüne hiçbir şey kaydedilmemiş, silinmemiş, Base teyze saklamış. Bütün bunların toplamı bende iyi bir film olabileceği, film çıkabileceği fikrini yarattı ve peşine düştük hikâyenin. Yazıda tabii ki belli bir duygu var ama o yazının kabiliyetine bağlı ama ses öyle değil. O anda ne hissediyorsa Mustafa amca yansıtıyor. Yazsaydı o kadar etkili olmazdı. Filmin görsel dünyasını kurarken de hayal etme fikrini düşündüm.  Mesela o anda Base teyze ne hayal ediyor, Mustafa amca ne hayal ediyor…

»Peki, ‘İki Dil Bir Bavul’da da Kürt sorununu farklı bir açıdan ele aldınız ‘Babamın Sesi’nde de yine Kürt sorunu var ama bunun yanında Alevi sorunu ve bu sorunların iç içe geçmiş halini görüyoruz.  Kişisel olarak bu konulara eğilmenizdeki nedeni sorsam?

Ben nedenini bilmiyorum ama belki sadece Alevi olduğum içindir, ezilen bir toplumdan geldiğim içindir belki... Büyüdükten ve film yapmaya karar verdikten sonra kendi mutsuzluğumun kaynaklarına baktığım zaman, bazı belli başlı şeyler var o da Türkiye’nin içinde bulunduğu politik durum. Ve sürekli geri çekilme, sürekli kendini belli etmeme halimiz vardı. En solcumuz bile böyle.  “Ben bunu düşünüyorum, ben bunu yapmak istiyorum” diyemedik.

»Belki bunun haklı gerekçeleri vardı, Kürtler 30 yıldır kayıp veriyor, Aleviler daha yeni sokağa çıkmış, onca ölümlerden yakılmalardan sonra...

Evet,  tabii ki… Kültürel olarak bastırılmışız. Ben en çok kendimle ilgili bunu düşündüm. “Ben bunu yapmak istiyorum, bunu ifade etmek istiyorum” diyebildiğim şeyler o kadar az ki… Ben birey olamamışım.  Ve sonra etrafıma bakmaya başladım

»Peki,  bir Türk olarak ilk ‘İki Dil Bir Bavul’a nasıl başladınız?

‘iki Dil Bir Bavul’u yapmaya iten şey, evet ben bir Türküm ve hasbelkader Türkçeyi de düzgün konuşuyorum, ama Hakkâri’den gelen arkadaşlarımız vardı üniversite okumak için, çok iyi fikirleri vardı ama kendilerini ifade etmeye başladıklarında bozuk Türkçeleri yüzünden sınıftaki Türk arkadaşlar gülerlerdi. O ortamlardan hızla kaçtığımı, orada bulunmak istemediğimi hatırlıyorum. Ve kafamda yavaş yavaş onları kazımaya başladım...  Neden böyle, hangi aşamalardan geçip böyle oluyor insanlar, bunları çok düşündüm… ‘İki Dil Bir Bavul’u yapmam buradan çıktı. İlk çıkış noktası buydu.

»Kürt değilsiniz ama ele aldığınız konulara baktığımızda bir Kürt duyarlılığıyla yaklaşıyorsunuz...

Kürt değilim evet. Bir başkasının yerine geçip düşünmeye çalışmam, tabii ki muhalif olmam, kendimi sosyalist olarak tanımlamam film yapma nedenlerim olabilir. Bu yüzden film yapıyorum, bu yüzden benim gibi olan ya da olmayan insanların duygularına bakıyorum, onların duygularına özeniyorum…  Neler hissediyorlar diye merak ediyorum, gözlemliyorum. Oralardan da filmler çıkıyor işte…

»Kürtleri nasıl gözlemlediniz?

Benim ki dışarıdan bir gözlem,  ‘iki Dil Bir bavul’u yapma sebebimde buydu. Ben üniversitede Kemalist birisiydim. Ve üniversitede Kürt arkadaşlarım oldu, onlarla çok yakın ilişkilerim oldu, birlikte fikirde geliştirdik, filmde yaptık...

»Kemalizm’in sizdeki kırılma noktası neydi?

Kırılma noktasını hatırlamıyorum ama benim kafamdaki Kemalizm’in kurgu olduğunu, o kurguya çok fazla inanmış olduğumu fark ettim. Sadece bu ülkenin Türklerden, Türkçeden ibaret olmadığını fark ettim, işçileri fark ettim, fabrikada çalışanları fark ettim, Transseksüellerle ilgili filmler gördüm, o kurmacanın dışına çıkıverdim bir anda. Benim okuduğum ve hissettiğim şeylerle pratikte olan şeylerin ve hatta benim hayatımda olan o kurmacanın içindeyken fark etmediğim şeylerin gerçekliğine ulaştım. Ve o zaman da ilk terk ettiğim şey Kemalizm oldu.

»Sizin içinde bir dönüm noktası olmuş aslında

O noktadan sonra Kürtlerin verdiği mücadeleyi anlamaya başladım, neye karşılar, nasıllar... Biz Aleviler neye karşı değiliz,  neden değiliz... Onları sorgularken toptan devletin resmi ideolojisine karşı geliyorsunuz ve Kürt, Ermeni, Alevi diye ayırt etmiyorsunuz, ben etmiyorum artık. Bir sonraki hikâyem Ermenilerle ilgili olabilir...

»‘Babamın Sesi’nden devam edersek, tüm bu anlattıklarınızı filme aktarmışsınız... Maraşlı Alevi -Kürt bir aileyi alarak sorunun devletin resmi ideolojisinin dayatmasıyla olduğu mesajını veriyorsunuz...

Devlet bizi bir şekilde parçalamayı başarmış, iyi Kürtler var,  kötü Kürtler var, kötü Aleviler var iyi Aleviler var... Birilerinin de doğru ifadeyi bulması lazım. Bizim filmde de Kürt Alevi bir aile seçmemizin nedeni oydu. Tesadüfü bir şey değil. Hem Kürtler hem de Aleviler... Bu Kürtler ve Alevilerin yaşadığı ortak sorunlar var. Evet,  özelde Hasan dili için, Kürt kimliği için dağa çıkıyormuş gibi gözüküyor ama Maraş katliamından etkilenen bir ailenin bireyi.

»Hasan çocukluğunda yaşadığı travmayı hiçbir zaman unutmuyor, bir Kürt olarak kimlik mücadelesi veriyor ama geçmişe gittiğimizde Hasan’ın isyanın Maraş katliamına dayandığını görebiliyoruz...

Senaryoyu kurarken Hasan’ın aslında o katliam günü yaşanılanları hatırladığını ve babasından sürekli olarak o yaşanılanları unutmak gerektiğine dair sesiyle telkinler duyduğunu hayal ettim. Yazarken de öyle yazdım. Katliam gerçekleştiğinde Hasan 5-6 yaşlarındaydı. Babasının evden gidişini, hiçbir şey yapmamış olmasına rağmen, onlara katılmış olmasını bilecek yaştaydı. Çok derinden etkilenmişti, çok travmatik bir şeye dönüşmüştü onun için. Babasına kızgın aslında... Sürekli olarak unutmak zorunda olarak telkin edilmesi onu kızdırıyor, çünkü bitmiyor ki katliamdan sonra mesele. Okula gidiyor,  diliyle dalga geçiyorlar, annenin adıyla dalga geçiyorlar.
Maraş katliamında kabullendiğin bir şeyin devamında eziyet çekmeye devam ediyorsun. Onun isyankar olmasını normal buluyorum, isyan ediyor... Bocalıyor,  ne yapacağını bilemiyor en sonunda da dağa gidiyor.

»‘İki Dil Bir Bavul’ ve ‘Babamın Sesi’ gibi filmlerle devletin resmi ideolojisi aşılıyor mu ne dersiniz?

Bizim filmlerle başarılabilecek bir şey değil. Biz sadece bir takım boşluklarından faydalanıyoruz. Sinemada 20 bin kişi izliyor diyelim ki ama başbakan çıkar bir laf eder sanatın hükmü kalmaz o anlamda. Biz sadece boşluklardan faydalanıyoruz. Devletin resmi ideolojisi Kemalizm anlamında aşılıyor, ama başka bir devlet olmayacak bu devlet.

»Neden?

Bizi ezmeye, yoksulu sömürmeye devam edecek devlet.  Birazcık daha parlatacaklar ve Kemalizm’in yarattığı burjuvanın yanına kendi ideolojisini koyacak. Daha güçlü,  yoksulun üzerinde de ezilenin üzerinde de daha güçlü bir devlete doğru gidiyor bence. Biz sadece çizgi çiziyoruz. O kadar ilkel düzeyde bizim yaptığımız...

»Anadilde eğitimi konuşuyoruz,  Aleviler sokağa çıkıp en azından seslerini çıkartıyorlar... Demek ki taşlar biraz yerinden oynuyor...

Bundan 10 yıl önce çamaşır makinesi alamazdık, çünkü çok pahalıydı... Artık her eve çamaşır makinesi koyabiliyoruz. Bu nasıl ki devletin zenginleştiğini,  bu ülke halkının zenginleştiğini göstermezse,  bu yaşadıklarımızda bu ülkenin demokratikleştiğini göstermez. Çünkü bileşim çağındayız ve bazı kontrol edemeyecek noktalar var. Oralardaki açıkları artık tıkayamıyorsunuz. Aleviler sokağa çıkıp haklarını isteyip de hala CHP’ye oy veriyorsa yapacak bir şey yok ki... CHP bugüne kadar Alevilerle ilgili ne yaptı ki ne yapsın.


Anadilde eğitimi tartışıyoruz doğru, Kürtçenin iki saat seçmeli olarak başlanması önemli ama Kürtlere değil de Türklere seçmeli ders olarak verdiğiniz zaman bir anlamı var. Türklerde Kürtçeyi öğrensin ki bir adam sokakta konuştuğu zaman “Türkçe konuşta anlayayım” demesin. Azcık anlasın, bilsin… Yeni toplumun temelleri ancak böyle atılabilir.
Kürtler bu noktadan sonra bağımsızlık ilan ediyoruz, gidiyoruz diyorlarsa,  eğer ulusal çıkarlar o anlamda devreye girecekse o başka,  ama şu anda kurmamız gereken şey, bu ülkede bazı mutsuz toplumlar var, o toplumların ne dediğine, ne düşündüğüne kulak vermek gerekir... Devlet dediğimiz şeyde bu işe yarar zaten.

»Türkiye’de tahammülsüzlük var, Kürtlerin acısıyla barışmak istemeyen bir toplumdan söz ediyoruz aslında... Bu nefret, öfke ve kin nasıl alt edilir? Sadece o dili bilmekten mi geçer?

Bir kere kopuş olduğu açık. Özellikle insanlar ölürken bu tip duygusal kopuşların olması çok normal. Bu ülkede nefretle aşkı iç içe yaşıyor insanlar. Bu topraklarda bir şey var. ½u anda birbirimizden nefret edebiliriz. Ama koşullar değişirse de aynı hızla aşık olabiliriz. Çünkü köklerle ilgili... Kökler çok derinlerde... Dalların, yaprakların kırılması ilişkiyi koparmaz ama bu neye bağlı;  zirvede sürekli nefret söylemi üreten,  sürekli birbirini aşağılayan, yok sayan liderlerden kaynaklı kopuşlar olabilir.


Balkon konuşmasını hatırla Başbakan’ın,  benim gibi şüpheci birisi bile umutlandırdı.  Adamları tanıyorum da o gece her şeyin değişebileceğini, isterse bu adamın her şeyi değiştirebileceğini düşündüm.  Açtığı Kürtçe kanalda yaptığı yayın politikasını öyle olması, Kürt sorunun çözeceğiz deyip şu anda Kürt sorunu yoktur,  “Kürt kardeşlerimin bazı istekleri vardır”a dönüştü... Bunların hepsi kafa karıştırıcı... Ama ben devletin vereceği bir kararla müzakerenin yeniden başlayacağını düşünüyorum. Ama bu sokakta birbirini döven, mesela Bursa’da yaşanan olayların münferit olduğunu düşünüyorum. Çoğunluğun çok hızlı bir şekilde barışabileceğine inanıyorum. Çünkü , o kini devam ettirecek bir bellek yok, bir anda her şeyin üstünü çizilebilir...

»Bazen Münferit diyerek baktığımız olayların altından başka bir gerçeklik çıkıyor, Malatya Sürgü bile neredeyse münferit denilerek üstü kapatılacaktı...

Münferit derken çoğunluğun duygusunu karşılaştırdığımda böyle söyleyebilirim, tabii ki bunlar münferit değil. Tabii ki itiraz etmemiz lazım. Roboski’yi konuşmuyoruz artık... Roboski’nin üzerinden çok zaman geçmemesine rağmen Roboski’yi konuşmadığımız gibi Roboski’den sonra ortaya çıkan duygusal kopuşları da konuşmayabiliriz... Çünkü Maraş’ı hatırlamıyoruz, Sivas’ı unutmak istiyoruz, Roboski benzer bir şeye dönüşüyor... Malatya’daki mesele... Bu kötü gibi görünen şey bizim lehimize dönebilir. Bu kadar her şeye kayıtsız kalan bir toplum barışı da çok kolay sindirebilir aslında.

» Neden barışamıyoruz?

Barışmak çok daha zor. Çünkü barıştığımız zaman işin sadece manevi tarafı değil maddi tarafı da olacak.  O maddi tarafı hesaplayamıyor devlet. Barışı karşılayabilecek kaç milyar dolara ihtiyacımız var bizim. Büyüyoruz diyoruz... Böyle bir durumda bütün hesaplar karışır. Devletin kafasında böyle bir soru işareti olduğunu düşünüyorum. Binlerce insana tazminat ödenmesi gerekiyor mesela... boşaltılan köylerin hepsini yerine koymamız gerekiyor. Bunca yıldır red ettiğimiz anadilde eğitimin bütün her şeyini tesis etmemiz lazım... Maddi olarak çok güç; oralarda devletin kafasının rahat etmediğini düşünüyorum. Başka neyle açıklanır ki... Bütün yediklerini çıkartacaklar, nasıl olacak ki... Neyle açıklayacaklar? Benim kafamda ki tek soru bu?


***

Muhalif sinema yaptığıma inanıyorum


»Sinemada bir takım kodlamalar var, Kürt Sineması, Türk sineması vs... Siz nasıl yorumluyorsunuz?

Ben Kürt sineması yapmıyorum.  ‘İki Dil Bir Bavul’da bir Kürt filmi değildir. Bunun bir Kürt filmi olmasının nedeni, evet Kürt sorunu var ve ikinci yönetmen de Kürt... Ama benim bakış açıma göre ‘İki Dil Bir Bavul’la ‘Babamın Sesi’ politik tutarlılık olarak önemli yerde duruyor. İkisini yan yana koyup peş peşe seyrettiğimizde Kürt sorunu ile ilgili ne söylüyor önemli olan o. O yüzden barış fikrinden ve barışa olan inancımdan dolayı da buna Türkiye filmi diyorum.
Benim yaptığım şey ben, muhalif sinema yaptığıma inanıyorum, bununda dili milliyeti olmaz. Koşullar uysa ben Suriye’deki insanları da çekmek isterim. Mesela Ölüm Oruçlarıyla ilgili yaptığım bir film vardı Arapçadır...  2003 yılında Hatay’da yaşayan Araplarla ilgili ‘Sancı’ diye bir film yaptık.  O zaman Arap sineması mı diyeceğiz?  Böyle bakmıyorum. Bu ülkede konuşulan bütün dillerle ilgili film yapılabilir. Buna talibim yapmak isterim.