Başka biri olmak mümkün mü?

|

 Başka biri olmak mümkün mü? A  Başka biri olmak mümkün mü?

ORÇUN MASATÇI

Bir bulut kaçıyor yastığımın arasından, sorguladığım yalnızca hayat değil ki…
Cevapları eşleştiremiyorum küpün parçalarında. Bilinmeyen bir uzunlukta şimdi yollar. Söke’den Milas’a uzanırken hayatımın dalları tanıdık bir zeytin ağacı durduruyor. Beklemede şimdi hayat. Renkler yeşile dönmüş. Tarih çıka geliyor sofraya ahşap evlerin kaldırımından yürüyerek. Yükselirken beynimin kıvrımlarından fidanın, yapraklarım, sararacağını bilerek sarılıyor sana. Tutkunun, hırslarından ayrılmış ve romantizmin faşist kalbine sıkılmış aşktan bir kurşun gibisin.
Gölgeler geçiyor soframızın yanından. Kırkayakların kendini bilmezliğinde, sonunu bekliyor çaya uzanan el. Çay demişken, yaprakları iri, kendine dokunanı tanıyan filiz gibi… Öylesine demlenmiş ki nazlı hayallerini kurduğumuz dağın yamacı gibi esrarlı, öylesine hoş…


Sahnemin en olmadık yerine saklanıyor oyunbaz keçiler. Bir dostun kadehine vururken hüznümü, bir de bakıyor korkunç kahkahalarla, rakıma bulaşmışlar. Deniz börülcesi, miskince bakıyor tabakta.
Şimdi tüm gerçekliği yarıp başka biri olmak mümkün mü? Ya da bunu istiyor muyum? Bağırıyor iş bankasının önünde battaniyelere sarılmış vicdanım; istemiyorsun!


Sahi evsiz olmak… Yani bütün bu bahsi geçen yoksulluğu, açlığı, soğuğu, olasılıklardan bağımsız bir biçimde yaşamış olmak. Nasıl olacağını tahmin etmekten, empati kurmaktan bahsetmiyorum. Bire bir yaşamış olmak.
Haziran’ın 4üydü. 40-45 kişi kafatasımdan deri parçasını sıyırırken aklıma düşmüştü. Teslim olmamak denizin ortasında arkadaşlarınla yüzmek gibiydi ya da hiç giremeyeceğin denizin yanı başında dostlarla konuşmak.
Milas’tan, Amasra’ya uzanıyor dallarım… Masada bir balık… Ye beni diyor. Tüm yoksulluklarını, tüm acılarını temize çek bende. Ye beni diyor, hunharca, ye ki düşsün dimağımdan “kılıç balığının öyküsü”.


Mamak’ın Mutlu mahallesinde bir eve… Evde 3 öğrenci. Aylardan aralık. Bahçedeki su buz tutmuş. Musluklar akmıyor. İnanır mıydım acaba daha önce biri anlatsa, ayağını uzatarak uyumanın lüks olduğunu?
Ee diyor o zaman, balığın cesedine merasime gelmiş kedi. Bunca huzursuzluk varken ne yapacağız şimdi. Ben değil ama hayat cevaplıyor onu “güleceğiz” öyle ki “gülüşümüzden rahatsız olacaklar”.