Kongo'da 23 Mart Hareketi: Kırılgan Sessizlik

|

 Kongo A  Kongo

BARIŞ TUĞRUL*

Geçtiğimiz birkaç yılda uzun zamandır süregelen birçok silahlı çatışmanın seyrinde çok önemli gelişmeler yaşandı; Bask Ülkesi'nde ETA silahlı mücadeleye tamamen son verdiğini geçtiğimiz yıl duyurdu, FARC-EP ile Juan Manuel Santos liderliğindeki Kolombiya hükümeti anlaşmazlıklara ve mevcut pürüzlere rağmen halen Havana'da devam etmekte, kuzey Sri Lanka'daki silahlı direniş grubu LTTE (daha bilindik adıyla Tamil Tigers) 2009'daki ağır askeri yenilgisinin ardından strateji ve politikasını gözden geçirmek durumunda kaldı, PKK ile Türkiye Cumhuriyeti'nin yüksek düzeyde Oslo'da başlayan ve kamuoyuna yansıyan görüşmeleri halihazırda sürdürülmekte. Gerek bulundukları coğrafyalar gerekse başlangıç noktaları gereği birbirlerinden çok farklı toplumsal, ekonomik ve ideolojik bağlamlara sahip olsalar da şu an itibariyle müzakere masası arabuluculuk ve uzlaşma anlamında bütün bu çatışmaların ortak paydasını oluşturuyor.
Kongo Demokratik Cumhuriyeti'nin doğusundaki Kuzey Kivu bölgesinde örgütlenen ve başlarında bir dönemki Halk Savunması Ulusal Kongresi (CNDP) oluşumunun da liderliğini yürütmüş ve Uluslararası Adalet Divanı tarafından 15 yaş altı çocuk askerleri doğrudan silahlı çatışmalara dahil ettiği için hakkında tutuklama kararı çıkarılan Bosco Ntaganda'nın yer aldığı 23 Mart Hareketi kısa sürede ülkenin en çok nüfuz sahibi olan silahlı aktörü konumuna geldi. Çoğunluğu Tutsi askerden oluşan M-23'ün ismi de CNDP ile Kongo hükümeti arasındaki 23 Mart 2009 tarihli ateşkes anlaşmasının şartlarından hoşnut olmayan 300'e yakın eski CNDP askerinin  anlaşmayı tanımayarak hükümete karşı ayaklanması döneminden geliyor. Özellikle Kongo Silahlı Birlikleri'ni (FARDC) püskürterek ülkenin önemli şehirlerinden Goma'yı kontrol altına alan M-23 militaları yüksek can ve mal kaybına sebep olan çatışmaların ardından UPDF'nin (Uganda People's Defence Force - Uganda Halkı Savunma Gücü) arabuluculuk girişimleri sonucunda Kongo Devleti ile müzakere masasına oturmayı kabul etti. Her ne kadar şu anki çatışma geçtiğimiz senenin başında patlak vermiş olsa da aslında çatışmanın temelleri geride çoğunluğu sivil 5 milyon insanın ölümüne ve yoğun insani krizlere sebep olan ve maalesef kitle iletişim araçlarında da pek yer bulmayan İkinci Kongo Savaşı'na kadar uzanıyor.

Kongo'daki savaş ve karışıklık dönemine bakıldığında söz konusu Afrika olunca yeraltı kaynaklarının mevcut olduğu coğrafyalarda kontrolü ve egemenliği sağlamak çatışmanın temel sebebi olarak dikkati çekiyor. Kongo bağlamında bu, elmas ve özellikle de yüksek teknolojili elektronik eşya sektörünün olmazsa olmazı koltan kaynaklarının bulunduğu doğu bölgesi. Çeşitli milis gruplarının kendi aralarında da çatışma halinde oldukları Kongo yerlatı kaynakları potansiyeli açısından en zengin ülkelerden birisi olsa da Haiti ve Kolombiya ile birlikte gelir dağılımı adeletsizliğinde dünyanın önde gelen ülkelerinden birisi.

Her bir milis grubun arkasında son derece karmaşık ve devasa ekonomik çıkarlar ilişkilerinin olduğunu tahmin etmek çok da güç değil. Söz konusu savaş bir çok aile ve kabileyi yerinden etmiş ve hayati ekonomik krizlere sebep olmuş olsa da aynı zamanda silah ticareti ve madenlerin kontrolünü elinde bulunduran uluslararası karteller içinse inanılmaz rakamların masada olduğu bir tablo sunuyor. Devletler bazında ise ülke Çin Halk Cumhuriyeti ve Amerika Birleşik Devletleri'nin dolaylı yoldan ekonomik çıkar çatışmalarını sürdürdüğü en önemli ülkelerden birisi. Halihazırdaki çatışma da her ne kadar M-23 militanlarının Kinshasa Hükümeti'nin yolsuzluklarına karşı bir ayaklanma olarak okunsa da aslında arka planda Uganda ve ABD'nin ülkedeki bölünmeyi tetikleyen faktörleri çıkarları doğrultusunda kışkırtmaları ve Congo hükümeti tarafından Çin'e devredilmiş olan coltan ticareti kontrolünün başat rol oynadığı biliniyor.

Son dönemde Ruanda'daki bazı milis grupların da M-23'ü en azından lojistik anlamda destekledikleri ve Kongo silahlı kuvvetleri ile girilen ağır silahlı çatışma ve hava bombardumanları sırasında Ruanda içersinde güvenli bölgeler sağladıkları da artık Birleşmiş Milletler raporlarından yer alıyor. Hatta Kongo hükümeti tarafından son dönemde gerçekleştirilen operasyonlarda kuşatılan 370'ten fazla M-23 militanın en az 25 tanesinin Ruanda M-23 grubuna ait oldukları iddia ediliyor. Her ne kadar gerek Ruanda Dışişleri Bakanı Louise Mushikiwabo konuyla ilgili açıklamalarında gerekse Kongo Devlet Başkanı Paul Kagame BBC'ye verdiği bir mülâkatta iddiaların asılsız, söz konusu raporların ise gerçeği yansıtmadığını söylemiş olsalar da ABD ve Birleşik Krallık'ın halen içsavaş yaralarını sarmakta olan Ruanda'ya yapılan yardımları M-23 militanlarına verilen destekten dolayı askıya aldıkları açıkça ifade edildi.

Söz konusu mevcut durum böyleyken ve müzakereler sessiz sedasız da olsa devam ederken aslında Kongo'daki çıkar ilişkilerine dayalı çatışmalar ve can kayıpları ülkenin sonu gelmeyecek bir savaşa doğru sürüklendiği izlenimini veriyor. Çünkü Kongo'daki her bir bombanın, her bir top mermisinin, hangi taraftan olduğu önemli olmaksızın her bir ölünün ya da kendi topraklarından elde edilen madenlerle yapılmış elektronik cihazlara hayatları boyunca sahip olamayacak olan her bir savaş gazisinin arkasında aslında çok kirli, ama aynı zamanda çok da büyük olan ekonomik çıkarların yatmakta olduğu bilinen acı bir gerçek. Buna karşın, zamanında benzeri, hatta ve hatta çok daha kötü şartlarda cereyan etmiş olan birçok çatışmanın başat aktörlerini bugün müzakere masasında görüyor olmak Kongo'daki savaşın da -taraflardan karşılıklı, ciddi ve yapıcı adımlar geldiği takdirde-  gelecekte birgün sosyal adalet ve sükunete temel oluşturacak ve böylesine kırılgan yapıdaki bir toplumda daha sonra doğabilecek olan potansiyel çatışmaların önüne geçecek bir barış anlaşması ile sonuçlanmaması için hiçbir sebep görünmüyor.
* Madrid Complutense Üniversitesi - EHESS Paris