Üniversite ve direniş

|

Üniversite ve direniş A Üniversite ve direniş

GÜVEN GÜRKAN ÖZTAN*

Türkiye’nin üzerindeki ağır otoriter hava tüm muhafazakâr tonlarıyla memleket sathında özgürce soluk almayı günbegün zorlaştırıyor. Bizi boğan ve iktidarın bizzat yönettiği bu sürecin bir yönü neo-liberalizmin arsızca derinleştirilmesi diğer yönü de onu tamamlayıcı bir şekilde tüm demokratik muhalefetin sindirilmesi için arttırılan baskılar. Tam da böyle bir ortamda üniversitelerden hegemonik sisteme yükselen itirazlara ve yeni mücadele önerilerine çok ihtiyacımız var. Ancak üniversiteler de bu piyasacı dönüşümün ve baskıcı siyasetin hem mağduru hem de yeniden üreticisi konumunda ne yazık ki. Bir tarafta iktidarın gözüne şirin görünmek için biteviye çalışan, öğrenciler ve öğretim elemanlarını gözetim altında tutan, işletme mantığını üniversitelere taşımak adına birbirleriyle yarışan yöneticiler ve kişisel menfaatleri için onlarla hareket eden akademisyenler, diğer tarafta buna direnen bir avuç öğretim elemanı ve öğrenci muhalefeti.

AKADEMİSYENLERİN HALİ
Yeni sermaye birikim modelinin dayattığı esnek istihdam ve güvencesizleştirme stratejisi bir süredir tüm eğitim kurumlarına olduğu gibi üniversitelere de tatbik edilmeye çalışılıyor. Araştırma görevlileri başta olmak üzere birçok öğretim elemanı, keyfi uygulamaların ve bu uygulamalara kılıf yapılan ‘performans kriterleri’nin kıskacında faaliyetlerine devam etmek zorunda. Niteliğin değil niceliğin prim yaptığı, sayısal çokluğun özgün çalışma ilkesinin önüne geçtiği bu ortamda, akademik atama ve yükseltme aşamalarında da iktidarın güdümündeki yönetimlerin karnesi baştan aşağıya kırık notlarla dolu. Bilimsel üretimin olmazsa olmaz koşulu düşünce ve ifade özgürlüğü, birçok birimde devletin ve hükümetin açık ya da örtük telkinleriyle sınırlandırılıyor. Ayrıca akademisyenlerin maddi koşulları her geçen gün daha da kötüye gidiyor. Özellikle genç akademisyenlerin maaşlarındaki düşüklük, hem ortalama yaşam standardını hem de araştırma olanaklarını zora sokuyor. Bu şartlar altında akademisyenlerin önemli bir kısmı mecburen ikinci öğretimde ve tezsiz yüksek lisansta ders vermek gibi ek gelir getiren alternatiflere yöneliyor. Bazı üniversitelerde bu çerçevede serbest piyasa rekabetini andırır nitelikte iç çatışmalar beliriyor. Öğretim elemanları arasındaki kazanç yarışının dayanışma ve birlikte hareket etme reflekslerini körelttiği ise aşikâr. Hal böyleyken üniversitenin örgütlü birimleri Eğitim-Sen, GİT, Öğrencime Dokunma, TÖDİ, Üniversite Konseyleri, Barış İçin Akademisyenler gibi örneklerin yanı sıra hâlihazırda eylemlilik içinde olan belki de tek grubun araştırma görevlileri olması şaşırtıcı değil. 

Öğrenci muhalefeti, her zaman sadece üniversite için değil tüm ülke için bir umut kaynağıdır. Zira öğrencilerin mücadelesi, konformizme düşmeden kendisine dayatılana itiraz eden, şaşırabilen, şaşırtabilen samimi ve sahici bir eylemlilik, kolektif biçimde direnme ve inşa etme pratiği. Aynı zamanda siyasal bilinç kazanma ve kendini gerçekleştirme olanağı. İleriki yaşlarında toplumu emekten ve demokrasiden yana değiştirmek için çaba sarf eden birçok isim, öğrenci muhalefetinin içinden yetişti ve yetişiyor. Yakın geçmişte 1990’lı yıllar öğrenci hareketinin en örgütlü ve güçlü olduğu dönemdi. Maalesef 2000’li yıllar için aynı şeyi söylemek pek mümkün değil. Elbette bunun konjonktürel nedenleri mevcut; özellikle genel siyasal iklim, merkez ü niversitelerin öğrenci profillerinde yaşanan değişim ve sol akımların yaşadığı kan kaybı başlıca nedenler arasında sayılabilir. Ancak soruşturmalara, gözaltılara rağmen ODTÜ direnişi başta olmak üzere gündemi sarsan bir dizi öğrenci eylemi ve akabinde cesur akademisyenlerden gelen destek yeni bir canlanmaya dair umut verici bir hava yaratmış durumda.

BAŞKA BİR ÜNİVERSİTE İÇİN
Üniversitelerin hem içeriden hem dışarıdan piyasacı mantık ve otoriter zihniyetle tehdit edildiği böylesine bir zaman diliminde başka bir üniversite inşa etmek için ne yapılabilir? Bu sorunun etrafında akademia’nın tüm unsurlarının katılımcı bir tartışma başlatması ilk hareket noktalarından biri. Bu eksende özellikle özgür, demokratik bir üniversite tahayyülü olan bütün üniversite bileşenlerinin bir araya gelmesi ve ortak siyaset izlemesi elzem. Böylesine bir hayali hayata geçirme yolunda en önemli özneler ise öğrenciler ve genç akademisyenler. Dolayısıyla öğrenciler ile akademisyenleri ve idari personeli buluşturan kanalları çoğaltmak, ortak eylemlilik ve fikir alışverişi zeminlerini yaratmak, bu cendereden çıkış için bir yöntem olabilir. Bu eksende çok parçalı akademisyen örgütleri ve öğrenci muhalefetini kapsayan bir koordinasyon çatısının inşası şart. Üniversitelerde dayatmalara karşı akademisyen-öğrenci işbirliğiyle sivil itaatsizlik eylemlerini hayata geçirmek de dikkate alınması gereken seçenekler arasında. Anında tepki vermek ve hak ihlallerini izlemek çok önemli ve bunun yanında geleceğe dair projeksiyonlar ve özgür, demokratik, emekten yana bir üniversite mümkün iddiasını bugüne ve yarına taşımak gerekli. Hep aklımızda tutmakta fayda var; üniversiteler üzerindeki baskı, sadece üniversitelerin değil tüm geleceğin ipotek altına alınması ile eştir.
* Yrd. Doç. Dr İstanbul Üniversitesi