Yemezler Başbakan!!!

|

Yemezler Başbakan!!! A Yemezler Başbakan!!!

AHMET ŞIK

Balyoz hukuksuzluğunun sanıklarından, sağlık sorunları yaşayan emekli paşa Ergin Saygun ilginç bir zamanlamayla tahliye edildi. İlginçlik tahliyenin adına “MİT krizi” denilen, ardında polis ve yargıda bir çete gibi örgütlenmiş bulunan cemaatin olduğu sivil darbe girişiminin yıldönümünde olmasıydı. Sonrası daha ilginçti. Önce Saygun’un ailesine geçmiş olsun telefonu açan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, bir gün sonra da hastanede ziyaretine gidiverdi eski çalışma arkadaşının. MİT krizinin yaşandığı 7 Şubat tarihinin kişisel öykülerinde önemli yer tuttuğu bu iki kişinin fotoğrafları basına da servis edildi. Kendisini “darbeyle alaşağı etmek istediği” söylenen bir örgütün üyesi olmaktan mahkum edilen emekli paşayla el eleydi Başbakan. Kimilerinin bir vefa örneği saydığı bu davranış bazılarınca da Başbakanın bir zamanlar katı bir savunucusu olduğu, hukuksuzluk temelinde yürütülen davalarla ilgili görmezden geldiği eleştirileri kabul ettiği şeklinde yorumlandı. Bu hukuksuzluğun ardındaki fiili güç olan malum cemaat çetesinin “dumanlı havayı seven” medyadaki uzantılarına bakarsanız konu vicdani ve insaniyetli bir davranıştan öteye gitmiyormuş. Başbakan darbeler ve darbecilerle mücadelesinden geri atmazmış. Ergenekon vicdanları sömürerek AKP içine sızmaya çalışıyormuş...
Bu olayla ilgili tespitlerin hangisinin doğru ya da yanlış olduğunu “Zaman” bize gösterecek. Ama biz şimdiden ucuz siyasetin tezahürü olan bu oyunlara karnımızın tok olduğunu baştan söyleyelim. Ya da “delikanlılık raconunu” seven Başbakanın anlayacağı dille söylelim: Yemezler.

Başbakanın bir zamanlar ve bazen hala, önüne konulan dosyalarda adı geçen herkes için “terörist” yakıştırması yaptığı, Ergenekon ve ilintili soruşturma süreçlerinin savcısı olduğunu söylediği akıllarda. Bu yüzden Erdoğan’ın darbeci ilan edilen bir “mahkûmu” tedavi gördüğü hastanede ziyaret etmesi öyle yabana atılacak bir durum değil. Sembolik olmanın ötesinde bir anlam taşıdığı açık. Muhataplarına iletilen mesajın ne anlama geldiği açıkça sırıtıyor. 7 Şubat darbe girişimiyle su yüzüne çıkan Cemaat-AKP ya da asli aktörlerinin adıyla söylersek Fethullah Gülen-Tayyip Erdoğan savaşının önümüzdeki dönemde daha da sertleşeceğinin işaretidir bu fotoğraf.

Ancak, nedeni ne olursa olsun bu ucuz siyaset yöntemleriyle Erdoğan’ın medyadaki ve siyaset sahnesindeki şakşakçılarının bu fotoğraf karesine sığdırmaya çalıştığı vicdan, vefa, insaniyet kavramlarının boşaltılmasına kanmamak gerek. Başbakan’ın kendisini alaşağı etmek isteyen cemaat çetesiyle savaşıyor görünürken bir taşla bir kaç kuş vurmanın hesabı yaptığı çok açık. Ama dedik ya, yemezler. Çünkü bu hukuksuzluğun, bu faşizm koşullarının operasyonel gücü, uygulayıcısı ve haliyle baş sorumlusu polis ve yargıda örgütlü cemaat çetesi olduğu kadar Erdoğan’ın da kendisidir. Cemaat çetesi kadar o da hesap verecekler listesinin başındadır.

Çünkü yakın zamana dek iktidarı bölüşen koalisyon ortakları olan Cemaat-AKP konsorsiyumunun doğal “düşmanlarını” temizleme aracı olarak kullandığı soruşturma ve davalar zincirindeki hukuksuzluğa, zulme destek çıkmıştır. Cemaatin yeni dönemin JİTEM’i olmasına onay vermiştir. Delil muamelesi bile yapılamayacak sahte belgelerle açılan komplo davalarla özgürlüklerinden mahrum edilen, itibarsızlaştırılmaya çalışılanların vebalini taşıyacak olanın, bundan rant devşirmeye çalışanının sadece cemaat çetesi olduğunu düşünmek safdillik olur. Çünkü cemaatin polis ve yargıdaki çeteleşmiş mensuplarının terörüyle yaratılan korku düzeninden, her anlamıyla en çok beslenen de bizzat Erdoğan’dır.
Doğrudur. Müsebbibinin Gülen cemaati olduğu MİT krizi Başbakan ve yakın çevresini hedef alan bir sivil darbe girişimiydi. Eğer oyun tutmuş olsaydı Başbakan Erdoğan da kendi yarattığı canavarın kurbanı olacak hatta “terörist başı” diye anılacaktı. Ama be kardeşim, 2007’den bu yana suçluyu suçsuzu birbirinden ayırmadığı gibi gerçek suçluyu da gerçek suçundan yargılamayan hukuksuz davalarla ve elbette çeşitli komplolarla içeri tıkılanlar aynı ortak özneyi, Gülen cemaatini dillendirirken aklın neredeydi diye sormazlar mı? Soruşturmakla görevli olduğu dosyalara sadece imza atan birer enstürman olmaktan öteye gidemeyen savcıların, aynı şekilde her tutuklama kararını merkezi bir emirle onaylayan hakimlerin ve bu çarkın en önemli unsuru olan polislerin içinde olduğu çeteyi soruşturmak gerekmez mi? Canınınızı “koruduğu” söylenen en yakınınızdakilerin evinize, ofisinize tıpkı önceki kurbanlarına yaptığı gibi yasa dışı dinleme cihazlar koymasının sorumlularını neden soruşturmak istemezsiniz? Bugüne dek ortalığa saçılan telefon kayıtlarının, en mahrem anları gösteren video kayıtlarının ardındaki organize gücün merkezinde polis üniforması taşıyanların bulunduğunu neden hala gizliyorsunuz? Adının Gülen cemaati olduğu bilinen o çetenin kimleri, nasıl hedef aldığını, ne tür ayak oyunları yaptığını, şantaj yapmaktan da geri durmayan medyadaki beslemeleri de dahil kimleri kullandığını ve kullanmaya devam ettiğini merak etmez misiniz?

Listeyi fazlasıyla uzatacağımız bu sorulara yanıt vermeyeceksiniz biliyoruz. Ama hadi saflığımızdan yanıtları bilmediğinizi varsayalım. O halde sivil olduğunu iddia ettiğiniz hükümetiniz döneminde en ağır darbe koşullarını, faşizmin dik alasını yaşayan mağdurlara sorup yanıt alabileceğinizi anımsatalım. Kimler mi? Sıklıkla yaptığınız üzere “teröristler” yalanına sığınarak meşruiyet kazandırdığınız faşist düzeninizin esirleri olan gazeteciler. Faşist kanunları uygulayanlara hukukun ne olduğunu öğretmeye çalışan avukatlar. Devrimci Karargâh ya da KCK adı verilen garabet davada yargılanan ve yoldaşlarını savunan sosyalistler ve Kürtler. Eşkiyalıkları gurur vesilesi olan öğrenciler. Şikeyi soruşturmayan şike davasının mağdur ettiği Fenerbahçeliler. Mağduru olduğunuzu söylediğiniz çeteyi en iyi bilenlerden biri olduğunu yazdığı kitapla da anlatan Hanefi Avcı ve hatta fuhuştan hapsedilen Cübbeli Ahmet’e kadar işbirlikçisi olduğunuz cemaatin özgürlüğünü çaldıklarının tümüne sorabilirsiniz.

Ama ne siz ne de siyasal kariyer hesaplarıyla kadrajına girdiğiniz fotoğrafa vicdan, insaniyet, vefa kavramlarını sığdırmaya çalışan tırşıkçılarınız da soramaz. Dedik ya, siz de sorumlusunuz. O yüzden televizyon kanallarında, “Askerime terörist diyeni tarih affetmez” diyen size bir hatırlatmada bulunmakta fayda var. Faşist yasalarla özgürlükleri kısıtlayan, evrensel hukuk ve demokrasi normlarının yanına yaklaşmak bir yana dikta heveslerini besleyen polis yargı düzeninden beslenen ucuz siyaset peşindekileri de tarih affetmez. Biz de.