Mutlu Aile Defteri ve Hükümet Kadın’da Aile ve Asker Manzaraları..

|

Mutlu Aile Defteri ve Hükümet Kadın’da Aile ve Asker Manzaraları.. A Mutlu Aile Defteri ve Hükümet Kadın’da Aile ve Asker Manzaraları..

GÜL YAŞARTÜRK

Şubat ayının ilk haftası iki yerli yapım gösterime girdi: Hükümet Kadın (Sermiyan Midyat) ve Mutlu Aile Defteri (Nihat Durak).  Hükümet Kadın ve Mutlu Aile Defteri farklı konulara sahip olmalarına rağmen; birlikte ele alınmaya olanak sunan ortak temalara  sahipler; aile ve asker.

Asker figürü* tek başına, Hükümet Kadın’da olumsuz bir öğe değildir, olumsuz olan 1960’lı yılların ‘halk’a karşı konumlanan ‘halk’ına yabancı darbeci zihniyetidir. Buna mukabil emekli albay karakteri Mutlu Aile Defteri’nde aileyi bir araya getiren olumlu bir figürdür. 1950-1960’lı yılların Türk Sineması’nda sık rastlanan asker, doktor ve hemşire gibi devlet memurlarının birleştirici bir unsur olarak sunulması yakın zamanda Handan İpekçi’nin Çınar Ağacı (2011) filminde de karşımıza çıkmıştı. Emekli öğretmen Adviye Hanım, Nihat Durak’ın Emekli Albay’ı Yıldırım Taşyumruk karakterini aratmıyordu otoriterlik açısından. Hatta çok daha sert bir mizaca sahipti. Her iki filmde de asker- öğretmen emeklisi otoriter aile büyüklerinin işlevi; parçalanma tehlikesine karşı aileyi korumak ve toparlamak olarak karşımıza çıkar. Hükümet Kadın’da ise aileyi bir arada tutan Xate’dir. Mutlu Aile Defteri ve Çınar Ağacı’nın çekirdek aileyi benimseyip öne çıkardığını, Hükümet Kadın’ın çekirdek aileye mesafeli bir bakışı olduğunu da eklemek mümkün.

Mutlu Aile Defteri’nde büyük oğul Cevdet çalışmayan sessiz - uyumlu eşi Ayça  ve oğluyla çekirdek aile reisi olarak filmin en olumlu karakteridir. Çekirdek ailenin olumlanışı çocuk doğurmak istemeyen Asuman’ın, film tarafından derhal mutlu aile defterinin dışında bırakılmasında açıkça ortaya konur. Emekli albayın üç çocuğu da istediği gibi değildir ama çekirdek aileyi kurmuş olan Cevdet, aileyi toparlama yolunda babasının sağ kolu olacaktır. Yanı sıra Cevdet diğer kardeşleri gibi yalancı ya da bencil de değildir. Sadece sorumsuzdur azıcık. Evinden ayrı İstanbul’da senarist olarak yaşayan evin küçük kızı İsmet eski Yeşilçam filmlerindeki gibi ‘kötü’ yola düşmemiştir belki ama kıyısından dönmüştür. İstanbul demek; oyuncu sevgili karakterinde vücut bulduğu üzere üçkağıtçı ve karaktersiz erkekler şehri demektir en iyisi babanın kanatları altında yaşamaktır. Böylece ergenlikte hazzedilmeyen ve antipatik bulunan asker baba ve onun otoriterliği; yaş ilerleyip kemale erdiğinde kıymeti anlaşılacaktır. Burada günümüz Türkiye’sine dair bir gönderme olup olmadığı ise tartışmaya oldukça açık.

Hükümet Kadın’da askerden çok (çünkü damat adayı oldukça sevimli ve ara bulmaya çalışan bir tiplemedir) yazının girişinde belirttiğim üzere ‘batılı’ olma halidir antipatik olan. Sivil hayatın çok renkliliğine karşı ‘batı’lı-‘medeni’ olmayı, film üzerinden gidecek olursak ‘şapkalı a’yı dayatan, kendinden olmayanı küçümseyen, üstten bakan tavırdır. Bu durum Xate’nin, tek kızını isteme sahnesinde özellikle vurgulanır. Xate şapkalı a harfinde ‘medeniyet’ gevezeliği yapan aileye kızını vermez. 27 Mayıs öncesi film tarafından, düşe kalka, yuvarlanarak kendi içinde bir şekilde yürüyen halkın iradesinin hakim olduğu ‘sorunsuz’ bir süreç olarak kurgulanmıştır.

Söz konusu süreç yönetmene göre Ercan Kesal’ın canlandırdığı ölen eş ve ardından yönetimi devralan Xate özelinde demokratik, çok sesli ve anaerkildir aynı zamanda. Bu nedenle 27 Mayıs darbesi gerçekleştiğinde Xate’nin önce makamını kaybetmesi ardından kızını evlendirmesi manidardır. Darbe ve düğünün birbirini izlemesi, üstelik gönülsüz kayınvalide Xate’nin düğün sırasında kalp krizinden ölmesi kısaca; yedi erkekli evin, sahip olduğu iki kadını darbe sonrasında kaybetmesi geçmiş güzel günlerin sonunu imler gibidir.
* Bu konuda Cüneyt Cebenoyan’ın 2 Şubat 2013 tarihli Zincirsiz: Lafazan Bir İntikam Fantezisi yazısına bakılabilir.