Hatay’daki patlamada basının “iddialı” rolü

|

Hatay’daki patlamada basının “iddialı” rolü A Hatay’daki patlamada basının “iddialı” rolü

DEFNE ÖZONUR *

Malumunuz üzere geçtiğimiz hafta içi Hatay Cilvegözü sınır kapısında 14 kişinin hayatını kaybettiği büyük bir patlama oldu. Konuyla ilgili elimizdeki en net bilgi hala bu. Kalan boşlukları gayretkeş basınımız ellerinde (belli ki) doğrulanmış hiç bir bilgi olmadan hükümetin dış politikaları doğrultusunda itinayla doldurarak, faili sundular bize. Uzunca süredir emperyalist güçlerin Suriye üzerinde oynadıkları oyunların işbirlikçisi olan bazı basın kuruluşları, komşumuz olan bu ülkeye olası bir saldırı için toplumsal rızayı yaratmaya çalışıyordu. Bu yolda, Esad rejiminin diktatörlüğü, şeytanlıkları, estirilen terör vs. üzerine sürekli, her biri savaşı körükleyen haberler okuyorduk. Suriye sınırında meydana gelen bir patlamanın daha tozu yere inmeden, olayı kimin yaptığı konusunda en ufak bir kanıtı dahi olmayan bu basın kuruluşlarının olayın failini göstererek, savaş çığırtkanlığı yapması bunun en son örneği.

Haber başlıklarına göz gezdirdiğimizde bu durum net bir şekilde görülüyor:
 "Suriye Terörü Sınırı Aştı", "Esad'dan Tahrik Bombası", "Tahrik Bombası 13 Ölü", "Sınır Kapısında Uzaktan Kumandalı Terör", "Terör Sınırı Vurdu", "İnsani Yardıma Bombalı Saldırı", "Bombalı Saldırıda El Muhaberat İzi".

İktidara yakın, yakın olmasa bile en iyi ihtimalle "çekinen" basın kuruluşlarına göre, olayın faili sorgulanmaksızın ortak ve net: Beşar Es'e'd. Haberlere baktığınızda, ellerinde net bir kanıt olmadığı anlaşılıyor. Zaten haberlerde olayın failinin Başar Esad ya da Esad'in örgütü El Muhaberat olduğu "iddia ediliyor". Bu "iddia ediliyor" haberciliğinin keşfiyle haberciler kendilerini büyük bir yükten kurtarmış oldular. Hemen her biri kendi düşüncelerinin cümlelerini "iddia ediliyor" diye bitirdi mi nedense sorguya gerek kalmıyor. Kim iddia ediyor? Belli değil. Peki bu soruyu soran var mı? Hayır. Ancak bu sayede gazeteciler hem "çok masraflı" dedikleri araştırmacı gazetecilikten kaçmış oluyorlar hem de manipülasyonu görünmez kılıyorlar.

Yukarıda anılan haber başlıklarının, kendi içinde zaten yeterince dram yüklü bir olayı daha fazla ajite etmeye yönelik olduğu aşikar. Ancak maalesef sadece okuyucuyu ajite etmekle kalmıyor. Bu savaş gazeteciliği aynı zamanda kamuyu olası bir savaşa hazırlıyor. Toplumsal rızayı yaratıyor.
Gazetecilerin önünde bu tarz çatışmalı olaylarda iki tercih bulunur. Taraflardan birinin tarafından olayı aktararak, tek tarafın mağduriyeti ve haklılığı üzerinden bir söylem kurmak ya da üçüncü kişilerin olayla ilgili etraflıca bilgi almalarını sağlayarak çatışma çözücülüğünde insiyatif almak. Bu tercihlerden ilki savaş gazeteciliğine, ikincisi barış gazeteciliğine denk düşer. Tek bir tarafın haklılığı ve mağduriyeti üzerine kurulan haber dili kaçınılmaz olarak okuyucuyu intikam duygularıyla doldurur.

Eğer gazetecilerin haberleri şiddet içeriyorsa, savaşı vurgular ve bu sayede okuyucuyu daha fazla şiddetin içine çekebilir. Bunun yanı sıra haberin dili daha itidalli ise okuyucu şiddetin/çatışmanın/savaşın devam etmesi konusunda geri planda kalıp, çekimser davranabilir. Bu durum tüm çatışmalı durumlar için aynıdır. Çatışma odaklı, savaş amaçlı (kazanma), "biz" ve "onlar" vurgusu ile "biz"in propagandasını yapan, sesi olan, "Onlar"a problem gözü ile bakan, kimin kazanacağına odaklanan, adeta yayından önce şiddeti bekleyen gazetecilik türüdür savaş gazeteciliği. Bu gazetecilik türü şiddetin sadece görünür zararlarıyla ilgilenir. Daha geniş ölçekte yarattığı travma, yapıya/kültüre olan olumsuz etkileri üzerinde durulmaz. Örneğin olay ölü ve yaralı sayısına indirgenir. "Olumlu ve mağdur biz" ve "olumsuz ve düşman öteki" ayrımı o kadar çok vurgulanır ki, kaçınılmaz olarak ötekine karşı nefret duygularıyla birlikte saldırı isteğini ve ihtimalini körükler. Şiddet eylemlerini daha çok ajite ederek, örneğin "vahşet" gibi tabirlerle sunarak intikam duygularını, düşman olarak gösterilen ötekine karşı daha çok şiddeti çağırır. Bu ajitatif dil açık bir şekilde cani ve kurban yaratırken, insanlara olayla ilgili etraflıca bilgi vermekten çok bu olay karşısında ne hissetmeleri gerektiğini öğütler.

Ana akım medyanın en gözde haber yazım tekniği olan 5N1K haberciliği, çatışmalı olaylarla ilgili olarak da bu altı soruyu sorup kısaca cevaplayarak haberi çoğu zaman sadece "görür". Gazeteyi diğer kitle haberleşme mecralarından ayıran en önemli özellik olarak, olaylara örneğin televizyondan çok daha ayrıntılı yer verebilme özelliğini, haberciler ticari ve/veya ideolojik gerekçelerle kullanmaz. Bir haberle ilgili, habere konu olan olayın tarihsel süreç içinde kısaca gelişimiyle bilgilendirmek yerine aynı sayfaya yirmi tane haberi sığdırarak okuyucunun algısını parçalar. Oysa ki, geçmişte habercilik pratiklerinde, bugüne kıyasla görece daha sık gördüğümüz, genellikle haber metninin yanında bir kutucukla "Ne olmuştu?" vb. başlıklarla, sunulan olayın geri planının/tarihsel sürecinin verilmesi okuyucunun konuyla ilgili bütünlüklü bir bakış açısı geliştirmesini kolaylaştırır. Bunu bugün bir iki alternatif yayın kurumu dışında uygulayan kalmadı. Bunun yerine ana akım gazeteler, örneğin Hatay'daki patlama haberini 5N1K haberciliğine sığdırdıktan sonra, yine her biri kendi görüşlerinin temsilcisi olarak seçtiği kişilerin görüşlerine yer vererek haberi bitirmeyi tercih ediyor.

Hatay’daki patlama haberlerinde de, olayla ve olayın geri planıyla ilgili etraflı bir bilgiden çok fikirler var. Örneğin, BBC'nin haberi üzerine öğrendiğimiz, Özgür Suriye Ordusu’nun Türkiye'de sınıra çok yakın yerde neden bomba imalatı yaptığını görüp irdelemeyen, Türkiye'nin bir başka ülkenin iktidarını düşürmeye yönelik faaliyetlerinin nedenini sorgulamayan basınımız, bombayı kimin patlattığını ellerinde kanıt olmadan çok net “iddia edebilmekte”. “Sınır Kapısında Vahşet”, “Esad’dan Tahrik Bombası” gibi okuyucunun kin ve nefret duygularını körükleyen, okuyucuyu intikam yönünde bileyen bu dil ile düşmanı da net bir şekilde gösteren ana akım medya, yarın hükümetin Suriye'ye olası bir saldırısının kamuoyu desteğini kolayca sağlar.
Doç.Dr., İletişim Bilimleri