KESK’i kesmeye çalışmak…

|

KESK’i kesmeye çalışmak… A KESK’i kesmeye çalışmak…

MELDA ONUR *

Ceberrut iktidarların iyi tarafı toplumsal muhalefeti harekete geçirmek olmalı. AKP hiçbir şey ile övünmese bile “İleri demokrasimizde Türkiye’nin her yanında toplumsal muhalefet ortaya çıktı” diye övünebilir.
Türkiye’de son dönemde toplumsal muhalefetin başı çeken belli başlı kurumlar var. Bu kurumlar İçişleri Bakanlığı’nın ve dolayısıyla da polisin gözdeleri. Biber gazının birinci derecedeki zorunlu tüketicileri; gözaltıların, tutuklulukların baş aktörleri.

Bunlardan biri KESK, yani Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu.
KESK logolu pankart gördü mü, yasa dışı terör örgütü muamelesi yapan polisimiz ile Türkiye’nin kamu emekçilerinin örgütlendiği bu dev sendika konfederasyonu arasındaki köşe kapmaca artık rutine binmiş görünüyor. KESK ne zaman muhalif bir organizasyonu örgütlemeye başlasa, polis teyakkuza geçip KESK zamanın ruhuna uygun bir örgüte bağlayarak operasyon yapıyor.

Geçtiğimiz günlerde 8 Mart’ın kadınlar için tatil günü olarak ilan edilmesi amacıyla bir kanun teklifine destek istemek üzere TBMM’ye gelen bir grup kadın sendikacı ile yaptığımız toplantıda inanılmaz bir takvim çıktı ortaya.
KESK Adına Canan Çalağan, DİSK Adına Özgün Millioğulları Kaya ve Nevin Kızılöz, TTB Adına Dr. Filiz Ünal İncekara, CHP Grup Başkan Vekili Emine Ülker Tarhan ile birlikte kadın vekilleri ziyaret etmek istemişler. Sohbet sırasında KESK’e yapılan baskılar da geldi gündeme.

Polİsİn KESK ajandasI

Sendika yöneticilerinin KESK’in çeşitli organizasyon, sempozyum, toplantı ve grev gibi yasal faaliyetlerinin hemen arkasından bir operasyon geliyor. Tarihleri şöyle bir gözden geçirdim. Bakın nasıl bir tablo çıktı:
21 Aralık 2011 Grevi: KESK 2011 yılının Aralık alında büyük bir grev örgütledi. 21 Aralık Uyarı Grevi olarak kamuoyuna yansıyan organizasyonda vatandaş “Hükümete ve onun emekçiler üzerindeki politikalarına karşı” greve çağrılıyordu. Öncelikle hedefte hükümetin eğitim ve sağlık konusundaki uygulamaları ve doğal olarak baskı, gözaltı ve tutuklamalar vardı.

13 Ocak 2012 Operasyonu: İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığı’nın talimatıyla, KCK operasyonları kapsamında 13 Ocak günü Türkiye genelinde toplam 16 il ve 103 farklı noktada baskınlar yapıldı. Bu noktaların bir kısmı BDP il, ilçe binaları iken bir kısmı da KESK Genel Merkezi oldu. KESK’ten gözaltına alınanların bilgisayarına el konmuştu ve bu bilgisayarlarda kurumun tüm arşivi bulunmaktaydı. KESK’çiler, bu operasyonun 21 Aralık grevinin bir rövanşı olduğunu belirtiyorlardı. 

8 Mart Eylem Planı: Bu kez KESK’in kadınları muhalefet bayrağını alıyordu. KESK bünyesinde oluşturulan KESK Kadın Meclisi 8 Mart için ciddi bir hazırlık içerisindeydi. 8 Mart 2012 Dünya Emekçi Kadınlar Günü eylem ve etkinlikleri: "Esnek ve Güvencesiz Çalışmaya, Kadın Cinayetlerine, Kadına Yönelik Şiddete, Baskı ve Tutuklamalara ve Savaşa Karşı" HİZMET ÜRETMİYORUZ sloganıyla gerçekleştirilecekti.

13 Şubat 2012 Operasyonu: Bu kez AKP’nin hedefinde KESK’li kadınlar vardı. Ankara 'da KCK'ya yönelik operasyon kapsamında Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) ile birlikte yine KESK’e bağlı, Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) ve Tüm Belediye ve Yerel Yönetim Emekçileri Sendikası (TÜMBELSEN) Genel Merkezleri ile bazı sendika üyelerinin evlerine operasyon yapıldı. 16 ildeki operasyon kapsamında 130’a yakın kişi gözaltına alındı. Ankara’daki operasyonda KESK üyesi 15 kadın gözaltına alındı. KESK Kadın Sekreteri Canan Çalağan, SES Kadın Sekreteri Bedriye Yorgun, Tüm Bel Sen Kadın Sekreteri Güler Elveren, SES Ankara Şube Kadın Sekreteri Mesude Aydoğan, KESK eski Kadın Sekreteri Songül Morsümbül de gözaltına alınanlar arasındaydı. Daha sonra tutuklamalar da geldi.

23 Mayıs 2012 Grevi: KESK 2012’nin Mart ve Nisan aylarında başta 4+4+4 olarak bilinen temel eğitimi alt üst eden yasaya ve 4688 sayılı yasada çalışanların hak ve özgürlüklerini daha fazla kısıtlamayı hedefleyen tadilata karşı mücadelelerini kararlılıkla sürdüreceklerini açıklıyorlardı. “Grev hakkımızı yasal teminat altına almayan, örgütlenme özgürlüğünü yok sayan sözde toplu sözleşme düzenine karşı” diyerek 23 Mayıs 2012’de son yılların en geniş katılımlı grevini gerçekleştiriyorlardı.

25 Haziran 2012 operasyonu: Son yılların bu en geniş katılımlı grevi hükümeti fena kızdırdı… KCK operasyonu kapsamında Terörle Mücadele Şubesi'ne bağlı polisler, Ankara'da KESK Genel Merkezi ile KESK'e bağlı Eğitim-Sen, Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES), Büro Emekçileri Sendikası (BES), Enerji Sanayi ve Maden Kamu Emekçileri Sendikası (ESM), Tüm Bel-Sen, Haber-Sen ve Tarım Orkam-Sen'in genel merkezlerine, şubelerine ve kamu emekçilerinin evlerine sabah baskın yaptı. KESK Genel Başkanı Lami Özgen dahil 65 kişi gözaltına alındı. KESK gözaltıların nedeninin KESK'in yaptığı grevler ve 4+4+4 yasasına karşı gösterdiği tepki olduğunu belirtiyordu.
9 Şubat 2013 Sempozyumu: KESK hükümetin hiç de işine gelmeyecek başka bir konunun peşindeydi: KESK ve bağlı sendikaları,  kamu emekçilerinin sınırlı iş güvencesini ortadan kaldırmaya yönelik Kamu Personel Rejimi değişikliklerine sessiz kalmayacaklarını açıklıyorlardı. KESK tarafından 9 Şubat 2013 tarihinde Ankara’da “Nasıl Bir Kamu Personel Rejimi ve Toplu Sözleşme?” başlıklı sempozyum düzenledi. Kamu Personel Reformu adı altında 657 sayılı Devlet Memurluğu Kanunu kökten değiştirmeye yönünde çalışmalara başlayan AKP politikalarının masaya yatırıldığı sempozyuma akademisyenler, sendikacılar ve emekçilerin buluşmuş; yabancı örnekler masaya yatırılmıştı.

19 Şubat 2013 operasyonu: Ve son operasyon geldi… KESK ve bileşenlerine yönelik 28 ilde DHKP-C'ye dönük olduğu iddiasıyla gerçekleştirilen operasyon kapsamında Ankara'da gözaltına alınan 30 KESK'li, savcılık işlemlerinin ardından "örgüt üyesi olmak" iddiasıyla tutuklanma talebiyle nöbetçi mahkemeye sevk edildi. Nöbetçi mahkeme 30 kişiden 21 kişi serbest bırakılırken, diğer 9 kişi ise, "Örgüt üyesi" olduğu iddiasıyla tutuklanarak, Sincan Cezaevi'ne gönderildi.

FarkIn farkInda mIsInIz?
KESK ile AKP hükümeti arasındaki bu mücadele daha çok sürecek gibi görünüyor, ama bilmem bu 4 operasyondan birindeki farkı farkettiniz mi? Şöyle bir yeniden okuyun bakalım büyük harfle yazılmış bazı kelimelerde bir gariplik sezecek misiniz?
Son operasyona kadar KCK operasyonlarına yapıştırılan KESK’çiler, 2013 ile birlikte örgütlerini değiştirmiş ve DHKP-C’ye dönmüş görünüyorlar ya da başka bir bakışla, AKP’nin İmralı ile müzakere sürecinde KCK “out”, DHKP-C “in” mi oldu acaba…

*: CHP Milletvekili