Büyük biraderler Red filminden rahatsız

|

Büyük biraderler Red filminden rahatsız A Büyük biraderler Red filminden rahatsız

DEFNE ÖZONUR*

Hacktivist grup RedHack’i konu alan Red filmi, aslında çok bildik bir hikayeyi anlatıyor. Daha doğrusu bu bildik hikayenin son perdesi oynuyor beyaz perdede. Hikayedeki çatışma da aslında yüzyıllardır devam eden bir çatışma. Çatışmanın çok tanıdık iki tarafı var: Ezilenler ve ezenler. Yeni olan, mücadelede teknolojik gelişmeler ile birlikte yeni bir yöntemin gelişmiş olması. O da “hacktivizm”. Hacktivizmi, banka hesaplarını boşaltmak gibi kamuya zarar veren diğer hacker faaliyetlerinden ayıran, kamu yararı gibi bir fayda gütmesi ve meşruluk iddiası.

Baskının arttığı bir dönemde, her türlü önleme karşın ezilenlerin savunma araçları da çeşitleniyor. Egemen sisteme ve bu sistemin savunucularına karşı geliştirilen her tür muhalif düşüncenin ve meşru muhalefete yönelik eylemlerin “terör” başlığı altında değerlendirilerek kategorik bir şekilde suç sayıldığı, çok katı tedbirlerle susturulmaya çalışıldığı bir ortamda ezilenlerin kendi haklarını savunabilmek için geliştirdiği yöntemler mevcut sistem tarafından yine illegal olarak tanımlanan yollardan geçebiliyor. Ancak bu süreç ister istemez bu legalite durumunu tartışmaya açıyor. İşte RedHack’in eylemleri de bu tartışmanın şu an tam merkezindeyken Red filmi de bu durumu tartışıyor.

Bu tartışmanın temel olarak bilginin paylaşımı üzerinden temellendiği söylenebilir. İnternet, çeşitli devlet kurumları ve şirketlerin yolsuzlukları da dahil olmak üzere direkt olarak kamuyu ilgilendiren ancak kamunun bilmediği pek çok gizli bilgiyi barındırıyor ve devletler kimi zaman doğrudan kimi zaman da dolaylı olarak (filtreleme vb. uygulamalar adı altında) sansürün sınırlarını zorluyor. Büyük biraderin “halkı koruma amaçlı” yaptığını iddia ettiği gözetleme ve fişlemeler, şimdilerde internet üzerinden devam ediyor. Ancak hesaba katılmayan önemli bir ayrıntı var. Devletlerin halkı gözetlemesini kolaylaştıran teknoloji, gözetlenenlerin de haklarını aramalarında elini güçlendiriyor. Kendisinden gizlenen bilgilere ulaşmasını sağlayabiliyor.

Redhack, dünyadaki diğer benzer örnekleri gibi (Anonymous), pek çok eyleminde temel olarak toplumsal bilgiyi ulaşılabilir kılıyor. Örneğin YÖK'ün sitesini hackleyerek üniversitelerdeki yolsuzlukları ifşa ediyor. ‘İleri’si bir yana tam demokratik bir rejimde, şeffaf yönetim anlayışı gereği toplumu ilgilendiren, Devlet kurumlarına ve şirketlere ait tüm bilgi aslında halka aittir ve dolayısıyla halkın erişimine ve kontrolüne açık olmalıdır. Mevcut yasalara göre bu gizlenen bilgilere, halkı aydınlatmak üzere de olsa erişim ve kamu ile paylaşım suç niteliği taşıyor. RedHack üyeleri de bu eylemlerinden dolayı ‘silahlı terör örgütü’ne üye olmak suçlamasıyla 24 yıl hapis cezası istemiyle aranıyor.

Associated Press haber ajansının yaptığı bir araştırmaya göre 2001 yılından bu yana dünyada 35 bin 117 kişi terör suçundan hüküm giymiş. 12 bin 897 hükümlü sayısıyla tek başına Türkiye bu alanda dünyada ilk sırada gelmekte. Görüleceği üzere Türkiye’de son yıllarda en kolay kazanılan sıfat ‘terörist’lik. İktidara ve egemen ideolojiye karşı duran hemen her örgütlü eylem ‘terör örgütü’ olarak anılırken, kişiler de kolaylıkla ‘terörist’ olarak anılabilmekte. Filmde de belirtildiği gibi, ‘terör’ faaliyeti kavramsal olarak, şiddet, etrafa dehşet, korku saçma gibi faaliyetlerdir ve bu bağlamda Redhack hukuki açıdan bir terör örgütü sayılamaz. Redhack üyeleri Red filminde bu durumu şöyle açıklıyor: “Yolsuzluk yapan mı terörist, yoksa yolsuzlukları ortaya çıkaran bizler mi?”

Redhack üyeleri kendilerini, bildiklerini kişisel çıkarları için kullanmadıkları, eylemlerinde toplumcu bir bakışla kamu yararı gözettikleri yönünde savunuyor. Peki, Redhack'in ortaya çıkardığı tüm bilgi ve belgeler toplum yararına ise nasıl olur da bu eylemler yasadışı, Redhack de bir terör örgütü sayılır? Daha da ötesi adaletin eli nasıl olur da, belgelerde ortaya konulduğu üzere yolsuzluğu yapanların yakasına yapışmazken, hukuk bu yolsuzluğu ortaya çıkaranları yargılamaya kalkar? Ya da böyle bir hukuk düzeni kimin hakkını savunur? Ezenlerin mi ezilenlerin mi?
Türkiye’nin pek çok konuda örnek almayı çok sevdiği ülke Amerika’da dahi yasalar kapsamında suç sayılan bir eylem sonucunda büyük bir kamu yararı doğuyorsa eylem suç kapsamında değerlendirilmemektedir. Amerikan hukuk sisteminde yargı içtihatları benzer örneklerle doludur.

Aslında liberal sistemde basına, bu tür durumlara karşı halkın gözü kulağı olma ve halkı kapalı kapılar arkasında gerçekleşen gizli kapaklı olaylarla ilgili aydınlatma misyonu, sözde sistemi koruma amacıyla verilmiş durumda. Ancak yine bu “liberal” sistem içinde ana akım basın bu görevini yerine “getirmediğinden” bu işi halk adına üstlenenler çıkıyor ve belki de bu yüzden Redhack, içinde hukukçular ve akademisyenlerin de olduğu geniş bir kitleden vicdani destek buluyor.
Buraya kadar tüm anlatılanlar Red filminde de tartışılıyor ve film tam da bu tartışılanlar yüzünden çeşitli mecralarda sansür girişimleriyle karşılaştı. Örneğin, filmin yönetmeni Mustafa Kenan Aybastı’nın da konuk olarak katılacağı bir televizyon programı kanal tarafından sansürlenirken, filmin Mersin’deki gösterimi de sinema salonu sahibi tarafından iptal edildi. Yapılan açıklamaya göre iptal gerekçesi, polisin salonu kapatma korkusu. Sinemada sansür yüz yıllık bir dava. Sansürün bin bir yüzü var ama genel olarak sinema filmleri tüm dünyada formal ve informal yollarla denetlenmekte.  Bugün Türkiye’de hala Kültür Bakanlığı’nın filmleri sansür yetkisi var. Devletin sansüründen kurtulanlar ise informal şekilde kimi zaman salon sahipleri tarafından da sansürlenebiliyor. Red filminden önce bunun bir örneğini yönetmen Atom Egoyan’ın, Ermeni soykırımını konu alan Ararat (2003) adlı filminde görmüştük. Bu film, Ülkü Ocaklarının, film aleyhindeki çeşitli çalışmaları sonucu, Türkiye’de salon sahipleri tarafından gösterilmedi. Bu grup, filmin gösterime girmemesi içen çeşitli afişler hazırlamıştı. Dönemin Kültür ve Turizm Bakanının, sinema salonu sahiplerine bir aksilik olmayacağı yolunda teminat vermesine rağmen, bu çalışmalar karşısında, sinema salon sahipleri filmi sinemalarında gösterime sokmamışlardı. Red filmi, yapımcıları tarafından bilinçli şekilde genel dağıtıma sokulmadığı, özel gösterimlerle seyirciyle buluştuğu için sansür girişimleri sınırlı seviyede kalmış gözüküyor. Sansür, filmdeki kadim çatışmayı görünmez kılmak istese de çatışmanın taraflarından yeni hamleler göreceğimiz kesin.

*: Doç.Dr., İletişim Bilimleri