Arabeskin raconu...

|

 Arabeskin raconu... A  Arabeskin raconu...

CAN UĞUR

Arabesk müzik Türkiye'de bir müzik türü olmanın ötesinde birçok anlamı da barındırıyor. Arabeskin hangi sınıflara hitap ettiği özünde yoz bir müzik mi olduğu yıllardır tartışılagelen konuların sadece birkaçı. Kimilerine göre verdiği mesajlar itibariyle yoksul kesimlere kaderciliği dayatan arabesk müzikal anlamda estetikten yoksun birmüzikken kimilerine göreyse bu tespit oldukça sığ kalıyor. Ayrıntı yayınlarından çıkan Arabesk kitabının yazarı Uğur Küçükkaplan'la kitabını ve arabeskin toplumsal ve müzikal açıdan seyrini konuştuk. 1980 sonrası dönemde arabeskin dejenere olduğunu söyleyen Küçükkaplan, arabeske ilişkin birçok tanınmış isim tarafından yapılan tanımları da müzikal açıdan eksik buluyor.

»Arabeskin müzikal yolculuğundan başlayalım.
Arabeskin tarihinden kısaca bahsetmek oldukça zor ancak arabeskin ortaya çıkışı sanıldığı gibi 1960'larda bir anda ortaya çıkmış değil. Müzikal anlamda gerilere giden kökeni oldukça eski olan birikimi olan bir müzik türü. 1920'lerden itibaren Cumhuriyet'in kuruluşu sonrası şekillenen kültür-sanat politikalarıyla birlikte arabeskin oluşumunu değerlendirmek gerekiyor. Bu atılımlar sonrası arabesk müziğin de gelişimi ve evrimi anlam kazanıyor. Elbette bunu söylerken de 1920'lerde pat diye oluşan bir müzik türünden değil Tanzimat'a kadar uzanan bir şekilleniş ve yolculuktan bahsediyoruz.

»Bugüne geldiğimizde arabeski toplumsal olarak bir sınıfa hitap ediyor mu?
Şimdi bu soruya cevap vermeden önce bir kaç şey eklemek istiyorum. Öncelikle bu mesleeye dair benden önce araştırma yapmış kalem oynatmış isimlere bakmak gerekiyor. Meral Hoca (Özbek)  bu isimler arasında en önem verdiğim. Meral Hoca'nın çalışması bana kalırsa bilimsel niteliği olan tek çalışma  Onun kendi kitabındaki bu konudaki değerlendirmesine ben de büyük ölçüde katılıyorum. Meral hoca bu konuyla ilgili kitabında arabeskin toplumsal olarak hitap ettiği kabul edilen bir sınıfa ait olmamasına rağmen arabesk dinlediğini ve bu müzikten haz aldığını dile getiriyor. Bu tanımın oldukça önemli olduğunu düşünüyorum. Yani arabeski yoksul, eğitimsiz ya da göçle İstanbul'a  gelen kesimlerin sadece dinlediğine dair tespite katılmıyorum. Dolayısıyla bu müziğe yoz müzik ya da dolmuş müziği denilmesini de kabul etmiyorum.

»Peki birkaç ya da daha fazla kişinin bireysel manada farklı bir durumda olmasıonun genel alıcı kitlesine dair tespiti etkiler mi?
Bu sorudaki kilit ifadenin 'genel' olduğunu düşünüyorum. Bizler bilim yaparken genellemeler üzerinden gitmeyiz. Bizi istisnalar da ilgilendirir. Bir düşünce ya da tespit ortaya koyarken istisnaları da dikkate alırız. Çoğunluğun sesi olma gibi bir zorunluluk hissetmeyiz. Dolayısıyla bilim sözkonusu ise arabeski maddi ya da kültürel olarak o tanıma uymasa bile dinleyen insanları da dikkate alırız.

»Kitabınızda müziğin ideolojilerle olan etkileşminden bahsedip bundan payına düşeni aldığını söylüyorsunuz. İdeolojiler açısından müziğin kemikleşmesinden bahsediyorsunuz. Müzik ideolojiler üstü bir şey mi?
Bunu bir müzisyene sorarsanız müzisyen hiç düşünmeden buna evet der ancak bunu bu alanda çalışma yapan bir bilim insanına sorarsanız bunun yanıtı daha farklı olur. Yani keşke öyle olsaydı tarihsel olarak oradan şekillenseydi ama öyle olamadı ve ideolojilerle sürekli olarak etkileşime girdi yanıtını alırsınız. Müzik her zaman iktidarın siyasal erkin kendi çıkarları doğrultusunda kullandığı bir araç olagelmiştir. Bir müzikbilimci olarak bunu söyleyebilirim.

»Tekrar arabeske gelecek olursak siz arabeskin ortaya çıkış döneminde bir isyan ya da öfkeyi de içerisinde barındığını söylüyorsunuz. Burayı biraz açar mısınız?
Arabeskin ilk dönemine 1960'lı yıllara baktığımızda müzikal anlamda diğer türlerle güçlü bir içiçe geçmişlik durumundan söz edebiliriz. Teknik açıdan ele alıp hem müziğe hem güftelere baktığımızda yetkin bir müzik türünün o dönemde ortada olduğunu açıklıkla söyleyebiliriz. İşte kitapta da o dönem ki arabesk müziğe ait örnekler üzerinden bunun detaylı bir analizini yapıyoruz. Elbette durum sadece bundan ibaret değil. 60'lı yıllardaki örneklerin yani ilk dönemden bahsediyoruz hem edebi hem müzikal anlamda oldukça yetkin olduğunu görüyoruz. Derinliği çok net biçimde   görüyoruz. Bu işin bir kısmı bir diğer kısmı ise toplumsal tarafı. Bu açıdan baktığımızda da ciddi bir isyan kültürüne sahip olduğunu görüyoruz. Yani örnekler oldukça fazla bu da arabeskin ilk döneminin özgün kısmı.

»Arabeskin özgün yanını kaybetmesi hangi döneme denk geliyor?
Arabesk 80 sonrası süreçte farklı bir döneme giriyor. Bir kırılma yaşanıyor o dönemde. Türkiye'de yaşanan darbeyi de dikkate alacak olursak o dönüşümden arabesk de payına düşeni alıyor. 80'lerin başında arabesk açıısndan görece olumlu diyeceğimiz süreç de yaşanıyor. Özellikle arabesk dinleyen kişi sayısında bir artma gözleniyor. Ancak 1980 ile 1990 arası dönemi ele aldığımızda ilk dönemden özgünlük anlamında farklılaşan bir bir müzik türünde bahsediyoruz.  Aslında temel kırılmanın video vb kayıtların çoğalması arabeske ilginin artması ve pastanın genişlemesinde görebiliriz. Pasta genişledikçe arabesk yelpazesi de genişledi. Bu genişleme de beraberinde özgünlüğün ortadan kalkmasına neden oldu. Herkesin daha kolay albüm yapması müzikal kaliteyi de ortadan kaldırdı.

»90 sonrası süreçte Türkiye'de sağın güçlenmesi ile arabeskin yoksul kitlelere popülist söylemlerle ulaştırılması arasındaki bağı nasıl yorumluyorsunuz?90 sonrası döneme baktığımızda sağ iktidarların güçlenmesi beraberinde bu iktidarların popülist söylemlerinin de güçlenmesini de getirdi. Bu popülist söylemler dejenere olan arabeskin de müzikal sayrini mutlak biçimde etkilemiştir. Arabeskin ilk dönemindeki o isyan kültürü bu dönemde piyasa ağlarına takılmış ve tabiri caizse silikleşmiştir. Meselenin bu kısmını önemsemek gerekiyor.
Müslüm Gürses'in ya da Orhan Gencebay'ın bu dönemde müziklerini üst sınıflara hitap eden mekanlarda dinlemek mümkün. Bir dönemin yoksul semtlerinin Müslüm Babası'nın müziklerinin bu tarz yerlerde çalınmasını nasıl okumak gerekiyor?
Bu meseleye baktığımıda günün koşullarına uyma gayreti. Ama işin daha derinlikli analizi hak eden bir kısmı var ki o bana kalırsa en önemli yanı. Bugün arabesk benim kitapta bahsettiğim anlamda bugün özgün yanını kaybetmiş ve miadını doldurmuştur. Bugün arabesk farklı müzik türlerinde varlığını sürdüren ancak tür olarak miadını dolduran bir müziktir. Özgün yanını yitiren arabeskin bugün artık bu tarz 'değişikliklere' gitmesi de bana kalırsa şaşılacak bir durum değil.

»Neden özgün yanını yitirdi arabesk?
Benim bu konudaki tespitim etkileşime girmesiyle ilgili. Yani aşağı yukarı kendisiyle aynı dönemde ortaya çıkan pop müzikle 90 döneminden çok da önce başlayan süreçte etkileşime giren arabesk artık 60'lardan itibaren biriktirdiği o özgün yanını da yitirmiştir. Yani piyasanın koşullarına uyma gayreti içerisinde hızlı ve seri üretim koşullarında arabesk 'icra' etmek en başta özgünlüğü bitirir. Bu da beraberinde etkileşime girmek zorunda kalan bir tabloyu doğurur. Bugün yaşananların da böyle olduğunu düşünüyorum.

»Arabesk için bugün seyri açısından ne denebilir?
1960'larda başlayan (yukarıda da değindiğim gibi öncesinde de ciddi bir biriktirme dönemi var elbette) bir yolculuğun artık tür anlamında sonuna gelinmiştir.

»Sizce bugün 'baba' arabeskçi diyebileceğimiz birisi çıkar mı?
Bugün 'baba' arabeskçinin çıkmasından ziyade bir 'baba' arabeskçiye ihtiyaç var mı? Bana kalırsa yok. Çünkü değişen toplumsal koşullar ve Türkiye'nin bugünkü hali buna müsaade etmez. Buradan bakmak lazım.  Arabeskin ilk ve orta dönemlerine baktığımızda şarkılar, güfteler çok özenli yazılmıştır. Bir anlam dünyası vardır. Şiirlerde nakaratın haricindeki kısımlara baktığımızda farklı dörtlüklerin kullanıldığını görürsünüz. 90 sonrası yazılanlara bakıldığında ise bu tek dörtlüğe inmiştir. İşin sırrı da buradadır bana kalırsa. Bu yaşanan kısırlığa da çok açık biçimde bir örnektir.


Arabeske ilişkin birçok tanınmış isim tarafından eleştirilerde estetikten yoksunluğundan bahsediliyor. Nasıl yorumluyorsunuz?

Arabesk tartışması bir dönem Türkiye'nin ciddi biçimde gündemindeydi. Hatta dünyaca ünlü bir arkadaşımız da bununla ilgili oldukça sert sözler sarfetmişti. Ben tartışmanın kendisinin yanlış olduğunu düşünüyorum. Yöntemsel bir sıkıntı var bana kalırsa. Yani müzikal çerçevesi çizilmemiş bir müzik türü olarak arabeske vurmak dünyanın en basit işi. Ancak arabesk bahsedildiği gibi kaliteden yoksun birikimsiz bir müzik değildir. Klasik müzik ya da başka bir müzik türü olabilir bu kalıplarla arbeski yorumlarsanız elbette ortada eleştirilecek bir durum vardır. Ama tartışma böyle yapılmaz. Arabeskin kendi kalıpları vardır ve bu kalıplar içerisinde değerlendirildiğinde bir anlam kazanır. Müzikal bir kaygı güdüyorsak buradan bakmak gerekiyor yok amacımız müzikal bir kaygı değilse tartışma da farklı kanallardan yürütülebilir tabi.