Yeni düzene karşı yeniden kadın mücadelesi

|

Yeni düzene karşı yeniden kadın mücadelesi A Yeni düzene karşı yeniden kadın mücadelesi

ZEYNEP AYDIN

İktidar kadını 'kontrol altına' alınması gereken bir tehlike nesnesi olarak görür. Toplumsal sistemlerdeki kontrol ve denetim bu yüzden en çok kadın bedeni üzerine kurulan tahakküm üzerinden biçimlendirilir. Kadını, tehlikeli olmaktan çıkarma yönündeki baskı ise yasalardan daha çok iktidar tarafından kurulan toplumsal normlar üzerinden şekillenir.
Kapitalizmin yeni dönemde 'özgürlükler' söylemi üzerine inşa edilirken de 'kadının özgürleşmesi' en başa koyuldu. Kadının kapitalizm içerisinde daha etkin bir özneye dönüşmesi öncelikle kadının özgürleşmesi adı altında, kadın bedeninin piyasa vitrininin aynasında belirlenmesi ile başlatıldı. Bu noktada kadının 'güzelliğinin', 'çekiciliğinin' zorunluluğu algısı yaratılarak bunun nasıl mümkün olacağı yeni bir endüstri tarafından kapsamlı olarak belirlenmeye başlandı.

Kadın bedeninin moda ile biçimlendirilmesi sürecinde kadının kendini keşfetmesi adına kendine has bütün özgünlüklerinin elinden alındığı bir 'güzellik faşizmi' içerisinde kadın kimliksizleştirildi. Bütün dünyada en vahşi biçimde işleyen süreç, ülkemizde de Özal'lı yıllarla birlikte 'açılma' sürecinin sonucu olarak hayata geçirilmeye başlandı. Aynı dönemde kadının özgürleşmesi mücadelesi de piyasacı bir anlayışla bütünleştiği her noktada asıl olarak yeni sömürü biçimlerinin kadın bedenine kazanmasına hizmet etti. Bu ideolojik saldırı karşısında gerçek manada karşı koyabilecek bir alternatif siyasetin inşa edilemediği gerçekliği içinde, kadınların genişçe bir kesimi bu sahte özgürlük rüzgarına kapılarak, piyasa vitrinlerine hapsolmaktan kurtulamadı.

Türkiye'de kapitalizmin bu yöndeki gelişiminin yaşandığı yıllar aynı zamanda dini muhafazakârlığın da hızla geliştiği yıllardı. Birbirine zıt gibi görünen bu iki akımın uzlaşısı içinden kadına yönelik çok yönlü bir tahakküm ilişkisinden başka bir şey çıkmadı.
Muhafazakarlaşma akımı ile piyasanın kadın üzerindeki tahakkümü yeni bir ılımlılaşmış muhafazakâr kod içerisinde biçimlendi. Özellikle günümüzde, AKP iktidarı ile birlikte gelişen yeni dalga içinden bunu okumak daha da mümkün. Dinin kadın bedeni üzerindeki tahakkümü, kadının toplum ve aile içerisindeki konumundan başlayarak her alanı kapsayan bir bütüncüldür. Dinin hegemonyasının gelişmesi ile birlikte piyasa ve din birbirine doğru büküldü; yeni tüketim alışkanlığı ve modanın da buradan biçimlendirilmesini beraberinde getirdi. Bu durum daha koyu muhafazakar kesimce de dinin kurallarının esnetilmesi olarak görülüp eleştirilse de hakim olan eğilim bunun aksi yönündedir. Yeni tüketim alanları ve alışkanları da daha çok muhafazakar iklim içerisinde şekillenmekte, kadınların muhafazakar örtü altına sokulması aynı zamanda piyasa dinamiklerinin esnek modelleri ile uyum göstermektedir.

Bu anlamda kadının piyasa dinamiğinin ve muhafazakârlığın dışında kendini anlamlandırma çabasına olanak tanıyacak özgürleşme zeminleri ve alanlarının, bunu mümkün kılacak yeni bir kültürel iklimin yaratılması kadın mücadelesinin en esaslı konulardan birisidir.
Öte yandan bugün artık özel olarak kadının toplum içerisindeki konumunun dini referanslar içerisinden belirlenmeye başlaması da kadın mücadelesinin tüm kazanımlarını yok edecek, kadını bugünden çok daha güçlü bir tahakkümün altına sokacak bir gelişmedir. Tıpkı piyasanın özgürlük yanılsamasına benzer şekilde kadın alanındaki yeni tahakkümün örtüsü de yine kadının özgürleşmesi yanılsaması üzerine kurulmak istenmektedir. AKP'nin ve cemaatin kadının özgürleşmesi olarak sunduğu dini taassup yaygınlaşması, yeni bir toplumsal sistemin normlarının kadının konumunun değiştirilerek ulaşılma çabasından ayrı olarak ele alınamaz bir gerçektir. Kadınlarla ev arasında kurulan yeni bağ içinde kadın 'yaratılışı gereği' ikincilleştirilirken kadına yönelik tartışmalar İslami referansların içerisine sıkıştırılmaktadır. Okullardan, medyaya ve gündelik hayata uzanan yeni ince tahakküm kadını -bir biçimde- örtünmeye zorlarken aynı zamanda hem üretim sürecindeki hem de toplumsal yaşamdaki konumunu da buna bağlı olarak tanımlamaktadır.

Kadın mücadelesi bu anlamda zorlu bir dönemden geçiyor. Yeni kazanımlar bir yana tarihsel olarak elde edilen kazanımların da ortadan kaldırılmaya çalışıldığı, kadının konumunun yeniden tanımlandığı bugünlerde mücadelenin daha da güçlendirilmesi her şeyden önemli hale geliyor. Bu mücadele elbette yalnızca kadınların özgürleşmesi mücadelesi de değildir. Toplumun topyekun baskı altına alınması ve kadına birincilliğin verilmesi karşısındaki birleşik mücadele ile birlikte kadınların özgürleşme dinamiklerini ve haklarını koruyacak direnç hattında kendi yürüyüşlerini güçlendirmesi, ancak bugünkü-AKP'nin temsil ettiği- yeni sisteme karşı bütünsel mücadele içinde gelişebilir. O yüzden bugün kadın mücadelesinin düzenin genel işleyişinden doğan sorunlara karşı duruşu ile özel olarak AKP iktidarının siyasal İslam ekseninde gündeme getirdiği yeni toplum projesinin parçası olan yeni tahakküm biçimlerine karşı mücadeleyi birleştirebilmek her zamankinden daha fazla önemli. Çünkü kadına saldırının kaynağı soyut ve görünmez değil bilakis karşımızda, iktidarda duruyor!