Sağ popülizm ve siyaset

|

Sağ popülizm ve siyaset A Sağ popülizm ve siyaset

GÜVEN GÜRKAN ÖZTAN*

Siyaseti ve siyasal olan’ı kavramsallaştırma yönteminiz dünyaya ve topluma bakışınızı büyük ölçüde ifşa eder. Siyaset salt teknik bir konu, yalnızca bir yönetim meselesi midir yoksa kendini gerçekleştirme aracı mıdır yahut tek tek rasyonel bireylerin eylediği bir iş ya da ancak kolektif yapılabilecek bir faaliyet midir? Seçtiğiniz, kendinizi yakın hissettiğiniz tanım, siyaseten nerede durduğunuzun da adıdır bir başka deyişle siyaseti tarif etmek bizatihi siyaset yapmak ve siyasal kimlik sahibi olmaktır. Bugün politikayı ve politik olan’ı betimleme konusunda liberalizmin hegemonik bir üstünlüğü söz konusu. ‘Makbul’ siyaset tanımı liberal düşünce ve onun farklı iki damarı üzerinden politik aktörlere ve topluma benimsetiliyor. Demokrasinin vazgeçilmezi olarak sunulan ve fakat bizatihi kendisi özgürlük ve eşitlik arayışları önünde engel olan bu kavramsallaştırmanın önce tasvir edilmesi sonra da sorunsallaştırılması şart.   

ETİK İLE PİYASA ARASINDA SİYASET
Bugünün dünyasında liberalizmin siyaset ve siyasal olan’a dair biri iktisadi temellendirmeye diğeri ise etik önermelere dayalı iki paradigmasının varlığı tespit edilebilir. İktisattan ilham alan paradigma siyasetin ve siyasal olan’ın tıpkı serbest piyasa mantığındaki gibi tanımlanmasına dayanır. Buna göre siyaset, toplumdaki farklı ve birbirine rakip çıkar odaklarının arasında zuhur eden bir uzlaşmadan ibarettir. Aktörlerin her biri kendi menfaatlerini azamileştirmek isteyen rasyonel varlıklardır ve nihayetinde vardıkları noktada da uzlaşmadan güçleri nispetince kazanç sağlarlar. Liberal kuramın ikinci veçhesinde ise siyasetin rasyonel bireyler arasındaki serbest tartışma alanının etik düzlemde tesisine dayandığı iddia edilir. Bir diğer ifadeyle asıl olan kamusal alanda özgür tartışmaya imkân sağlamak ve bunun neticesinde oradan mutabakata varmaktır. Karar almadan çok sürece vurgu yapılır. Biz bu ikinci veçhenin teorize edilmesinde diyalojik demokrasi ve kamusallık başlıklarını en popüler isimler olarak Anthony Giddens ile Jürgen Habermas’ı ve onun ‘iletişimsel rasyonalite’ kavramsallaştırmasını biliyoruz.

Liberal eğilimlerin hegemonikleştirdiği bu iki tanımlama stratejisi de aslen toplumda sadece belirli kesimlerin işine yarayan bir sürece işaret ediyor. Zira ‘eşit’ ve ‘rasyonel’ öznelerin serbest katılımıyla tüm çatışmaların uyumlanacağı iddiası, hem siyaseti bireye indirgiyor hem de siyaseti özgür tartışmadan ibaret göstererek iktidar ilişkilerini perdeliyor. Sınıfsal mücadele seçeneğini de kategorik olarak siyaset dışı bırakıyor. Bu haliyle de siyasal olan’ı değil aslında anti-siyasal’ı siyaset gibi makyajlıyor. Böylesine bir ortamda sağ ve sol arasındaki sınırların muğlâklaşması da ‘mutabakat hali’ ve ‘demokrasi’ için bir kazanım olarak resmediliyor. Halbuki bahsedilen süreç, demokrasiden çok temel çatışma eksenini ‘halk’ ile ‘seçkinler’ arasında tanımlayan sağ popülizmi besleme potansiyelini içinde taşıyor. Şimdi bu uzun girizgâhtan sonra Türkiye siyasetine dair bu meselenin izlerini sürebiliriz.

AKP’NİN TAKTİKLERİ
Türkiye’de liberal kanat, devletin daha net ifadeyle sivil ve askeri bürokrasinin siyasal alanı domine ettiğini dolayısıyla siyasal meselelere ilişkin serbest bir kamusallığın inşasının tek tek bireyler için özgürleştirici olduğu bahsinde hemfikirdi; bugün de aynı noktada durmaya devam ediyorlar. Liberallerin tespitinin doğru yanları vardı ancak tablonun tümünü anlatmaktan uzaktı. Üstüne üstlük iktidarın sınıfsal yüzünü ve siyasetin aynı zamanda kolektif bir edim olduğu gerçeğini de saklıyordu. Merkez sağ ve solun güç kaybettiği 2000’lerin başlarında AKP yukarıda bahsettiğim siyaset algısına sahip liberal cephenin ideolojik desteğiyle güç kazandı. Geleneksel bürokrasi kalıbının kırılması, askeriyenin adım adım siyasetten tasfiyesi, liberallerin demokrasi beklentilerini karşılamaya yetiyor da artıyordu. Devleti piyasanın talepleri doğrultusunda dönüştürmelerine, özelleştirmeye ve taşeronlaştırmaya zaten itirazları yoktu.

AKP, iktidarı boyunca temel çatışmanın ‘halk’ ile ‘seçkinler’ arasında olduğunu iddia eden sağ popülist diskura başvurup içine muhafazakâr motifleri katarak kendi siyaset algısını ve politik stratejilerini netleştirmeye başladı. Bu noktada AKP özelinde ilgi çeken ve liberalleri büyük ölçüde tatmin eden iki yönlü bir politik taktiğin varlığını deşifre edebiliriz. Birincisi siyasal meseleleri demokratik teamüle uygun bir şekilde tartıştırıyormuş gibi yapmak. ‘Mış gibi yapmaktan’ kastım şu; iktidarın gündeme getirdiği bir konunun yine kendisinin belirlediği politik öznelerle tartışılmasını sağlaması fakat çıkan sonucu sanki tüm kamuoyunun iradesiymiş gibi sunması. İkincisi yine siyasal ajandasında önemli yer tutan ve görece ‘radikal’ başlıklar için tepkileri ölçmek; reaksiyonun ölçüsüne bakarak uygulamayı takvimlendirmek. Yalnız bu bahiste bir noktayı belirtmek gerek, tepkiler yüksek olunca AKP yapmayı arzuladığı müdahaleyi tehir ediyor ama asla iptal etmiyor. Zamanını, tansiyonun düşmesini bekliyor ve harekete geçiyor. Tüm ülkeyi ilgilendiren meselelerde de böyle yerel mevzularda da…

NE YAPMALI?

Öncelikle siyaseti ve siyasal olanı liberallerin ve muhafazakârların tanımından kurtarmak gerek. Siyaset nihayetinde kolektif bir eylemdir ve ‘biz’ ile ‘onlar’ arasındaki mücadelede gerçekleşir. Önemli olan ‘biz’ ve ‘onlar’ı etik düzlemde (iyi/kötü gibi) değil siyasal platformda tarif etmek ve ‘dost’ ve ‘düşman’ ile eşitlememektir. Bir başka deyişle siyasal mücadeleyi birbirinin meşruiyetini tanıyarak yürütmektir. İktidar mücadelesi siyasetin özünde mevcuttur ve politika kamusal tartışma serbestliğine indirgenemeyecek kadar kurucu bir öğedir. Buradan hareketle tartışıyormuş gibi yapılmasına kanmadan, gündemin belirlenmesinin de bir siyasal mücadele alanı olduğunu fark etmek gerekir. iktidarın ve ona eklemlenen çevrelerin önümüze koyduğu sağ popülist perspektifi ve gündemi değil; mevcut politik ve ekonomik konjonktürde ezilenlerin gündemini kamuoyuna taşımak için sesimizi duyuracak daha çok politik kanal yaratmalıyız. Sahte mutabakat arayışları yerine emekten ve özgürlükten taviz vermeden siyaset yapmanın peşinde koşmalıyız ve bu siyasal eylemliği ülkenin dört bir yanında koordine edecek partiler üstü etkin yapılar kurmalıyız.   

*: Yrd. Doç. Dr İstanbul Üniversitesi