Belediye Başkanı’nın kızı, öteki Türkiye’de

|

 Belediye Başkanı’nın kızı, öteki Türkiye’de A  Belediye Başkanı’nın kızı, öteki Türkiye’de

GÜL YAŞARTÜRK

Kelebeğin Rüyası iki erkeğin bir kadına aşık olması, Garip Akımı şairleri Rüştü Onur, Muzaffer Tayyip ve şehre yeni atanan Belediye Başkanı’nın kızı Suzan’ın dostluğu temelinde bir Jules ve Jim (ya da yakın zamandan Bizim Büyük Çaresizliğimiz de hatırlanabilir) havasında. Ancak film ilerledikçe Suzan’ın halktan kopuk bir Cumhuriyet eliti olarak hayatının, Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip’in hayatlarıyla oluşturduğu karşıtlık daha çok ön plana çıkıyor. Belediye Başkanı’nın steril ve zarif kızı Suzan, iki yoksul işçi karakterin kapısından bile giremediği bir salonda kendi gibi bürokrat çocuklarıyla dans dersleri almakta ve dans etmektedir. Cumhuriyet balolarında babasının gururudur, tenis oynamaktadır. Bu noktada Tek Parti dönemindeki kadın imgesine değinmeden geçmemek gerekir.

Ayşe Kadıoğlu’nun modernliğin sözde imgeleri, Deniz Kandiyoti’nin de rejimin ikonografisinde önde gelen bir figür haline geldiğini belirttiği  bu yeni kadın; resmi törenlerde şortla gösteri yaparak, okul ya da asker üniformasıyla bayrak taşıyarak  ya da balolarda batı modasına uygun gece kıyafetleriyle dans ederek söz konusu ikonografiye damgasını vurmuştur [i]. Cumhuriyetin ilk yıllarında kadının kamusal hayattaki görünürlüğü; kadının bir özne olmaktan çok (Suzan’ın babasından ‘izin’ almak zorunda olması) simge olarak değer kazandığı bir görünürlüğe işaret etmektedir [ii]. Suzan; Kadıoğlu, Kandiyoti ve Saktanber’in analizlerini anımsatır biçimde, Yeni Cumhuriyet’i temsilen özel olarak yetiştirilmiş bir misyon kadınıdır adeta. Suzan’ın bu yalıtılmış – korunaklı ve misyon varlığının eksik parçası kuşkusuz, bihaber olduğu ‘öteki’ dünyadır. Kendisi kadar ‘beyaz’ olmayan, kendisinin yediklerini yemeyen, kendisinin var olduğu mekanların kapısından giremeyen bir çoğunluk söz konusudur. Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip, Suzan’ı dans ettiği salonda kapının camlarından izlemek zorunda kalırken bu sahneyi tamamlar biçimde, Mediha’nın ölümü sonrası yas tutan iki şairin kapısı da Suzan’a kapanacaktır. Suzan da onlara ve onların ait olduğu dünyaya camın arkasından bakmak zorunda kalacaktır. Film tüm itici gücünü tam da bu karşıtlık duygusundan – iki ayrı dünya hissiyatından almaktadır. Suzan’ın, tek parti döneminin öteki Türkiye’sini keşfetme isteğinden.

Film maden görüntüsüyle başlar, Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip, Suzan’la tanışınca Suzan’ın en büyük isteğinin madeni görmek yani bir nevi ‘öteki’ Türkiye’yi keşfetmek olduğunu öğreniyoruz. Suzan’ın baba otoritesine isyan edip edemeyeceği, madene inip inemeyeceği, inecekse orada neler olacağı filmin kilit noktasını oluşturuyor. Suzan’ın; veremli – mikroplu, kısaca Suzan’ı ‘kirletme’ olasılığı olan Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip’le arkadaşlık etmesi bile yasaklanmıştır. Suzan’ın bedeninde temsil edilen Genç Cumhuriyet Projesi, halkını tanımak istese de babada vücut bulan yönetici otorite buna kesinlikle karşıdır. Suzan ve babası arasındaki gerilim Güz Sancısı filmini anımsatır. Belçim Bilgin’in canlandırdığı Nemika baba sözü dinlemeyecektir. Ancak aynı şeyi Kelebeğin Rüyası için söylemek güçtür. Kilit olay gerçekleştikten yani Suzan madene indikten sonra, Suzan’ın Muzaffer Tayyip’e aşık olmadığını, ilgisinin maceraperest bir meraktan ibaret olduğunu net biçimde anlarız. Suzan’ın yönetici- kurucu otoriteye isyan etmek gibi bir amacı asla olmamıştır. Rüştü Onur’un mezarı başında, Muzaffer Tayyip’e kuru bir elveda der ve arabasına binip gider. Muzaffer Tayyip öldüğünde cenazesinde yoktur.

Mediha, Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip’in ölümünün ardında geride, gözü yaşlı idealist öğretmen Behçet Necatigil kalır. Yılmaz Erdoğan’ın canlandırdığı akıl hocası- idealist öğretmenin  aynı zamanda filmin yaratıcısı –yönetmeni, iki genç şairin ilham kaynağı Suzan’ı canlandıran oyuncunun da yönetmenin eşi Belçim Erdoğan olması filmin gerçek kurgu ilişkisine dair farklı analizlere de kapı aralamaktadır.
Notlar
[i] Ayşe Kadıoğlu “Cinselliğin İnkarı: Büyük Toplumsal Projelerin Nesnesi Olarak Türk Kadınları” 75 Yılda Kadınlar ve Erkekler içinde der: Ayşe Berktay Hacımirzaoğlu Tarih Vakfı Yayınları. s:94.
Deniz Kandiyoti “Ataerkil Örüntüler Türk Toplumunda Erkek Egemenliğinin Çözümlenmesine İlişkin Notlar” 80’ler Türkiye’sinde Kadın Bakış Açısından Kadınlar içinde der: Şirin Tekeli İletişim Yayınları s:376
[ii] Ayşe Saktanber “Kemalist Kadın Hakları Söylemi” Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce: Kemalizm içinde der: Ahmet İnsel İletişim Yayınları s:329