Kurumsal sivil diktatörlük

|

 Kurumsal sivil diktatörlük A  Kurumsal sivil diktatörlük

Yaratılmaya çalışılan tüm 'iyimserlik havasına' rağmen ülkenin gidişatından -AKP dışında- neredeyse kimse memnun değil. AKP'yi destelemek için bin dereden su getirip, 'amasız-fakatsız' diye tutturanlar dahil kaygı içinde utangaçta 'ama otoriterleşme var' kaygısını ifade etmekten kendilerini alamıyor. Lakin yine eksik söylüyorlar!
Zaten bugünkü gerçeklik tam anlamıyla 'tek adam tek parti' çoğunluk diktasına dönüşmüş vaziyette! Zaytung'un, “Başbakan Erdoğan'ın, tedavisiyle ilgilenen doktor heyetine de bizzat kendisinin başkanlık edeceği açıklandı...” haberi hiç de yabana atılır değil!


RTE hakikaten de her şeyin tek ve mutlak hakimi olmaya çalışan, Hitlerleşme sendromuna kapılmış durumda. Kimin ne yazacağına karar veriyor! Olmadı biletini kesiyor! Ne gam, 'nasıl yazması gerektiğini bilenler' eleştirenlere onun adına yanıtı yapıştırıyor "o yazmasa barış olmayacak mı yani!" Memlekete ne lazımsa 'elbette onu RTE getirecek'!
İşte şimdi memleketin geleceğine dair ne konuşuyorsak bu iklimin içinde konuştuğumuzu unutmamak gerek.
Kürt sorununda 'sürece zarar verir' modası ile herkes suskunluğa davet ediliyor. Aman ha bir eleştiri duyulmasın, 'yoksa sen barış istemiyor musun' azarı kapıda hazır bekletiyor. Susturulmuş bir toplumdan demokratik çözüm ve barış bekleniyor!


Kürt sorununda demokratik çözüm ve barışı, RTE'nin emriyle yeni keşfedenler solun yıllardır söylediklerinin kırıntısından söz edince başımıza 'demokrat' kesiliyor! Amma ne demokrat! Cengiz Çandar misal, bu kez olacak 'üç koyup beş alacağız' havasında atıp tutuyor! İçerde barış, '3-5 yıla sınırlarımızın genişlemesidir, Irak ve Suriye'deki Kürtlerin fedarasyon olarak Türkiye'ye katılmasıdır' diye mehter marşı eşliğinde mübarek sefer hazırlığı yapıyor! Merdivenden tıkır mıkır çıkmaya çağıranlara göre, mesele iki vakte kadar çözülecek, 'RTE Başkan, Türkiye -Ortadoğu'da- Şampiyon olacak'.
• • •
Şimdi, Newroz'da 'ateşkes ve çekilme' çağrısının yapılması bekleniyor. Böylece süreç somut olarak da başlamış olacak. Ancak meselenin iki vakte kadar çözülmesi iyimserliğinin gerçekçi olmadığını eklemek gerek!
Evet, genişce bir kesimin böylesi bir sürece onayı olduğu ortada ama bunun 'temkinli iyimserlik' denilen, 'şerhli onay' olduğu da ortada. Süreç asıl olarak hem bölgesel hem de içerdeki dengeler içerisindeki salınımla birlikte ilerleyebilecek. Bu şerhler süreç açıldıkça daha açık görünecek.
AKP açısından meselenin bir yanının Başkanlık Sistemi ve yeni anayasaya uzandığı malum. Bu kez de barış AKP'nin ülkenin geleceğine ipotek koyma arayışının manivelası haline getirilmek isteniyor. İktidar bloku içindeki çelişkiler burada sınırın nereden çizileceği konusunda çizgilerini de bir bir çekiyor. Misal, The Cemaat, İmralı görüşme tutanaklarında  kendilerine yönelen eleştirilerden de hareketle 'destek vermek her şeye evet diyeceğimiz' manasına gelmez diyerek, özellikle Başkanlık Sistemi'nin yaratacağı sorunlardan dem vuruyor! Ve cemaatin kendisinin Kürt sorununun 'köklü çözümünün' -onların deyimiyle 'sorunun kurutulmasının'- yolu olduğunu söylüyor! AKP de pek farklı düşünmüyor, iktidarın paylaşımı meselesi dışında elbette Kürt-İslam sentezini sürecin 'entegre stratejisinin' en önemli yerine oturtuyor. O yüzden, Mele-Molla'ların 'barışa desteği' manşetlere taşınıp fetvalar yayınlanıyor. Hatta bu Ortadoğu'ya yönelik arayışında ılımlı İslamcı kuşağın başat gücü olmanın da en önemli dinamiği olarak görülüyor.
Ana ekseni TÜSİAD da MÜSİAD da destekliyor. Sermayenin de bir projesi olarak Ortadoğu'da daha etkin olmanın yolları aranıyor. Kuşkusuz cemaat de bundan azede değil. Çelişki, cemaatin sınırları zorlaması karşısında AKP'nin verdiği yanıtla kurmaya yöneldiği yeni dengenin sınırlarının belirlenmesi. İşte bu noktada Başkanlık Sistemi AKP için aynı zamanda bir pazarlık unsuru olarak da ileri sürülmüş görünüyor. Elbette bu konuda RTE 'nin yüksek bir arzu içinde olduğu kesin, ancak Beşir Atalay da 'olmazsa olmazımız değil' diyerek bir kapı aralamış oldu!
• • •
Başkanlık Sistemi'ne AKP dışında neredeyse herkesin itiraz ettiği de malum. Yeni rejimin esnek üniterlik içerisinde üst yapıda Başkanlık Sistemi ile tamamlanması arayışı da bu noktada esneyerek 'Avrupa Özerk Yerel Yönetim Şartnamesi' çerçevesindeki 'yerelleşme' ve sandıktan çıkan Cumhurbaşkanı'nın yetkileri ile fiilen de bu modele geçilebilir. Ya da başka formüller de bulanabilir.
Asıl önemli olan ise, Başkanlık Sistemi ile ya da Başkanlık Sistemi olmaksızın yapılacak yeni bir anayasının özünde birbirinden hiçbir farkının olmayacağı gerçeğidir. Hatta, bir anayasaya dahi gerek duymadan yargıya yönelik yeni düzenlemelerle birlikte zaten fiilen RTE istediklerini yapıyor. Anayasa ile neoliberal dönüşümle birlikte gerçekleşen resterasyon kurumsallaştırılmak isteniyor. Bunun adı da bugünkü fiili sivil diktatörlükten, kurumsal sivil diktatörlüğe geçiş oluyor. İşte buna karşı çıkmadan gerçekten demokratik ve özgür bir geleceğin kurulamaycağı da gün gibi ortada.
• • •
Görüldüğü üzere bir adım sonrası dahi bugünden kesin biçimde tahmin edilemeyecek olan çelişkili bir süreçten geçiyoruz.
Solun bu sürece ilişkin tutumuna gelince, öncelikle bağımsız bir siyaset ekseninin ne denli önemli olduğu bir kez daha görülüyor. Ancak, bağımsız bir siyaseti olabilenler gerçekten bir siyaset önerebiliyor.
Bu noktada, birarada yaşam zeminlerini güçlendirecek ve savaşı sona erdirecek gelişmelerin yanında olan ancak AKP'nin bunu ülkenin daha koyu bir faşistleşme sürecine sokulmasının vesilesi kılmasına karşı çıkan bir eksen yalnızca solun değil barıştan, kardeşlikten ve özgürlüklerden yana olan herkesin asgari mücadele zemini olabilir.
Bazı kesimler, solun kimi eleştirel tutumları nedeniyle 'pasif konumlanma' içinde olduğunu ifade edilerek aktif tutum adına tam da barışı ve ülkenin geleceğini yukarıdan kuralacak mutabakata bağlayan pasif bir siyaset öneriyor. Seyirci olmaktan kurtulmaktan söz ediliyorsa bunun yolu takipçi olmaktan geçmiyor olsa gerek!
O yüzden, ülkenin kaderi ve geleceği hakkında yeni bir aşamada olduğumuz bu süreçte RTE iklimini dağıtarak memlekette bahar iklimini yaratmak için mücadele etmekten başka yol yok!