8 Mart’ı evlenme, dayak ve sömürülme günü ilan edenler

|

8 Mart’ı evlenme, dayak ve sömürülme günü ilan edenler A 8 Mart’ı evlenme, dayak ve sömürülme günü ilan edenler

GÜLFER AKKAYA

Mart ayı, yoğun bir ay. Newroz’a doğru yaklaştığımız şu günlerde insan geride bıraktığı 8 Mart’ı yâd etmeden geçemiyor.
Siyasetin soluna ait özel günlerin bir talihsizliği var. Her ne kadar mücadele, dayanışma, devrim gibi sol-sosyalist literatürün kavramlarıyla anılsa da 8 Mart, 1 Mayıs, Newroz gibi önemli günlere devletin adamları-kadınları da illa kutlama mesajı yazarlar.
Maksat, mücadele günlerinin içini boşaltıp, özünden kopartarak ideolojik açıdan bir adım öne çıkmak, meselenin sahiplerine çalım atmak, kafa bulandırmak.
Newroz Bayramı ile başlayalım. Her yıl, alevi yeterince yükselmemiş uyduruk bir odun ateşinin başında lacileri giymiş, göbekli, kol kola girmiş devlet erkânından erkekler görürüz, ateşin üzerinden atlamaya çalışan. Ne ateş onlara, ne de onlar ateşe yakışırlar. Öyle eğreti dururlar. Ama asla pes etmezler.
Günlerce bu fotoğraf dolanır durur medyada. Bu görüntü bize güya bir yandan Newroz’un asıl sahiplerinin adresini gösterir, diğer yandan devletin nasıl tarihi köklerinden kopmadığını.


Emeğin kurtuluşunun simgesi olan 1 Mayıs’ta da benzer bir durum yaşanır. Eli çabuk davranan devletlularımız, sınıftan, sendikalardan ve devrimcilerden evvel davranıp 1 Mayıs Bahar Bayramı’nı kutlayıverirler.
Fakat 8 Mart kutlamalarına hevesli oldukları kadar başka hevesli oldukları bir gün sanırım şu dünya üzerinde yok. Her yandan bir kutlama mesajı gelir kadınlara. Mesajların içeriği pek zengin. Kimi akıl verir, kimi yol gösterir, kimi över de över kadınları.


Ancak ne hikmetse açıklamalarda bulunanların hiç biri üzerine vazife olan işe dair tek bir açıklama yapmaz. Misal bir belediye başkanı bu 8 Mart’ta erkek şiddetine karşı sığınak açıyoruz demez. Ya da bir vali, erkeklerin işlediği kadın cinayetlerinde gördük ki emniyetin de eksiği var, bu eksikleri gidermek için şu şu önlemleri alıyoruz demez. Ne der, hatırlayalım:
Mardin Valisi Turhan Ayvaz “Toplumda muhakkak ufak tefek arızalar oluyor. Bayana şiddet gösterenler oluyor. Baştan siz de evleneceğiniz erkeği iyi seçin, psikolojisini iyi ölçün. Böyle içkici, kumarcı vesaire manyaklarla evlenirseniz böyle olur. Onun için bu iş biraz da size kalmış; annelere, babalara kalmış. Her toplumda muhakkak çürük elmalar oluyor. İnşallah bu sorunlar da zamanla hal olacak kanunlarımızın sonucunda."


Vali beyin bayan dediği biz kadınlarız. Çürük elma manyaklar da erkekler. Nedense açıktan kadın erkek demiyor. Kadınların çürük elma erkeklerden kurtulmasını ilk olarak anne-babalara, ardından kanunlara havale etmiş. Nasıl? Tam bir kamu yöneticisi kafası değil mi? Meseleyi nasıl algılarsan öyle çözersin. Kadınların kurtuluşu alkolik, kumarbaz çürük elma manyak erkeklerle evlenmemelerinde saklı.
Bu kadar uzatacağına, kadınlar evlenmesin, evlilik yasaklansın dese en doğrusunu söylemiş olacak ya, oraya da dili varmıyor. Ne de olsa devlet ve erkekler tarafında duruyor, kadınların değil. O, adres olarak sepetteki çürük olmayan erkekleri işaret ediyor. Anlayan anlasın artık.
Bu yılki cinsiyetçi 8 Mart açıklamalarından diğeri AKP Kırıkkale İl Başkanı Mehmet Demir’den geldi. Kadınların dövülmesini öğütleyen Demir “Onları hafifçe dövüp korkutabilirsiniz” demiş.
AKP’nin il başkanı malum, hala görevi başında. Oysa kadınların dövülmesini öneren birinin il başkanlığından çoktan istifa etmesi gerekmez miydi? AKP’li kadınlar kendilerinin dövülmesini savunan bir il başkanından rahatsızlık duymuyorlar mı? Görevden alınmasını istemiyorlar mı?


Kadına yönelik erkek şiddetine karşı mücadele ettiğini AB’ye, BM’ye durmaksızın anlatan ve oralarda temel ihtiyacın sevgi toplumu olduğunu vurgulayan Bakan Fatma Şahin de mi rahatsız değil bu açıklamadan?
Erkeklerin kadınları döverek, öldürerek sevmesine daha ne kadar tahammül edilecek?
Cevap için Fatma Şahin’in 8 Mart mesajına bakmak yeterli: “Ülkemizde de kadınların gücünü kullanılmaksızın refaha ulaşılabilmek ve sürdürülebilir bir kalkınmayı sağlamak mümkün değildir. Türkiye tarihi, kültürel ve dini temellerinden aldığı güçle kadın-erkek eşitliğini gerçekleştirme konusunda büyük ilerlemeler kaydetmiştir.”
8 Mart, Bakan için iş dünyasının güçlenmesi, refahın artması ki bu refah kadınların kapısını hiç çalmıyor,  sürdürülebilir kalkınmanın sağlanması için kadınların gücünden faydalanılacak bir gün olarak görüyor. Yani kadınların sermaye tarafından sömürülmesinden bahsediyor.
Bakan, neyse ki ev içinden bahsetmemiş. Bunu da kadınların 8 Mart şansı sayalım.
“Şiddetle mücadele alanında İstanbul Sözleşmesini imzalayan ve Parlamentosunda onaylayan ilk ülke Türkiye’dir. Bu Sözleşme doğrultusunda hazırlanan ve kabul edilen Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Kanunu devletimizin bu konudaki kararlılığın bir göstergesidir” demiş Sayın Bakan. Hergün kadınların öldürüldüğü bir ülke için bu önlem yeterli tabii.


Valisi, il başkanı, bakanı… Aynı pazılın parçaları. Aralarında, kadınlara karşı mücadelede aile, devlet ve erkekler lehine işbölümü yapmış gibiler.
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın, valilerin, parti il başkanlarının 8 Mart’ı kadınlar için evlenilecek iyi erkeği seçme nasihat gününe…
Kadınları nasıl döveceklerine ilişkin erkeklere dövme yöntemleri öğütleyen taktik gününe…
Ve sermayedarlara kadın emeğinin nasıl sömürüleceğini anlatan mesajları yayımlama gününe dönüştürülmesine çalışılması hiç tesadüf olmasa gerek.
Feministler olarak tüm bunların farkındayız. Bıkmadan, usanmadan ileri, daha daha ileri dememiz bundan.
Gözümüz üzerlerinde.
Yaşasın 8 Mart, birlik, dayanışma ve mücadele günümüz.