Gelecek önümüzden geçerken

|

Gelecek önümüzden geçerken A Gelecek önümüzden geçerken

ÖNDER İŞLEYEN
Daniel Guerin, 'kahverengi veba' kitabında, Almanya'da Hitler faşizminin 'hızlı ve fark ettirmeden' kitlesel bir hastalığa dönüştüğünü anlatırken solun nazilerin çizme seslerine nasıl kulağını kapattığından da söz eder. Faşizme karşı mücadelenin ülkenin ve dünyanın kaderini belirleyeceği 1930-1940 yılları arasında Fransa solu ideolojik alandaki keşmekeşin sonucunda 'felaketin önünden geçmesini' seyirci kalması ile  'felaketin sonrasına' doğru tarihin yeni ve karanlık bir sayfa açılır. Bugün ülkemizdeki durumu da bir parça buna benzetmek abartı olmaz. Gelecek hızla -ve göstere göstere- önümüzden geçiyor.
• • •
RTE, bugünlerde en uzun süre görev yapan Başbakan ünvanına sahip oldu. Ve elbette bununla yetinmiyor, bir 'kurucu iktidar' misyonu ile geleceğe de yön vermenin imkânlarını arıyor. Davutoğlu, Diyarbakır'da 'içerde ve bölgedeki' resterasyonla 'yeni Türkiye'nin döşenen taşlarının yerli yerine oturtulmasından söz ediyor. Hakikaten devlet restore ediliyor, sömürü düzeni yeni bir biçim altında yenileniyor. 'Duvarlar kalkacak sınırlar korunacak' dedikleri esnek-üniterlikle yeni Ortadoğu düzenine de eklemlenilmiş olacak. Böylece sermayenin yeni düzenine entegrasyonun bir adım daha atılacak. Memlekette her şey 'hızlı restorasyona' eklemlenerek onun parçası olarak yeniden anlamlandırılıyor. Bu hızın bir yanı, Suriye'de 2. yılına giren iç savaşın derinleştirilmesine bir yanı da sermaye tahakkümünün yoğunlaştırılmasına dayanıyor. Hızlı trenlerle, 'ipek yolunun' yeniden inşasından boşuna söz edilmiyor. Avrupa ve Asya arasında köprü olmak ucuz emek ve hızlı transferden geçiyor. Yani emperyalizmin içsel derinleşmesi sürüyor. 
• • •
AKP ve sermaye için yeni sömürü politikaları içinden tıngır mıngır ilerleme artık yetmiyor. İşte tam da burda 'kurucu iktidar' misyonu ile daha köklü bir geçiş gündeme getiriliyor. Bunun için önce 'psikolojik restorasyondan' söz ediliyor. 10 yıllık iktidarından biliyoruz ki bu karşısındaki güçleri pasifize etmek anlamına geliyor. 'Psikolojik restorasyon' ile rehabilite edilerek eklemleme ve zora dayanarak dahil etme ya da tasfiye etme birlikte sürdürülüyor. Kadife eldiven ve içindeki yumruk eş zamanlı harekete geçirilerek, fiili sivil diktatörlük -yeni anayasa- ile kurumsal sivil diktatörlüğe dönütürülmek isteniyor. O yüzden nihayetinde her kapı yeni düzenin yeni 'kurucu anayasası'na geliyor. Bunun illa ki Başkanlık Sistemi ile olması da gerekmiyor. Yetkileri arttırılmış ve sandıktan çıkan Cumhurbaşkanı da bunun için pekâlâ yeter görünüyor.    
Bu tür geçişlerin olduğu tarihsel dönemler, yani sınırsız ve denetlenemez bir güçle tanımlanan 'kurucu iktidarlar' darbe ya da devrimle gündeme gelir. AKP, bu manada kendinden öneki kuruculuğun -12 Eylül faşist darbe sinin- bir sonucu olarak doğdu ve süreklileştirilmiş ince -ve sivil- darbelerle 'kurucu iktidar' misyonunu üstlendi. Bu durum, bazen söylendiği üzere 'lanetli tarihten kopuş' değil, 'lanetli tarihin' içinden yeni bir 'lanetli tarihsel sürece' adımdır. Şimdi, bizim önümüzden geçip giden ‘felaket’ de bu olsa gerek.
• • •
Muhalefete gelince, her şeyden önce 'tarihsel perspektif' hakim paradigmanın içinde kaldığı sürece doğru konum alınması güç oluyor.  Eskinin yenilenmesi yeter sayıldığında, yerinin ne koyulduğundan bağımsız yenilenmenin kendisine olumluluk atfediliyor.Bu şekilde, düzene karşı değişim talebi de düzenin eskiyen yanlarını yenilenmekten ibaret bir resterasyon sürecinde etkisizleştiriliyor. Bu tür bir geçiş içerisinde eskinin kimi sorunları da konum değiştirerek, kısmen de çözülmüş görünebiliyor. Son dönemin yaygın tanımıyla buna 'pasif devrim' deniyor, yani düzen emekçilere ve ezilenlere 'fayk atıyor'!
Düzen karşısında, halkın örgütlü gücüne dayanan devrimci kurucu bir irade gelişmediği sürece de bunun önüne geçilemiyor. O yüzden ülkenin temel sorunlarına gerçek bir çözüm ancak memleketin dört bir yanındaki direnişlerde boy veren 'içsel gelişme dinamiklerinın' halkın kurucu iktidarının mevzilerine dönüştürmeye yönelik bir mücadele içinde bulunabilir. Ülkemizi 'kahverengi veba'nın teslim almasına engel olabilmenin yolu da budur. Önemli olan bütün bu kasvetin içinde dünyaya başka türlü bakabilme yetisini kaybetmemek.
O yüzden 'kahverengi veba' karşısına, Howard Zinn'in umudunu koyarak dünyaya bir kez daha bakmanın da tam zamanı. H.Zinn, “Şimdinin yüzeyi altında her zaman değişim için insani malzeme olduğunu görmeyiz, o yüzden buna şaşırız. Şaşırıyoruz, çünkü için için kaynayan öfkeye, alçak perdeden gelen ilk protestolara, umutsuzluğun içinde dağılmış karşı koyma işaretlerine, değişim heyecanının alametlerine pek dikkat etmiyoruz” der.
Evet, gelecek başka türlü de olabilir yeter ki bu alametlere bakmasını bilelim...