Velev ki tırnak içinde

|

Velev ki tırnak içinde A Velev ki tırnak içinde

EMİR YILDIZ
Venezüela'nın 21. yüzyılın devrim ve sosyalizm mücadelesi içindeki anlamı, Chavez ‘diktatördü’ demek kadar ucuz burjuva saçmalığından mı ibarettir! Elbette hayır! Ama yalnızca 21. yüzyılda da devrim diye bir derdi olanlar için!
Chavez’in ardından Venezüela deneyimini pek çok yönüyle ele alan tartışmalar, 21. yüzyılda devrim ve sosyalizm üzerine düşünmek için de yeni bir imkân yaratmış görünüyor. Ama elbette düşünmek isteyenlere!
Yoksa iflah olmaz solcularımız ‘bilimsel sosyalizm’ terazisini ellerine alıp Chavez’e bir ‘diktatördü’ ve de ‘kapitalizmi ıslah etmeye çalışan’ bir reformistti deyip, kendilerinin ne kadar ‘sosyalist’ olduklarını ispatlamaya koyuluyorlar!
O yüzden, sosyalizmi ‘sağım sarımsak solum soğan’ ezberinden ibaret saydıklarından olsa gerek sapla samanı karıştıranlar için birkaç not düşmek yerinde olacak.


Chavez, her şeyden önce Venezüela yoksul emekçi halkının isyanının bir simgesi, onların temsilcisi olabildiği oranda Latin Amerika coğrafyasının tarihsel liderlerinden birisi olabildi. Kendisi de bu yoksulluğun parçası olan Chavez, 1992’de askeri bir darbe ile başlattığı kalkışmasının yenilgiyle biten ilk perdesinin ardından ‘şimdilik’ diye sahneden ayrılırken 1998’de halkın büyüyen sessiz öfkesinin sesi olarak iktidara geliyordu.


Chavez’in temel derdi, yoksulluğun ortadan kaldırılması ve bunun için de ülkenin kaynaklarının emperyalist sömürüden kurtarılmasıydı. Sosyalizm tam da bunun bir yolu olarak Chavez’in ve Venezüela halkının kurtuluş umudu olarak gündeme geldi. Chavez bunu, 21. yüzyılın sosyalizmi olarak tanımladı. Hareket noktası ise daha çok geçmiş sosyalizm deneyimlerinin eleştirisi üzerinden, yeni insan ve kültürün yaratılması, halkın iradesinin güçlendirildiği demokratik ve kolektif mekanizmaların inşasıydı. Ve 21. yüzyılın asıl olarak sosyalizmin yenilgisinin yarattığı yıkımın ortada durduğu, kapitalizmin yeryüzünün her yanına hükmettiği zamanlarda kopuşu mümkün kılacak bir arayışın adıydı.


Bu arayışın ne denli geliştirebildiği kuşkusuz tartışmaya açıktır. Ancak bu arayışı kapitalizmi içkin ve asıl olarak kapitalizmin iyileştirilmesine yönelik reformist bir arayış olarak görmek en hafif ifadeyle gerçeklere gözünü kapatmaktan başka bir şey olmasa gerek. Aydın Çubukçu, Evrensel Pazar’daki ‘Başkan Babanın Mirası’ başlıklı ‘ünlemli yazısında’ bunun nasıl yapılabildiğini gösteren bir performans sergiliyor!


A.Çubukçu, Chavez ‘işçi sınıfının iktidarından söz etmiyordu’, ‘üretim araçları üzerindeki özel mülkiyet hiç umrunda değildi’ aksine ‘ıslah edilmiş bir kapitalizm’ peşindeydi ve buna da ‘sosyalizm’ adını vermişti, diyor. Chavez’i ıslah olmaz bir reformist ve ‘tırnak içinde sosyalist’ olarak tanımlayan Çubukçu, Venezüela’da ‘proletarya diktatörlüğü’ olmadığını ifşa ettikten sonra ‘bilimsel sosyalist’ bir analizle Chavez’in bir ‘diktatör’ olduğunu ‘tırnaksız’ gözler önüne seriyor!
Anlaşılan o ki ‘Çubukçu’nun bilimsel sosyalizmine’ göre ‘sosyalizm’ de gökten inecek! Oysa, bilinir ki ‘sosyalizm’ gökten inmez! Sosyalizm, devrimden önce/sonra ve devrimci süreçler içinde gelişen diyalektik bir inşadır!  Ve de Venezüela anti-emperyalist, demokratik, halkçı devrimci sürecin sosyalizme doğru yönetilme mücadelesi içinde şekillenen bir inşaydı.
Venezüela’daki devrimci sürecin bir yanı üretim araçlarındaki mülkiyetin daraltılması doğrultusunda kolektif mülkiyetlerin geliştirilmesine öte yanı da bu kolektif deneyimlerin içerisinde halkın kurucu iktidarının güçlendirilmesine dayanıyordu. Bu gelişim içerisinde kapitalizmin dinamiklerinin zayıflatılmasını esas alan bu anlamda kapitalizmin iyileştirilmesini değil, aşılması perspektifini taşıyan bir ‘sınıf savaşımından’ söz ediyoruz! Chavez iktidarını bu doğrultuda kullanarak emekçi halk sınıflarının yalnızca yaşadığı sefaleti ortadan kaldırmaya çalışmakla yetinmeyip, halkın kurucu iktidar dinamiklerini de geliştirmek için mücadele etti.


Venezüela deneyimi, eskinin ölmediği yeninin ise henüz doğmadığı, yeniden devrimci zamanlara geçiş içerisinde onun imkân ve sınırları dahilinde gerçekleşen bir deneyimdir. Latin Amerika’da yeni sol iktidar deneyimleri bu noktada kimisi –Brezilya örneğinde olduğu üzere- kapitalizmin içerisindeki bir arayışa yönelirken Venezüela'da olduğu üzere sosyalizme yönelen deneyimler de açığa çıkarttı. Dünyanın pek çok yerindeki direniş hareketleri, bu dönemin koşulları içerisinde emekçi halkın -Chavez’in ‘hayır başka bir yol var’ sözünde özetlenen- arayışının bir parçası olan birikim alanlarıdır. Kuşkusuz yeni dönemin devrim ve sosyalizm mücadeleleri bu deneyimlerin eleştirisi ve deneyimi üzerinden şekillenecektir. Venezüela’yı da ancak bunun içinden bakarak anlamak mümkün olabilir.
Hadi, bunları da bir yana bırakalım ve ‘Çubukçu’nun bilimsel sosyalizmini’ doğru sayıp Venezüela’da ‘sosyalizmi tırnak içine alıp’ öyle konuşalım!


Yanı başındaki Yankee emperyalizmine meydan okuyan, oligarşi karşısında yoksul halkın yanında saf tutan, azgın piyasa koşullarını sınırlayıp ülke kaynaklarını halkın çıkarları için kullanan, yoksulların yaşamında hatırı sayılır iyileştirmeler yapan, kolektif mülkiyet alanları ve kooperatiflerle halkın kendi yaşamı üzerinde inisiyatif mevzilerinin kurulmasını teşvik eden bir iktidarın 21. yüzyılın devrim ve sosyalizm mücadelesi içindeki anlamı, Chavez ‘diktatördü’ demek kadar ucuz burjuva saçmalığından mı ibarettir!
Elbette hayır! Ama yalnızca 21. yüzyılda da devrim diye bir derdi olanlar için!