Türk Hava Yolları ve AKP

|

Türk Hava Yolları ve AKP A Türk Hava Yolları ve AKP

ARMAĞAN ÖZTÜRK*
Bu yazının temel savı AKP’yi anlamak için THY’a bakmanın oldukça akla yakın bir seçenek olduğu düşüncesinde kristalize olmakta. Çünkü AKP ideolojisinin hemen hemen tüm ekonomi politik ve kültür politik görünümlerini THY eylemlerinde oldukça açık bir şekilde gözlemleyebiliyoruz. Tabii bu bir yerde çok da şaşırtıcı bir iddia değil. Daha önce de belli bir dönemin tarihi ile bazı kurum ya da okulların tarihleri arasında güçlü şekilde paralellikler ya da benzeşmeler oldu. Mesela Mülkiye hiçbir zaman sadece bir okul değildi, DPT de görevi sadece planlama olan bir kurum. Sosyal devletçi ve Fordist Türkiye’yi anlayabilmek için Mülkiye’ye ve DPT’ye bakıyorduk. Çünkü bu kurumlar yaşanılan çağın oldukça sofistike bir özetini sunuyordu takipçisine.  Peki, şu anki Türkiye? İslamcı-muhafazakar kültür politik ile kapitalist ekonomi politiği sentezleyen AKP çağının örnek kurumu kanımca THY’dir. Bir tür mikro AKP olarak sonuç doğuran THY’nin yarattığı olguları ise üç başlık halinde inceleyebiliriz.


Öncelikle hizmet kalitesi ve çeşitliliği ile sermayedeki derinleşme gibi parametrelere bakmak yararlı olabilir. Hava ulaşımını pek kullanmayan bir yurttaş bile en azından son birkaç yılda çekilen şaşalı reklam filmleri sayesinde THY’de güçlü bir dönüşüm yaşanmakta olduğunu kavrayabilir. Kevin Costner, Kobe Bryant ve Lionel Messi gibi pek çok ünlü bize THY’nin küresel kapitalist sistem içerisinde oyunun kurallarını hakkıyla yerine getiren başarılı bir oyuncuya dönüştüğü mesajını iletiyor. Tabii reklamların yarattığı tartışmalı imaja inanmak zorunda değiliz. Ama şu da gerçek ki, THY hem uçtuğu nokta sayısı hem de uçak filosu bakımından Avrupa ve dünya ölçeğinde büyük bir atılım yaptı.


Benzeri bir niceliksel tırmanışın THY’nin kendisini örnek aldığı AKP hükümetlerinin alt yapı yatırımları bakımından yaşandığını söylemek hiç de abartılı olmaz. 10 yılı aşan iktidar süresi boyunca AKP hükümetleri özellikle demiryolu ve karayolu ağını, hastaneleri ve üniversiteler dahil olmak üzere okulları ciddi ölçüde yeniledi ve geliştirildi. Devlet yatırımlarının sistematik bir şekilde arttığı bu konjonktürde Türk kapitalizmi de büyümeden nasibini aldı. 
THY-AKP ikilisinin bir yönü iktisadi bir sıçrama ve yaratılan zenginliğin ya da gelişmenin reklam yoluyla olduğundan daha büyük gösterilmesi. Ama bu ışıltılı dünyanın gizlediği iki önemli gerçek daha var. Öncelikle güvencesiz çalışma koşulları ve emek sömürüsüne değinmek gerek. THY’nin neyin pahasına gelişip büyüdüğünü, yabancı starlara reklam için akıtılan onca paranın nasıl bir karanlığı örttüğünü geçen sene Mayıs-Haziran ayında haksız yere işten çıkarılan 305 hava yolları emekçisinin dramına tanıklık ettiğimizde öğrendik. THY havacılık iş koluna grev yasağı getiren düzenlemeye karşı grev yapan işçileri işten attı. Üstelik bunu yaparken de yasal bildirim koşullarına bile uymadı. Herkesin hatırlayacağı üzere işçiler işten atıldıklarını cep telefonu mesajları sayesinde öğrendiler. Bu çalışanların bir kısmı mahkeme yoluyla geri döndü, büyük çoğunluk için ise yargı süreci devam ediyor. İşten atılma olayı ve süreç içerisinde yaşanan diğer gelişmeler gösterdi ki THY çalışanlarının sendikalı olmasını, grev yapmasını, kendi hak ve hukukunu korumasını istemiyor. Çünkü onlar için önemli olan grev değil marka değeri. Bu tür bir zihniyet kodunun AKP ideolojisinin temel bileşenlerinden biri olan neo-liberal mantıktan devşirildiği açıkça ortada. Erdoğan ve partisi emekçiyi kendi örgütleri olan ve o örgütler aracılığıyla kendi haklarını patrona karşı savunan kişiler olarak değil, toplumsal hiyerarşide üstte yer alan daha varsıl kesimlerin sermaye biriktirmelerine yardımcı olan ve bu yolla da rızkını kazanan yardımcı elemanlar olarak görmekte. Bu bağlamda Erdoğan için ve tabii ki onun iş yapma tarzını benimsemiş tüm kurumlar için de asıl olan sermaye, emek ve emekçinin nihai görevi sermayeye yardımcı olmak. Daha geçenlerde Çalışma Bakanı Çelik 800 lira büyük para, bu parayla rahatlıkla geçinilir, hem zaten daha fazlasını verirsek sanayici rekabet yapamaz demedi mi? Bakanın ağzından dökülen bu cümleler hem Türkiye’yi hem de THY’nı yöneten zihniyetin arkasındaki sınıfsal dinamikleri oldukça açık bir şekilde ortaya koymakta.   


Üzerinde durulması gereken son bahis ise kültürel muhafazakarlık. THY ortaya koyduğu kültür politik pratikler bakımından bir hayli dikkat çekmekte ve epey bir tepki de toplamakta. Ne yaptı mesela şirket yönetimi? Pek çok iç hatta ikramdan içkiyi kaldırdı. Üstelik bu adımı yeni ikram politikası hakkında müşterilerinin görüşünü almadan yaptı. Dahası hostesler ve kabin memurları için deneme niteliğinde hazırlanan giysiler büyük tartışma yarattı. Osmanlı motifleri ve geleneksel kumaş tonlarının ağırlıklı olduğu giysiler özellikle kadın çalışanlar bakımından daha kapalı bir giyim tarzına karşılık geliyor. Hemen her şeyde olduğu üzere hostes giyiminde de Osmanlı temel referansımız haline gelmiş durumda. Bu bakımından THY yönetiminin Türk-İslam tipi bir giyinme tarzından yana tavır koyduğunu söyleyebiliriz. 
THY’nin rol modeli AKP hakkında ayrıntılı bir şekilde konuşmaya ise gerek yok. Çünkü herkesin bildiği üzere AKP’nin tarihi kamusal ve özel alanların İslamileştirilmesinin tarihinden ibaret. Sadece Gençlik Bakanı Suat Kılıç’ın son uygulamasını hatırlatmak bile geldiğimiz yeri özetliyor gibi. Şöyle ki, artık haremlik-selamlık trenlerimiz var, artık yataklar ayrı.

* Ankara Üniversitesi, SBF.