Taşeron Cumhuriyeti’nde örnek bir direniş: Koç Üniversitesi

|

Taşeron Cumhuriyeti’nde örnek bir direniş: Koç Üniversitesi A Taşeron Cumhuriyeti’nde örnek bir direniş: Koç Üniversitesi

ŞERİFE CEREN UYSAL*

Koç Üniversitesi'nde geçtiğimiz haftalarda önemli bir direniş süreci geride bırakıldı. Üniversite ile taşeron firma ISS arasında yıllardır süregelen sözleşme apar topar feshedildi. Sözleşmenin fesih tarihi daha önce 13 Mayıs olarak açıklanmış ve işçilerin hemen hepsine ISS firması tarafından yeni işyeri (taşeron dünyasındaki popüler ifadesiyle; proje) bildiren yazılar da iletilmişti. Ama "ne olduysa oldu" sözleşmenin fesih tarihi yaklaşık bir buçuk ay kadar öne çekildi ve üniversite bünyesindeki çalışmalarının 13 Mayıs'a kadar devam edeceğini düşünen işçiler, 2 Nisan günü, yıllardır dirsek çürüttükleri işyerinden, üstelik mesai saati çıkışı, in cin top oynayan bir yolun ortasında kapının önüne konuldu!
Aslında olan şuydu; üniversite bünyesinde taşeronun sigortalısı olarak çalışan işçiler, sözleşmenin biteceğini öğrendikten sonra bir hareketlenme içerisine girmiş ve 1 Nisan günü üniversitenin diğer bileşenlerinin de katkısı ve katılımıyla sınıf hareketinin dönemsel tablosu düşünüldüğünde yabana atılamayacak etki ve önemde bir eylem düzenlemişlerdi. Eylemin talebi oldukça netti:

TAŞERONA HAYIR KADRO İSTİYORUZ
1 Nisan günü düzenlenen eylem üniversite yönetimi üzerinde ciddi bir gerilim ve kaygı yaratmış olacak ki ertesi gün ISS ile sözleşme feshedildi(1). Onursuz ve haksız bir muameleye maruz kalan işçiler, sözleşme feshi kararının açıklanması üzerine üniversitenin önüne gelerek direnişe geçtiler.
Bu süreç, Koç Üniversitesi direnişinin birçok direnişe göre farklılık taşıyan yanını anlamak açısından önem taşıyor. Farklılığı yaratanın üniversite yönetimi olmadığı çok açık. Zira sermayenin sınıf hareketi karşısında içine girdiği halet-i ruhiye hemen her örnekte benzerlik gösteriyor. Buradaki fark işçilerin o anki "statülerine" rağmen bir direniş sürecini göze almalarından ileri geliyor. Bilindiği üzere, güncel olarak taşıdıkları önemi reddetmeksizin, son yıllardaki direnişlerin büyük kısmı işçilerin işsiz kalmaları üzerine gelişmekte. Ancak Koç Üniversitesi örneğinde teknik olarak işçiler "işsiz" kalmamışlardı. Her ne kadar Koç Üniversitesi'nin aceleci tavrından ötürü, yeni işyeri bildirimini içeren ilk tebligatlar geçersiz hale gelmişse de, ISS birkaç istisna hariç işçilere yeni "proje" göstermekte ve hemen hepsine istihdam sözü vermekteydi. Ancak işçiler, kendilerine sunulan bu yeni "iş/proje" olanağını  kaybetmeyi (yani gerçekten işsiz kalmayı) göze alarak "aslında" Koç Üniversitesi'nin çalışanı oldukları bilinciyle hareket ettiler. Üstüne üstlük ISS'in tarihi revize edilmiş yeni işyeri bildirimlerini almayarak, gerek Koç Üniversitesi'nin gerekse ISS'in gerçekleştirdikleri hukuksuz işlemi hukuka uygun kılmalarının da önüne geçtiler. İşçilerin bu ilk günkü hamleleri direnişin ilk ve erken kazanımı olarak okunmalıdır. Zira bu hamle ile işçiler, hukuken tazminatlarından yoksun bırakılabilecekleri bir süreci tam tersine döndürüp, bu haklarını hukuken garanti altına almıştır.

Gerçek hizmet ilişkisinin üzerini örten taşeronluk sisteminin tüm manipülatif yanlarına rağmen işçiler, en başından beri Koç Üniversitesi'nin çalışanı olunduğu bilinci; sürecin sonunda elde edilen haklar üzerinden de okunabilir. Direnişçi işçiler, üniversiteden "çocuklarının yaz okullarından faydalanması hakkı", "etkinliklere katılım hakkı", "hakaret ve kötü muameleye karşı disiplin hukuku çerçevesinde korunma hakkı" kazandılar. Ve en önemlisi salt kendileri için değil, üniversite içerisinde kendileri gibi taşeron boyunduruğu altında çalışmak zorunda kalan diğer işçiler için de "Taşeron İzleme Kurulu"nu kazandılar. Elbette işçilerin tamamının işlerine geri dönmesinin kendisi başlı başına bir kazanım. Ancak hemen belirtilmeli ki yukarıda sayılan sosyo-kültürel kazanımlar olmasaydı, direnişteki işçilerin salt işe dönüşü kabul etmeleri oldukça küçük bir ihtimaldi.

Sürecin diğer bir önemli kazanımı ise işçilerin 6 ay içerisinde işten çıkarılmasının yasaklanmış olmasıdır. Bu kazanım, özellikle İş Kanunu'ndaki iş güvencesi hükmünün işçi lehine genişletilmiş bir örneği olması yanıyla önemsenmelidir. Beraberinde işçilerin kazanılmış hakları korunmuştur. (Yıllık izin süreleri, ihbar önelleri, setcard uygulaması, servis güzergahları vb.) Talepler bütünsel olarak ele alındığında, işçilerin direnişin başındaki kadro talebi, kağıt üzerinde kabul görmese de, kazanımların büyük kısmının bu yönde olduğu da iddia edilebilir. Bütün bunlara ek olarak direnişteki işçilerin, "okulda duvar panosu" ve "taşeron izleme kurulu kurulması" gibi kazanımları Koç'ta direniş sürecinin henüz bitmediğinin, aksine yeni başladığının işareti olarak da okunmalıdır. Açık ki işçiler işlerine direnerek kazandıkları yepyeni mücadele araçlarıyla döndüler.

Koç Üniversitesi'nde yaşanan süreci, benzerlerinden farklılaştıran bir diğer nokta ise mücadelenin başından sonuna üniversitenin bütün bileşenlerince sırtlanmış olmasıdır. Öğretim Elemanı, öğrenci ve işçilerin birlikte mücadelesi Koç Üniversitesi'ndeki sürecin kazanımla sonuçlanmasında önemli bir rol oynamıştır. Salt bu birleşikliğin kendisinin dahi bir kazanım olduğunun altı mutlaka çizilmelidir. Koç Üniversitesi'nde ortaya çıkan birleşik mücadele örneğinin yaygınlaşması güncel olarak yakıcı bir ihtiyaçtır . Çapa Tıp Fakültesi'nde direnen taşeron işçileri, oradaki öğrenciler ve doktorlar tarafından bu şekilde kucaklansaydı, THY sürecinde pilotlar kabin memurları ile bütünleşerek mücadele edebilselerdi, tersanelerde mühendisler ölüme beraber yürüdükleri işçilerin insanca yaşam mücadelelerine eşlik etselerdi tüm bu alanlardaki direniş ve mücadele süreçlerinin sonuçlarının da farklı olabileceğini düşünmek hayalcilik olmasa gerek.

(1) Rektör tarafından direniş sürerken direniş alanında yapılan açıklamada, sözleşmenin fesih tarihini öne çekenin ve işçilere bu haberin "okul dışında" verilmesi talimatını verenin üniversite yönetimi olduğu ikrar edildi. Yazıda "gerilim" ve "kaygı" olarak ifade edilen halet-i ruhiye, bizzat rektör tarafından yapılan konuşma içeriğinde "paniğe kapıldık" sözleri ile ifade edilmiştir.
*: ÇHD İstanbul Şube Yönetim Kurulu Üyesi, Avukat