‘Arap Baharı’nda Suriye.. Hem kilit hem de anahtar ülke!

|

‘Arap Baharı’nda Suriye.. Hem kilit hem de anahtar ülke! A ‘Arap Baharı’nda Suriye.. Hem kilit hem de anahtar ülke!

HÜSNÜ MAHALLİ*

Suriye’de olayların başladığı ilk günden bu yana Ankara hep baş oyuncu. İlk göçmen kampları Antakya’da kuruldu. Suriye’nin ilk muhalefet toplantısı Antalya’da yapıldı. ‘Suriye’nin Dostları’ ilk toplantısı İstanbul’da yapıldı.  Suriye Ulusal Konsey yine İstanbul’da kuruldu. 100’den fazla ülke ve örgütün katıldığı ‘Suriye Dostları’nın tüm toplantılarından sonuç alınmayınca bu kez bu ‘dostlardan’ bir çekirdek grup oluşturuldu ve bu grubun bakanları dün İstanbul’da bir araya geldi. Konu ise başından beri olduğu gibi Suriye’deki muhaliflere siyasi, maddi ve askeri destek sağlanması. Ancak ortada bir sorun var : Bazı Batılı ülkeler Suriye’deki radikal İslamcı grupların güçlenmesinden pek hoşnut değil hatta rahatsız. Çünkü ABD Adalet Bakanlığı’na göre ‘Özgür Suriye Ordusu’ denilen güç  daha çok Kaideci El-Nusra militanlarından oluşmaktadır. Suriye’den gelen haberler bu bilgileri kanıtlamaktadır. Çünkü bu militanlar Şam, Halep ve benzeri büyük kentlerde intihar eylemleri gerçekleştirmekte, El-Buti gibi çok değerli din adamlarını cami içinde öldürmekte ve havan topları ile bir çok yeri rastgele bombalamktadırlar. ‘Özgür Suriye Ordusu’ ya da bu orduya bağlı olmaksızın savaşan onlarca grubun militanları da geri kalmıyor. Genellikle Türkiye’ye yakın bölgelerde etkin olan bu grupların militanlarının büyük bölümü yabancı ülkelerden geliyor. Batı raporlarına ve yine batı medyasına göre de bu insanlar Türkiye sınırlarından Suriye’ye girmektedir. Bu böyle olmazsaydı belki de bugün Suriye’de savaşın boyutu  böyle olmazdı.

PEKİ OLDU DA NE OLDU?

İki yıl içinde Suriye’de binlerce insan öldü, yüzbinlercesi ülke içinde ve dışında göçmen duruma düştü  ve ülkede meydana gelen yıkımın bedeli şimdilik 80 milyar dolar. Ama 100 ülkenin desteğini alan tüm silahlı gruplar bir türlü Esad yönetimini sarsamadı. Devletin tüm kurumları çalışıyor ve Suriye’nin yurt dışındaki hiç bir diplomatı görevini bırakmadı. 350 bin kişilik Suriye ordusundan 10 bin kadarı kaçtı ve ordunun tüm  birlikleri etkin bir şekilde silahlı gruplara karşı savaşını sürdürüyor. Yani bölgesel ve uluslararası ülke ve güçlerin pazarlamaya çalıştıkları gibi  ‘Suriye halkı Alevi Esad yönetimine karşı ‘ söylemi tutmadı. Nitekim de tümü Sünni olan yaklaşık 5 milyon Halepli  ayaklanmadı. Ayaklanmadığı gibi de kentin bazı semtlerini ele geçiren ‘Sünni’ silahlı gruplardan nefret ediyor. Tıpkı Suriye halkının ezici çoğunluğu gibi. Çünkü Suriye halkı hem kendi ülkesine karşı hem de bölgeye karşı oynanan pis oyunun tüm gerçeklerini gördü ve iyi kavradı. 2003’de Irak işgal edildiğinde 3,5 milyon Iraklı Suriye’ye iltica etmiş ve Suriyeliler bir işgalin ne anlama geldiğini çok iyi ve yakından yaşamış ve anlamıştı. Üstelik ortada bir de Libya deneyimi var. Üstelik ortada bir de ‘Arap Baharı ‘ palavrası var. Bu palavra ile 30 yıl ABD desteği ile iktidarda tutulan Mübarek ve Bin Ali yine ABD destekli askeri darbelerle devrilmiş ve onların yerine batı ile işbirliğine hazır yeni türden İslamcılar getirilmişti Uymlu Müslamanlar.

Yani batının  tüm siyasal, ekonomik, sosyal, kültürel ve dinsel plan , proje ve ideolojileri ile uyumlu.
Mısır, Tunus ve Libya müslümanları  bunu yapacaktır.
Yapmadıkları zamanda geldikleri gibi gönderilirler.
Ama ABD ve Batı bu konuda acelci davranmyacaktır. Çünkü ‘Arap Baharı’ ile başlayan ve Suriye’de kilitlenen süreç  henüz netleşmedi. Baharın yaşandığı Libya, Tunus, Mısır ve Yemen çok karşık. Suriye’de ise istediği sonucu  elde edemeyen ABD ve müttefiği bölgesel ve uluslararası ülke ve güçler bir sonraki aşamaya geçemiyor. Bir sonraki aşama ise İran ile hesaplaşma. Çünkü Suriye’ye destek veren İran aynı zamanda İsrail’in korkulu rüyası Lübnan’daki Hizbullah’ın destekleyicisidir. Suriye’de Esad iktidarda kaldığı sürece İran ve Lübnan’daki Hizbullah herkes için risk demektir. Irak’ın geleceği ise bu üçgenin geleceğine bağlıdır. Çünkü Esad devrilmeden ve İran karıştırılmadan ABD ve Batının Irak planları kolay işlemeyecektir. Çünkü bu planlara göre konu yalnızca Irak’ta Sünni- Şii savaşı değil aynı zamanda Irak ve Irak’tan dolayı Kürt sorununun netleşmesi demektir. Çünkü Suriye’nin geleceği ne olursa olsun bundan böyle Suriye’deki Kürtler asla eski konumlarına dönmeyeceklerdir. Ya özerk ya da federal bir bölgye sahip olacaklardır. Haziran’da yapılacak başkanlık seçimleri sırasında İran’ın karışabileceğini hesaplayanlar ise İran’da da Kürt hareketlenmesi beklentisi içindeler. Belki de bu olasılıklar karşılığında Ankara PKK ile uzlaşarak Kürt sorununu çözme konusunda acele etmektedir. Çünkü PKK Suriye ve İran’ın Kürt bölgesinde olduğu kadar Irak’ın Küdistanı’nda da etkin. Belki de bu etkinliği gören ABD ve Batılı güçler bir an önce Suriye denklemini çözmek istiyor. İstiyor ama olmuyor. Çünkü içeride hesaplar tutmadı dışarda ise karşılarında Rusya  dikildi. Ruslar ise Suriye’yi kaybettiklerinde yalnız Ortadoğu’yu değil belki de dünyanın bir çok yerini kaybedeceklerini çok iyi biliyorlar. Çünkü Suriye yeniden kurgulanmakta olan uluslararası yeni düzenin hem kilit hem de anahtar ülkesidir. Yani  radikal İslamcı ‘Yeşil Kuşak’ teorisi ile Sovyetler Birliği’ni dağıtan Batılı güçler şimdi de daha yumşak bir kuşak ile Rusya’nın içlerine dalmayı planlıyorlar. Bunu da Arap ülkelerindeki yeni türden İslamcılar üzerinden yapmaya çalışıyorlar. Çünkü Suriye’de işbaşına getirilmek istenen İslamcılar İran’ın dağılmasına oradan da Orta Asya ve Kafkaslara kadar uzanacaklardır.

Netanyahu’nın ‘Suriye’deki durumdan dolayı Erdoğan’dan özür diledim ‘ demesi sanıyorum herşeyi açıklıyor. Daha önce İsrail Cumhurbaşkanı  ve ‘one minute’in muhatabı Peres ise ‘ Suriye’deki iç savaştan en karlı çıkan ülke İsrail’ demişti. Demek ki her zaman olduğu gibi şimdi de herşey İsrail için . ‘Arap Baharı’ ile işbaşına getirilen İslamcılar er ya da geç kendini Yahudi din devleti ilan eden İsrail ile dost olacaklardır. Hem de Kuran adına. Yoksa durduk yerde Amerikan işbirlikçisi Suudi Arabistan, Katar ve benzeri ülkelerin kral, emir ve şeyhleri İsrail’i bırakıp İran ve Suriye’yi yıkmaya çalışırlar mıydı? Sakın kimse çıkıp da ‘ demokrasi adına yapıyorlar’ demesin. Demesin çünkü bu ülke yönetimleri dünyanın en ilkel,  çağdışı, bağnaz ve  rezil yönetimleridir. Bu ülkelede bırakın demokrasiyi insan hakları namına hiç bir şey yok. Ama olsun Amerikan köleleridir ya bu da yetiyor. Suudi  Arabistan ve Katar bölgedeki ayaklanmalara ve savaşlara şimdiye kadar 10 miyar dolardan fazla harcadılar. Harcamak zorundalar çünkü büyük patron ABD öyle istiyor. Ama her nedense bu patron ‘çeyrek müslüman’ Obama Arap kral, emir ve şeyhlere ‘Allah için biraz demokrasi yapın ‘demiyor demez. Çünkü ona demokrat değil ruhsuz köle lazım. Peki o  zaman nasıl oluyor da bazıları ABD ve Batının Suriye’de demokrasi söylemine inanıyor? Nasıl oluyor da bir çok politikacı, akademisyen, gazeteci  ve diğerleri Amerikan yalanlarına inanıyor.

Sizce de bu iş biraz garip değil mi ?
Garipse nasıl oluyor da bunca politakacı, gazeteci, akademisyen dönekleşiyor  sınırsız Amerikan yalakası oluyor?
Bunu ‘tamamen duygusal’ nedenlerle  açıklamak biraz yüzyesel olur.
İşe biraz da karakter ve kişilik  açısından bakmakta yarar var.
Genetik de olabilir.. Tabi Amerikan sevdalıları için!
*Akşam gazetesi yazarı