‘Fikirler konuşuyor’

|

‘Fikirler konuşuyor’ A ‘Fikirler konuşuyor’

FERDA KOÇ

Dicle Üniversitesi’nde yaşanan gerici saldırı, “bizim gençler” ile “İslamcı gençler” arasında çıkan bir gençlik kavgası değil; “sağcılarla solcuların üniversitedeki egemenlik kavgası” hiç değil. Tayyip Erdoğan “Silahlar sussun, fikirler konuşsun” demişti ya, işte AKP’nin fikirleri konuşturması bu; AKP’nin “fikirleri”, Sinop ve Samsun’daki gibi, satırların, döner bıçaklarının ağızından konuşuyor.
İki haftaya yayılan ve Dicle Üniversitesi’nin üç gün kapatılmasıyla sönümlenen çatışmaların çıkış nedeni “Kutlu Doğum Haftası Kutlamaları” idi. Çatışmayı çıkaranların amacı da Kutlu Doğum Haftası Kutlamaları’nı, Kürt Özgürlük Hareketi’nin Kürdistan halkının tek siyasi gücü olmadığının, “Sosyalist” PKK’ye karşı, “İslamcı” bir Kürt muhalefetinin bulunduğunun deklare edildiği bir siyasi çıkış günü haline getirmekti. Önce Diyarbakır Valiliği’nin kanatları altına girerek Newroz meydanını gerici gösterilere açmaya giriştiler; BDP’li belediye, Newroz Parkı’nın, Diyarbakır Valiliğinin kanatları altındaki Kutlu Doğum Haftası “kutlamasına” tahsis etmekte güçlük çıkarınca da bu kez AKP’nin bir başka kalesi olan Dicle Üniversitesi rektörlüğünün ve polisin kanatları altında Üniversite kampusunu basarak geçtiğimiz günlerin kanlı güç gösterisini sahneye koydular.

Hizbullahçılar uzun bir süre, dindar Kürt halkının, Hz. Muhammet’in doğum günü kutlamalarına gösterdiği duyarlılığı istismar ederek, olduklarından büyükmüş gibi görünmeyi başarmışlardı. Ancak, Kürt halkının dindar kesimleri, dini duyarlılıklarından Kürt Ulusal Özgürlük Hareketi’ne muhalif bir siyasi parti çıkarmaya çalışan Hizbullahçıları geçtiğimiz yıl reddetmişti. Hizbullahçılar’ın derneklerinin kapatılması üzerine yaptıkları “partileşme” mitingi 10 bin kişiyi dahi bulmayan kitlesiyle tam bir hüsrana dönüşmüştü. Şimdi, yaşadıkları hüsranı, bu kez Hz. Muhammet’in arkasına saklanarak “aşma” çabasındalar.

“Kürt” geçinen AKP güdümlü gerici güçlerin bu amaçlarına ne kadar ulaşabildiklerini 21 Nisan’da Diyarbakır-Newroz Parkı’nda düzenledikleri mitingde göreceğiz.
“Kürt geçinen” diyorum, çünkü Dicle Üniversitesi’nde yurtsever öğrencilerle çıkardıkları gerilimin ardından üniversiteye eli silahlı-bıçaklı sakallı-şalvarlı bir güruhla baskın yapan Hizbullahçılar’ın gündelik propagandalarını, Özgürlük Hareketi’ne karşı “ümmetçi” bir söylemle yürüttüklerini, Özgürlük hareketinin yurtsever kimliğini Kemalizmle özdeşleştirdiklerini Diyarbakır sokaklarında yaşayan herkes biliyor. Bu saflaşma biçimi, Hizbullah’ın Kürdistani bir siyasi güç olmasını da zorlaştırıyordu.
Hizbullahçılar, geçtiğimiz günlerdeki saldırı süreci boyunca Özgürlük Hareketi’ne karşı “anti-komünist” bir söylemi öne çıkardı. Böylece, kendilerini bugüne kadar “ulusal hareketin” dışında tanımlayan Hizbullahçılar, yeni dönemi, Kürt siyasi sürecinin “İslami” unsuru rolüne soyunarak karşıladı.

“Ateist-Sosyalist PKK”nin karşısında, “Kürt-İslam hareketi” olarak varolmaya yönelen Hizbullah’ın bu “dönüşümü”nü Hizbullah’ın “iç dinamikleri”yle açıklamak yanlış olur. Evvelki yıl çıkarılan “Hizbullah affı” sonrasında, bu grubun seçimlerde AKP’yi destekleyerek yeniden “Hizb-ül kontralaşma” doğrultusuna girdiği biliniyor. Dolayısıyla Hizbullah’ın, Valilik ve Rektörlüğün kanatları altında estirdiği terörün AKP’nin “İmralı Süreci” siyasetinin bir başka boyutunu oluşturduğunu görmemiz gerekir.

Sinop ve Samsun’daki linç girişimleri ile Kürt siyasetinin Türk toplumu ile ilişkisini AKP tekeli altında kurulabilecek “tek kanallı” bir ilişki haline getiren AKP, Hizbullah’a Kürdistan’ın “büyük bir siyasi gücü” görünümünü kazandırarak, Kürt siyasetine de “ortak” olmaya girişti. AKP böylece Kürt Ulusal Özgürlük Hareketi’ni hem “dışarıdan” (Türkiye’den) hem de “içeriden” (Kürdistan’dan) kuşatmaya çalışıyor.

Bu girişim bize aynı zamanda,  siyasi güçlerin yeni süreçteki karşılıklı konumlanışlarının biçimlenişi hakkında da fikir veriyor: PKK’nin temsil ettiği “Sol” Kürt siyasetiyle AKP kanatları altında palazlandırılacak, Hizbullah vb. güçlerin biçimlendireceği “Sağ” Kürt siyaseti karşı karşıya getirilecek. Bu noktada Kürt Ulusal Özgürlük Hareketi’nin, Kürt halkının dindarlığının istismar edilmesine karşı duyarlı olması gerektiği, Hizbullah vb. grupları, dindar Kürtlerden tecrit etmeye odaklanması gerektiği elbette açık. Ama açık olan bir başka nokta, Kürt Ulusal Özgürlük Hareketi’nin, Kürt siyasi sürecindeki “solcu”, “ilerici” tutumunun sağlamlaştırılması, kitleselleştirilmesi ihtiyacının her zamankinden daha büyük ve güncel bir ihtiyaç haline geldiği gerçeğidir. Kürt siyaseti, Türkiye üniversitelerinde Kürt yurtsever gençliğine sahip çıkan Devrimci Gençlik hareketinin karşısına Müslüman Gençlik-Polis ittifakının çıkışındaki mesajı doğru okumalıdır.