Ortadoğu barışı ve “sömürge valileri”

|

Ortadoğu barışı ve  “sömürge valileri” A Ortadoğu barışı ve  “sömürge valileri”

ÖNDER İŞLEYEN

20 Nisan'da, 'Dostlar Çekirdek Grubu' toplantısı nedeniyle, ABD'nin yeni Dışişleri Bakanı J.Keryy son bir ay içerisinde üçüncü kez Türkiye'de olacak. Bu trafiğe bakınca, Kerry'nin mi yoksa Davutoğlu'nun mu dış politika koltuğunda oturduğu epey karışıyor. Davutoğlu yine de 'dış politika stratejisti' pozlarından hiç de geri durmuyor. Oysa yaptığı, ABD dış politikasını tercüme etmek ve Kerry Türkiye'de olmadığı zamanlarda ona vekalet etmekten başka bir şey olarak görünmüyor.

Kerry-Davutoğlu meselesi bir yana, 'Çekirdek Grup' toplantısı bir süredir  geliştirilmeye çalışılan yeni hamlenin planlandığı bir toplantı olacak. Suriye'de uzunca zamandır iç savaş yoluyla sürdürülen dolaylı emperyalist müdahale sonuç vermedi. Pat durumunu iç savaş güçleri lehine değiştirme yönündeki çabaların sonuçsuz kalması ve sürecin uzaması emperyalizm güdümlü güçler arasında da dağınıklık yarattı. Savaşın uzaması aynı zamanda Suriye'de toplanmış olan cihadist akımların -bölgeye akan silah ve para yardımıyla- palazlanmasına imkân vermesi Batı'yı tedirgin eden bir gelişme oldu. O yüzden ABD bir süredir iç savaş güçlerini yeniden koordine etmek için uğraşıyor.

Fren ve Gaz
Bir diğer yandan Rusya'nın askeri müdahale karşısındaki tavrı da fren işlevi görmeye devam ediyor. Rusya Dış İşleri Bakanı Lavrov'un geçtiğimiz günlerdeki Türkiye ziyaretinde, 'Çekirdek Grubu' benimsemediklerini, Esat'sız geçişten yana olmadıklarını ve silahların bırakılmasının ardından görüşmelerin başlaması gerektiğini ifade eden şartlarını yineledi. Lavrov'un bir hafta önceki Kerry buluşmasının ardından da bir geçiş dönemi içinde siyasi çözüme odaklanan bir sonuç açıklanmıştı.

Kuşkusuz bu dengelerin geçici olduğu, Suriye'deki gelişmeler doğrultusunda yeni dengelerin kurulabileceğini söylemek mümkün. Ancak, iç savaş güçlerinin parçalı durumu ve Esat sonrasına yönelik belirsizliklerin giderilememiş olması -Rusya freni ile birlikte- askeri müdahale tercihini ikinci plana atıyor.Yine asıl plan, iç savaş koalisyonunun dağınıklığının giderilerek güçlendirilmesi ve yeni silahlarla rejimin kuşatılmasına dönük bir hamle olarak görünüyor. Bir geçiş dönemi hazırlığı olarak görülebilecek bir tür hamlelerin bir yanı da AKP'nin de içinde olduğu -ve iç savaş güçleri arasında uzantıları olan- bölgesel işbirlikçi güçleri de bu istikamete yöneltmeye dayanıyor.

PYD Nereye
Suriye'ye ilişkin tartışmanın en önemli yanlarından birisi kuşkusuz PYD'nin nasıl bir konum alacağında düğümleniyor. Bu konuda PYD yetkilileri de en baştan itibaren daha çok, bölge temelinde geliştirdikleri inisiyatifin korunmasını esas alan bir çizgi izledi. Bunun bir gereği olarak gerektiğinde çatışmalar yaşansa da doğrudan iç savaş güçleri koalisyonun bir parçası olmadığı gibi bölgeye dönük müdahalelere de karşı çıkmadı. Bugün PYD'nin tutumuna baktığımızda da ilk çizgisiyle pek de çelişmeyecek şekilde hareket ettiğini, bunun bir sonucu olarak -kimi çelişkiler halen mevcut olmakla birlikte- giderek iç savaş güçlerinin içerisine doğru yöneldiğini söylemek mümkün. PYD  lideri Salih Müslim'in, 'Şam'da savaşmayacağız' sözü, askeri güç kullanımını bölgenin savunulması ile sınırlayacaklarını; ancak  geçiş dönemi tartışması içerisinde Suriye'nin geleceğini iç savaş güçleriyle birlikte tartışma zemininde olabileceklerini ifade etti. Suriye -İç Savaş Güçleri- Koalisyonu Başkanı Seyh Maoz, C.Çandar'ın yaptığı söyleşide 'Suriye'nin toprak bütünlüğünü  korumak kaydıyla' PYD'nin talebi olan 'özerklik' ya da 'federal yapı' konularını halledilecek 'teknik' meseleler olarak değerlendiriyor. Bunların yanında PYD'nin AKP ile de ilişkiyi geliştirme yönündeki beyanları, rejim karşıtı güçlerin yeni bir zeminde bir araya getirilmesi doğrultusunda adım atıldığını gösteriyor. Bütün bu gelişmeler -PYD'yi anti-emperyalist bir nitelikte ele alanlar bir yana- sürpriz  olmasa gerekir.

Yeni Ortadoğu Düzeninde Müdahale
Yeni Ortadoğu düzeninin kurulmasına dönük müdahalelerin, Afganistan ve Irak'takine benzer doğrudan askeri müdahaleler dışında dolaylı bir müdahale çerçevesinde 'kaos içinde kontrol' sağlamaya dayandığını söylemek mümkün. ABD, hem ekonomik yükü nedeniyle hem de güçlerini -Ortadoğu'yu ikinci plana atmadan ve ona bağlı olarak- Asya-Pasifik'e konumlandırma arayışına imkân verecek şekilde müdahalelerini Batı ittifakı ile ona bağlı bölgesel işbirlikçi kuvvetler tarafından desteklenen iç savaş güçleri eliyle sürdürmeyi tercih ediyor. (Askeri müdahale de Libya'da olduğu üzere, NATO tarafından tampon bölge oluşturma biçiminde gerektiğinden devreye giriyor.) AKP'nin de aktif taşeronluk rolüyle katıldığı bu müdahale biçimi en bariz biçimde Suriye'de boy gösteriyor.(ABD, İngiltere, Fransa, Almanya, Katar, Ürdün, Suudi Arabistan ve Türkiye'nin dahil olduğu 'Çekirdek Grubu' bunun mekanizmalarından birisi.
Kaos içinde kontrol sağlamak için dengeler de sürekli yeniden kuruluyor. Bu şekilde işbirlikçi ittifakın -merkez ve yerel bağlarla-kuvvetlendirilmesi ile bir müdahale merkezi oluşturulmaya çalışılıyor. Obama eliyle İsrail ile Türkiye ilişkilerinin düzeltilmesi de PYD ile Suriye Koalisyonu -ve elbet dolaylı olarak Türkiye ile- yakınlaştırılması da bir bütünün parçaları olarak düşünülebilir. Türkiye'deki barış sürecinin bir yanı da AKP için bölgedeki bu konumlanmayla ilgili.

Ortadoğu Barışı
J. Kerry, bir önceki ziyaretinde Türkiye'nin Ortadoğu barışının kurucu güçlerinden birisi olacağını ifade etmişti. Kerry’nin kastettiği ABD mutlak egemenliğiyle barış olsa gerek! Bugün de iç savaş ve yeni müdahalelerle bunu zorluyor.
Artık ülkemizin de parçası olduğu Ortadoğu barışı, ancak J. Kerry gibi sömürge valilerin tahakkümüne son verecek bir mücadele ile kurulabilecek.
Belki de her şeyden önce bunu anlamak gerek!