Saçlarının kardeş kokusu

|

Saçlarının kardeş kokusu A Saçlarının kardeş kokusu

SELEN DOĞAN

Neşesi saçlarına tutunmuş, kendi rüzgarıyla salınan billurdan bir kadın: Suzan Kardeş. Eski Yugoslavya topraklarında dünyaya gözünü elma yanaklı bir kız çocuk olarak açtığında takvimler 60’lı yılların henüz başındaydı. Üç oğulun ardından geldi, Bedri ile Mevlide’nin Suzan’ı. Ailenin, bir ucu Konya’ya diğeri Balkanlara uzayan kökleri iki kültürden de izler bırakmıştı bu tatlı kızın dimağına. Kültürü en iyi ne taşır? Müzik! Babası Kosova bölgesinin oteller müdürü ve aynı zamanda Priştine Radyosu’nda müzisyendi.
Evde çoluk çocuk herkesin bir müzik aleti çaldığı bir ortamda büyüdü. Ezginin kucağına düşmüş herkes gibi, notalara, nağmelere yaşamında genişçe yer açtı. Ama bu yere bağdaş kurup oturması epey zaman alacaktı, zira sırada ayakta kalma zarureti vardı, çalışıp para kazanılacaktı.

Suzan Kardeş müzikli yıllarına Kosova’da birçok dilde şarkılar söylediği çocuk korosunda başlamıştı. Nice sonra “Ben ayrılanları kendimce şarkılarımda birleştirdim” diyeceği Boşnakça, Arnavutça, Hırvatça, Makedonca, Sırpça ve Roman dilinde şarkılar… Şimdi bülbül gibi şakıdığına bakmayın, 12 yaşına kadar kekemeydi.
70’lere doğru ailesiyle birlikte İstanbul’a taşındı. Babası “Bu yaşta göç edilir mi” diye soran akrabalara “Siz de gelin, Tito ölünce burada kardeş kardeşi vuracak” dediyse de dinletememişti. İstanbul’da epey zorlandılar. Önce soyadları değişti; nüfus memuru Tumbak adını ‘anlamsız’ bulmuş ve soyadı hanesine kendince daha anlaşılır bulduğu ‘Kardeş’i yazıvermişti. Babası Beyazıt’ta daha çok öğrencilere hizmet veren lokantasının tabelasında yaşatmaya başladı soyadlarını. Suzan ilkokulu bitirmemişti ki, soyadlarını değiştiren ülkenin ordusuna asker olmaya çağrıldı abisi. Suzan için eğitim yaşamı sekteye uğradı. Lokantada yalnız kalan babasına yardım etmesi gerekiyordu ve böylece hayalleri suya düştü. Ressam olmak istiyordu.

Yugoslavya’da Arnavutça, Boşnakça, Sırpça şarkılar söylenirdi. Balkan halkı yaşamın her anını şarkılarla anlatmayı severdi. Coşkulu, yaşama sevinci olan şarkılardı onlar. Suzan Kardeş Türkiye topraklarının kahır yüklü müziğiyle çoğumuz gibi barışamadı: “Bari şarkı negatif olmasın. Neden aşağı inelim ki, zaten oraya gideceğiz.”

ŞARKININ LEZZETİ

Suzan Kardeş yaşamı boyunca kendisinin öğretmeni oldu. Okuldan uzak kaldığı yılların acısını böyle çıkardı. Kendini geliştirdi, yüzü hep üretime dönük yaşadı. Müjgan Kuaför’de işe girdi ve bugün sanatını biçimlendiren becerilerini orada edindi. 80’lerde kendi kuaför salonunu açtı ama kişisel bir sebeple buradan ayrılıp büyük bir otelin meşhur kuaföründe çalışmaya başladı. Bu arada evlenmişti ve kızına hamileydi. O sıralarda Şan Tiyatrosu’nda Hisseli Harikalar Kumpanyası sahneleniyordu. Bir gün Lisa Tuna geldi ve oyunda kullanılan perukları taramasını teklif etti. Gündüzleri çalışıyor, gece de tiyatroda peruklarla uğraşıyordu. Gel zaman git zaman bu meslekteki hüneri dilden dile yayılınca başka kapılar da açıldı. Bir gün bir iş kazasında az kalsın kör olacaktı. Kendine “kör makyöz olmaz ama kör meyhaneci olur, sen bildiğin işi yap” dedi ve babasının güzel hatırasına sarılarak bir meyhane açtı: Bekriya. Bekri, babasının lakabıydı, çok içen anlamında. On yıldan fazla sürdü bu sazlı sözlü içkili yemekli yolculuk. Bekriya, müdavimine göre şefkatli bir yer, ev sahibine göreyse aile yadigarıydı. Meyhanede bir gece Yılmaz Erdoğan’la tanıştı ve kendini Bir Demet Tiyatro’da buldu. Derken, orada söylediği şarkılar da başka bir yol serdi önüne. “Şarkı söylemek çok lezzetli bir şey” derdi.

Hayatla barışmış hazımlı insanlar, payeleri tırnaklarıyla söküp alan, sonra da söküp atabilenlerdir. Oyunculuğa başlayınca kendini yıldız katında görmemek için iç barış gerekir. İçiyle barışık olmak yani. Suzan Kardeş böyle biridir. Yüzü üretime dönük, natura’sı ve persona’sı güçlü, direngen, kumaşı kendinden desenli bir güzel kadın. Asıl işi olan makyajla onca yıl ekmeğini kazanmış, meyhanecilik yaparken oyunculuğa bulaşmış, derken müzik aklını çelmiş, çok geçmeden bir de bakıvermiş ki o kıpırtılı göçmen ruhu hepimizin kulağında çınlar olmuş.
Suzan Kardeş, 9 Mayıs gecesi Ankara’da Devlet Opera ve Balesi’nde yapılacak olan 16.Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali Açılış Töreni’nde Bilge Olgaç Başarı Ödülü’nü alacak. Ödülün gerekçesi şöyle:
“Yugoslavya topraklarında gözünü açtı, hep özlediği ülkesine dönene kadar yıldızlara ulaşmanın hayalini kurdu ve sonunda kendisi de bir yıldız oldu. Kuaförlükle başlayan çalışma yaşamını yeteneği sayesinde sanata yaklaştırdı, sinema ve tiyatronun mutfağında saç ve makyaj ustası oldu. Hünerini kamera arkasından kamera önüne de taşıdı, oyunculuk yaptı, şarkılar söyledi. 16. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali,  bu seneki Bilge Olgaç Başarı Ödülü’ne Suzan Kardeş’i değer buldu.”