Yeni bir Çekirdek kaseti: Pinhâni’den “Canlı Yayın”

|

 Yeni bir Çekirdek kaseti: Pinhâni’den “Canlı Yayın” A  Yeni bir Çekirdek kaseti: Pinhâni’den “Canlı Yayın”

MURAT MERİÇ

80’li yılların sonu, Ankara… Okumak için taşradan gelmiş genç bir üniversiteliyim, bir yandan “ortam”a alışmaya çalışırken diğer yandan şehri keşfediyorum. Ne zaman Kızılay’a insem, sürekli uğradığım iki dükkan var: Konur’daki Dost Kitabevi ve bir dönem eğlencenin kalbi olan, aylar önce yalnızlığa terk edilen, bugün belediye binası olarak yeniden kullanıma açılan SSK işhanındaki Ada Müzik. Lisede keşfettiğim Yeni Türkü, Zülfü Livaneli ve Ahmet Kaya’nın üzerine Çağdaş Türkü, Mozaik, Grup Yorum gibi isimleri eklediğim yıllar… Çok sevdiğim Fikret Kızılok yıllar sonra yeni albümünü yapmış, 12 Eylül sonrasında çöken müzik piyasası yavaş yavaş canlanmaya başlamış… Hey’de okuduğum, gördüğüm ancak liseyi okuduğum İzmit’te bulamadığım Fikret Kızılok – Bülent Ortaçgil albümü “Pencere Önü Çiçeği” düşüyor bir gün aklıma, sormak üzere Ada’ya gidiyorum. Oradaki “abi”, beni bir rafa yönlendiriyor: Dizi dizi çizgili kapakların olduğu kasetlerle dolu bir raf bu. Arada tanıdık isimler var: Bülent Ortaçgil, Fikret Kızılok, Yeni Türkü, Ezginin Günlüğü, Doğan Canku… Yanlarında ise, çoğunu ilk kez duyduğum Erkan Oğur, Mutlu Torun, Jak Esim, Su Epik... Hepsi, onlarca albümün kapağından bana bakıyor. Elle yapılmış, çocukça çizimlerin olduğu şahane kapaklar bunlar! Param yettiğince alıyorum, yurda gelir gelmez walkman’imi çıkartıp dinlemeye başlıyorum… Bu, “Çekirdek kasetleri”yle ilk tanışmam. Sonrası, iflah olmaz bir tutkuya dönüşecek, yıllarca o kasetlerin peşinde koşacağım.

Çekirdek Sanatevi, Bostancı’da, (kimi kaynaklarda 38 kişilik olduğu söylenen) küçücük bir salona sahip enteresan bir “kurum”. Fikret Kızılok’un Bülent Ortaçgil’le “işlettiği”, müzisyenlerin gelip jam-session’lar yaptığı, konserler verdiği bir “sanat ortamı”. Hatırlayan vardır, Ankara’da da Dost Kitabevi alt salonunu bir “sanat ortamı” haline getirmiş, tabelasına da aynen böyle yazmıştı! Çekirdek’ten farkı, konserlerin olmaması, daha ziyade reprodüksiyonların satılmasıydı. Konuyu dağıtmayalım: Çekirdek Sanatevi’nde yapılan konserler kasetlere kaydedilir, gelenlere verilirdi. Sonradan Ankara ve İstanbul’da kimi satış noktalarına da konulan ve elle çoğaltılan bu kasetler, bugün koleksiyonların vazgeçilmezi. İsteseniz bir araya getiremeyeceğiniz bir sürü müzisyenin “yanyana” neler yapabildiğinin de belgesi aynı zamanda. Aksırmalı, konuşmalı, hatalı kayıtlar bunlar belki ama herbiri bir mücevher değerinde.

Çekirdek kasetlerinin sayısını bilmiyoruz. Kimlerin Çekirdek kaseti olduğunu da… Yukarıda saydığım isimler dışında pek çok sanatçının bu seriden “kaseti” yayınlandı o dönem. Kimi bunları yok sayıp diskografisine bile koymazken kimi andığınızda hiddetle yaklaşıyor, “çok amatör kayıtlar onlar, imha edin” diyor. Bir dönemin müzik ortamını evimize taşıyan, bugünün pek çok mühim müzisyeninin adını ilk kez duyduğumuz bu kasetlerin kaydı çok kötü, evet ama dönemin fotoğrafını çekmek açısından önemli belgesel kayıtlar bunlar. Üstelik aralarında Anmet Kaya’nın da bulunduğu pek çok “meşhur” sanatçının Çekirdek’te resital verdiği, bu resitallerin hepsinin kasete kaydedilip (kimi onar tane de olsa) çoğaltıldığı iddiası hiç de görmezden gelinecek bir şey değil. Bugün Çekirdek külliyatını derlemek çok zor iş belki ama bir gün bunların yeniden yayınlanabileceği ihtimali insanı heyecanlandırıyor.

Asıl mevzuya geleyim: Durup dururken Çekirdek kasetlerini aklıma getiren, yeni yayınlanan bir albüm aslında. Dinlediğim anda “Çekirdek tadında olmuş bu” dediğim, dinlemelere doyamadığım bir albüm bu: Pinhâni’nin geçtiğimiz günlerde Dokuz-Sekiz Müzik tarafından yayınlanan “akustik konser kaydı”, “Canlı Yayın”. Bu, 2006’da yayımlanan ilk albümleri “İnandığın Masallar”la bağrımıza bastığımız, üç yıl sonra gelen ikinci albüm “Zaman Beklemez” ve yakın zamanda yayınlanan “Başka Şeyler”le bu kararımızın ne kadar isabetli olduğunu ispatlayan Pinhâni’nin dördüncü albümü aynı zamanda. İlk albümde zarımızı kendileri için atmış, bildik hattı takip ederken yan yollara sapan, farklı denemelere girişen “Başka Şeyler” yayınlandığında şu cümleyi kurmuştuk: Yüzümüzü kara çıkartmayan gruplardan Pinhâni. Attığımız zarları topluyor, kendilerine “ustalık” belgelerini takdim ediyoruz.

Bu bir konser albümü. Ancak alışılageldiği gibi verilen konserlerin kayıtlarından derlenmemiş… Bilhassa bu albüm için tasarlanmış bir konserin kaydı bu. Pinhâni, grup arkadaşları Selim Aydın’ın evinde toplanmış, arkadaşlarını oraya davet etmiş, farklı bir repertuar yapmış ve bu repertuarı kaydetmiş. Konuklu, eğlenceli, zaman zaman hüzünlü ama hep dingin ilerleyen bir konser bu. Konser dediğimize bakmayın, topluluk internet sitelerinde “Selim’in evinde verdiğimiz konserlerden derleme” diyor ama böyle bile olsa bu “konser”, başlıyor ve bitiyor. Tamamı mı bilmiyoruz ama 11 şarkılık kısmına bizi dâhil etmiş Pinhâni, çok da iyi etmiş. Bu arada, Çekirdek bağlantımızın ne kadar doğru olduğunu da sitedeki metnin son cümlesinden anlıyoruz: “Sadece akustik enstrümanların kullanıldığı bu konser kaydı, 1980’li yıllarda yapılan Çekirdek Sanatevi dinletilerinden ilham alınarak yapıldı.”

Albümün açılışında, “Rengârenk”te Sertab Erener’in sesinden dinlediğimiz “Bir Varmışım Bir Yokmuşum” var. Meraklısı dışında kimsenin bilmediği bir Pinhâni şarkısı bu. Tıpkı aynı albümde dinlediğimiz Calogero “aranjman”ı “Bir Damla Gözlerimde” gibi… “Canlı Yayın”, Pinhâni konserlerinden aşina olduğumuz şarkılardan müteşekkil: “Hele Bi Gel”, “Beni Al” gibi Pinhâni klasiklerinin yanısıra “cover”lar da var albümde. Bunlar arasında yer alan “Gönül Dağı” ve “Şairin Elinde”yi yadırgasak da “Uçtu Uçtu” karşısında saygı duruşuna geçtiğimizi söylemek durumundayız. Pinhâni elemanı, grubun “abi”si Akın Eldes’in Bulutsuzluk Özlemi’nde çaldığı zamanlardan kalan bu şarkı, özünden uzaklaşmamış belki ama topluluğun yorumuyla yepyeni bir hale bürünmüş.

Konuklu bir konser demiştik, onlardan da söz edelim: Kolektifİstanbul’un sesi, sazı Richard Laniepce, konserin (ve albümün) sonunda, artık kendisiyle özdeşleştirdiğimiz Mersinli İsmail şarkısı “Bir Elmanın Yarısı”nı söylüyor. Karadeniz’in hırçın sesi Ayşenur Kolivar ise, kendisine çok yakışan bir Pinhâni şarkısına ses vermiş: “Sevduğum Yanımda Uyusun”.
“Canlı Yayın”, Pinhâni’in yeni albümü. Bizce, “Çekirdek kasetleri” dizisinin son halkası. Şunu düşünmeden edemiyoruz: Pinhâni, Çekirdek zamanı müzik yapıyor olsaydı, çoktan klasikleşmiş bir kasete imza atmış olacaktı. Zamanı ve mekânı unutun, albümü takın ve sanki o dönemden bir kayıtmış gibi dinlemeye başlayın. Hiçbir şeyin değişmediğini, hâlâ o yıllardaki gibi temiz ve rafine bir müziğin icra ediliyor olduğunu göreceksiniz. Kendilerine verdiğimiz ustalık belgesinde de yüzümüzü kara çıkarmadıkları için Pinhâni’ye ne kadar teşekkür etsek az.