Bir sağ parti olarak AKP ve kentsel dönüşüm

|

Bir sağ parti olarak AKP ve kentsel dönüşüm A Bir sağ parti olarak AKP ve kentsel dönüşüm

Muhafazakârlık tartışmalarıyla çok zaman kaybettik. Bu tartışmalar bir yandan dünyada ve ülkemizde özellikle 1990’lar sonrasında yükseliş yaşayan bir ideolojik/siyasi pozisyonun daha iyi anlaşılmasına yardımcı olurken bir yandan da Türkiye’de kendini muhafazakâr demokrat olarak sunan AKP iktidarının ve uygulamalarının meşrulaşmasına hizmet etti. AKP on yıldan fazla zamandır iktidarda ve Türkiye’de kendini hala “mağdur” olarak gösterme çabasında. Bugüne kadarki başarısını birkaç düzeyde sürdürdüğü tarzı siyasetle sağladı. AKP iktidarı ülkemizin liberal ve demokrat kesimlerinin desteğini arkasına alma başarısı gösterdi. Bunu yoksul halka geleneksel muhafazakârlığın yerel ve dayanışmacı yüzünü göstererek, yoksullara oy karşılığı kömür, para, erzak yardımı yaparak sağladı. Ekonomik başarıdan, daha doğrusu ülkeye giren sıcak paradan nemalandırdığı bir kesimi farklı gelir gruplarına hitap eden TOKİ bloklarından ev bark ve iş sahibi yaparak, ideolojik pozisyonunu güçlendirecek toplumsallaşma araçlarını yaratarak iktidarını sürdürdü. Bir örnek vermek gerekirse, mitinglere, yıllardır belediyeler üzerinden Gelibolu yarımadasına, şehitlik ziyaretlerine, cami ve kutsal yerlere düzenlenen gezilere getirip götürürken elde ettikleri örgütleme ve taşıma kapasitesi sayesinde insan topladılar.

Tayyip Erdoğan’ın çoğu kez dikkatle hazırlandığı anlaşılan konuşma metinlerine bakacak olursak retorik olarak yeni-muhafazakâr ideolojinin düşünsel öğelerini kullandığı görülür. Diğer yandan siyasette ülkemize özgü yaratıcı biçimleri uzun zaman boyunca sürekli olarak kullandılar. Liberal kesimleri de etkileyen Türk siyasal yaşamının otoriter, baskıcı yönlerinin eleştirisi, devleti küçültme, sivil-asker bürokrasiye karşı mücadele etme, dışarıya açılma, küreselleşmeci, girişimci ve yenilikçi yönlerinin öne çıkartılması kurulan ideolojik ittifakın harcını oluşturdu. Aslında bütün bunlar AKP iktidarının döneme özgü özelliklerini, özgül yönlerini ve kendi uygulamalarını görünmez kılmış, meşrulaştırmıştır. Oysa ki çıplak gözle bakıldığında görülebilecek şeyler vardı gözümüzden kaçan, arkaya itilen. AKP iktidarının bütün bunları yaparken demokrat, özgürlükçü olması olanaksızdır. Ekonomik liberallik, piyasacılık milliyetçi ve dinci öğelerle birlikte gider. Tartışmalar içinde görünmez olan muhafazakârlığın aynı zamanda tutuculuk, gericilik, sağcılık olduğu, AKP’nin Osmanlı-Türk siyasal yaşamında bir yüzyılı aşkın süredir devam eden sağ siyasal hattın bir devamı olduğudur. O yüzden şimdi Erdoğan’ın mitinglerinde peşinden sürüklenen topluluklar başka bir şey kalmadığı için “ya Allah bismillah allahüekber” sloganı atmaktadır. O yüzden şimdi, karşıtı çıktığı zaman, kitleler karşısına dikildiği ve boyun eğmediği zaman söylemi sertleşmekte, diktatörleşmekte, sıkılan gaz kendi gözlerini yaşartmaktadır. Ama Haziran direnişinde herkes görmüştür ki bu dünya ne sana, ne bana, ne Süleyman’a kalır…
AKP iktidarı nasıl bir iktidardı, onları orada tutan destek sağlayan neydi, bunda kentsel dönüşüm projelerinin, inşaat sektörünün rolü neydi? Bu soruyu sorarken yalnızca işin ekonomik yönüne değinmemiz yeterli olmaz, ayrıca bunlar üzerinden yaratılan büyük umutları, ucu yıldızlara uzanan hayalleri ve meşrulaştırma zeminlerini hatırlamakta yarar var.

Muhafazakârlık, yeni-sağ ve neo-liberal politikaları bünyesinde birleştiren AKP iktidarının ekonomi politikası üretime, üretim artışına, imalat sanayinin büyümesine dayanmamış, özelleştirmelerle elde edilen gelirlerin görece azaldığı bir süreçte dışarıdan ekonomiye sokulan menşei belirsiz sermaye akışına, sonra da inşaat ve hizmet sektörlerinin büyümesine yaslanmıştır. İnşaat sektörü AKP iktidarının motor sektörlerinden biri olmuştur. Bu sektör sadece üretilen binalar, konutlar olarak değil, beraberinde taşıdığı, yaydığı ideoloji ile birlikte düşünülmelidir. Yeni bir yaşam, yeni umutlar, korunaklı, prestijli yaşam alanları, rezidanslar, teras bahçeler, yüzme havuzları, ata binen çocuklar, golf sahaları eşliğinde pazarlanan bu yeni yaşam biçimi bir yandan modern, diğer yandan da muhafazakâr (bunu gerici olarak da okuyabiliriz), kadın-erkek ayrı, haremlik selamlık mekânlar, havuzlar, tatil köyleri, yeni tüketim alanları, formları yaratarak insanları hem yaşam biçimiyle hem de ekonomisiyle kuşatan sihirli bir mucizeye yaslanmıştır. Buradan yaratılan büyük bir rant olduğu ortadadır. Evini, mahallesini kaybedenler deprem riskiyle korkutulmuş, kiracılar görmezden gelinmiş, büyük umutlar eşliğinde kentsel ayrışma derinleşmiştir. Sanayisizleşme ve sanayinin kent dışına sürülmesi, örgütsüzlük ve sendikasızlığın yaygın biçim haline gelmesiyle birlikte emekçiler de merkezden dışarıya sürülmektedir. O yüzden Taksim Meydanı için verilen kavga önemlidir. Böyle önemli bir merkezi alanda günlerdir sürdürülen mücadelenin bir anlamı da budur. Emekçiler “biz de buradayız” demekte, bu da AKP iktidarını fena halde korkutmaktadır. Dolayısıyla burada verilen mücadele bir kentte var olma, kent hakkı için mücadeleyi ifade etmektedir. Kentin uzaklarına, dışarısına itilmiş olanlar toplanıp ana arterlerde, ara sokaklarda yürüdüklerinde, milyonlarca da olsalar sesleri duyulmamakta, varlıkları görülmemektedir. Meydanda olmak, merkezde olmak o yüzden de önemlidir. Tayyip Erdoğan gibi konuşacak olsak, dünyanın bütün büyük kentlerinde emekçiler meydanlardan, kent merkezlerinden dışarı çıkartılmış durumdadır.

Aslında meydanların bir onuru, bir kimliği, bir tarihi vardır. Kızıl meydan’da Lenin’in mozolesinin karşısında Gum alışveriş merkezinin bulunması, buradaki lüks mağazalar bize başka bir söz söylemektedir. Bunlar halkı değil, zenginleri, turistleri ilgilendirir. Büyük kent merkezlerinde örneğin Kopenhag’da yoksullar ve göçmenler kent merkezinde görünmezler. Halk, yoksullar, göçmenler alt katlarda, görünmez mutfaklarda, merdiven altı atölyelerde çalışmaktadır, üstü, giysisi temizse gelip buraları gezebilir, ama bir şey alamaz, alt katında çalıştığı avm’nin içinde yemek yiyemez, reklam edilen bu parıltılı yaşam tarzı imkânı sadece kitleleri düzene yapıştırmaya yarar.
Şimdi o yüzden görüşmek için seçtikleri isimler arasında kentsel dönüşüm projelerinin reklam afişlerinde yer alan yüzleri görüyoruz; batmış Ukra inşaat’ın Fikirtepe’de astığı dev reklam panolarından, Fikirtepe’de inşa edilecek bloklarda yeni komşumuz olacağı söylentilerinden hatırlıyoruz Necati Şaşmaz’ı…

O yüzden meydan ve park sadece meydan ve park değildir, temsil ettikleri çok önemli simgesel değerler vardır. İşte o yüzden meydanda savunulan sadece kentin son yeşil alanı, son ağaçları, son gezinti alanı değildir; yoksul, işsiz, işçi, öğrenci, gelecek görmeyen üniversiteli, yaşamına bu düzen içinde bir anlam katamayan binlerce insan vardır. Taksim alanı, Gezi Parkı o yüzden tüm bu insanlar için, bizim için önem taşımaktadır. Eşitlik ve özgürlüğün umudu evde, işte ve alışveriş merkezinde değil, şimdi oradadır.
Haziran Direnişine Selam

E. Zeynep Güler
Doç. Dr. , İstanbul Üniversitesi SBF