Taksim’de bu hafta: Devletin barışla imtihanı!

|

 Taksim’de bu hafta: Devletin barışla imtihanı! A  Taksim’de bu hafta: Devletin barışla imtihanı!

Salı sabahı Gezi Park’ında başlayan ve akşam giderek artan şiddet olaylarını televizyonların naklen yayınlarından izlerken aklıma John Lennon’ın yıllar önce başka bir olay ve başka bir bağlamda söyledikleri geldi. Tercümenin velabini üzerime alarak Lennon sözünü şöyle çevirebilirim: “İş şiddet kullanmaya gelince [bu demektir ki] sen de sistemin oyununu oynuyorsun. Seni kavgaya sokmak için  [sistem] seni sinirlendirir [tahrik eder]; sakalını çeker, yüzüne fiske vurur. Çünkü seni bir kez şiddete ittiklerinde seninle nasıl başa çıkacaklarını iyi bilirler. Bilmedikleri tek şey mizah ve şiddet içermeyenle nasıl başa çıkacaklarıdır.”

Gün boyunca aklımda bu sözün tekrar tekrar yankılanmasının en temel nedeni Salı günü Türkiye olarak yaşadıklarımızdı. Salı sabahı televizyonlarını açanlar ilk önce Gezi protestolarını tam dört gün boyunca göz ardı eden tüm televizyon kanallarının Taksim’den aynı anda yaptığı naklen yayın şoku ile sarsıldı. Aslında ilk soru işareti de burada başladı. Tüm ulusal medya aynı anda naklen yayın yapıyorsa ve hepsinin naklen yayın araçları sözleşmiş gibi sabahın bir köründe Taksim meydanında farklı açılara yerleştirilmiş birden çok kamera ile bir olayı takip ediyorsa üstelik tüm yorumlar da aynıysa, bu hükümetin ve devletin mutlaka ama mutlaka görmenizi istediği bir şey vardır anlamına geliyordur. Yoksa Türkiye’de egemen medya kuruluşlarının bir gece içinde etik değerleri benimseyerek ahlâklı yayıncılık ilkesini şiar edinmesi kimsenin gerçekleşmesini beklediği bir ihtimal değildir. Tüm söylemlere ve hedef göstermelere rağmen günün ilerleyen saatlerinde “devlet tiyatroları” oyuncularının tiyatroların kapatılması ve işlerini kaybetmeleri konusundaki haklı tedirginlik ve isyanlarının gerçek olduğuna tanık olduk. Amatör ama hevesli kadrolarla oynan “devlet tiyatrosu” aslında kafamızda yıllarca var olan bir sorunun da cevabı gibiydi. Neden bu halk tiyatroya gitmiyor? Cevabı Salı sabahı öğrendik: Çünkü televizyonda var!

John Lennon bir kez daha haklıydı. 14 gündür barış içinde gerçekleşen protestolara, yoga derslerine, dua okuyup, namaz kılmalara, kütüphane kurma ve kitap okuma seanslarına, demokratik konuşmalara, şarkılara, konserlere ve sakince komünal bir yaşamın paylaşılmasına nasıl müdahale edebileceğini bilemeyen ve barışı yönetme konusunda tecrübesiz olan yetkililer iyi bildiği bir sahada top koşturmak için kolları sıvadı. Çünkü devlet dediğimiz otorite yaratıcı bir gençliğin mizah anlayışı ve barışçıl bir kitle ile nasıl başa çıkılabileceğini bilmiyordu ve yılların kendisine sunduğu fırsatlara rağmen öğrenmemişti. Ve Taksim’de olaylar başladı.

Tüm baskıya rağmen hem kendini korumaya hem de barışçıl kalmaya çalışan gençler kısmen ulusal televizyonların çoğunlukla da sosyal medya ve CNN International gibi uluslararası medya’nın tanıklığı eşliğinde Taksim’den yoğun bir şiddete maruz kalarak çıkartıldı. Bu arada feysbuk gibi sosyal medya ağlarında dolaşmaya başlayan haberler ulusal ve uluslararası medyanın olaylara farklı yaklaşımını çok açık bir şekilde ortaya koydu. Türkiye’de yayın yapan ve büyük sermaye gruplarına ait olan medya kurumları olayları, “göstericiler polise molotof ve taş atıyor” başlığı ile duyururken CNN International polisin yoğun olarak biber gazı kullandığını ve göstericilere karşı şiddet uyguladığını ifade eden başlıklar kullandı. Wall Street İşgali (Occupy Wall Street) gibi barışçı bir eylemi haftalarca göz ardı eden ve bilinçli olarak kamuoyunun gündeminden uzak tutmak için elinden geleni ardına koymayan Amerikan medyası kendi ülkesinde kaybettiği tarafsızlık ve bağımsızlık sınavının telafisini Türkiye’de başbakan danışmanından Gezi’deki eylemcilere kadar her kesimin bakış açısını ekranlara taşıyarak telafi etmeye çalıştı. Bu arada tüm olayları ve Taksim’de yaşanan hoyratça şiddeti açık ve “tarafsız” bir şekilde dünya kamuoyuna aktarmanın gönül rahatlığı ile CNN Türk başta olmak üzere Türkiye’de medyanın kavrayışlı bir eleştirisini yaptı. Türkiye’deki izleyicilerin dahi olayları yerel kanallar yerine CNN International’dan takip ettiklerini bir kaç kez gururla yinelerken Türkiye’de basının oto-sansür uyguladığını da hem doğrudan hem dolaylı yollardan vurguladı. CNN’in yanısıra the Guardian, BBC gibi basın ve medya kuruluşları da medyanın ve hükümetin eleştirisini yaparak bunlara geniş yer verdiler. Ancak Ankara’da, Hatay’da, Adana’da ve Türkiye’nin pek çok yerinde yaşanan şiddet ve gerilim olayları hiç bir basın organı tarafından ekranlara, gazetelere veya internet ortamına yansıtılmadı. Kısacası devletin barışla imtihanı ve bu sınavı tam da beklendiği gibi şiddet kullanmadan çözme yetisine ve yetkinliğine sahip olmadığı gerçeği sadece Taksim Meydan’ından yansıyan görüntüler eşliğinde ifşa edildi. Oysa başta Ankara ve Adana olmak üzere ne küresel ne de yerel medyanın bakmadığı ve görmediği yerler devletin bir tarihi fırsatı daha kaçırdığının en yalın şekilde ifşa edildiği alanlardı. Devlet barışla olan sınavında bir kez daha sınıfta kaldı.

YEŞİM KAPTAN