Her yer alternatif medya her yer direniş

|

 Her yer alternatif medya her yer direniş A  Her yer alternatif medya her yer direniş

İktidarın antidemokratik uygulamalarının keskinleştiği ve hepten su yüzüne çıktığı günlerden geçiyoruz. Gezi Parkı direnişi bizzat bu baskı ortamının sonucunda ortaya çıktığı gibi direnişin kendisi aynı zamanda iktidarın keyfi uygulamalarının boyutlarını da keskinleştirerek daha net bir şekilde görünür kıldı. Bu okumayı yapabilmemizi mümkün kılan alanlardan biri, ülkedeki ifade özgürlüğünün boyutlarını, üzerindeki sansür ve baskıyla görmemizi sağlayan medya.

Başbakan istediği kadar aksini söylesin, Gezi Parkı direnişi nedeninin sadece “3-5 ağaç” olmadığı (ki orada bahsedilen yaklaşık 600 ağaçtır), yıllardır insan ve doğal çevre üzerinde uygulanan bir baskı rejiminin biriktirdiği isyanın patlaması olduğu ve bu isyanın bizzat Başbakana yöneldiğini tüm dünyaya yapılan yayınlar sonucunda Norveçli balıkçılar bile idrak etti. Tam da bu sebeple Başbakan ve çevresi isyan ve direnişi en bildik, en eski, “marjinal sol kesimlerin provokasyonu” gibi söylemlerle itibarsızlaştırarak kendi milliyetçi, muhafazakar liberal kitlesini korumaya çalışıyor. Camide toplu seks ve içki yalanları hep bu çabanın ürünü. Ve yine tam da bu sebeple bu yalanların kitleye yayılması için medyaya ihtiyacı var. Zaten yıllardır kendi yandaş medyasını oluşturmasının nedeni de bu.

Bizzat iktidarın propaganda aracı olmak üzere varlığını devam ettiren medyanın, enerji, inşaat, bankacılık, turizm gibi çeşitli alanlarda yatırımları bulunan ve bizzat bu dev sermaye birikimlerinin bekası nedeniyle iktidarla yakın ilişki içinde bulunan/bulunması gereken holding medyasının, isyan ve direniş eylemlerini iktidarın dilinden okuması kadar doğal ne olabilir ki? Halkın yanında durup bindikleri ağacı mı keseceklerdi? Ancak halkın da, ana akım medyanın direniş eylemlerindeki yalan haberlerini, söylemlerini eleştirdiklerine ve hatta sadece eleştirmekle kalmayıp gazete, televizyon binalarının önlerine giderek isyan ettiğine şahit olduk. Tabii ki, her koşulda sermayenin, özel mülkiyetin haklarını kutsayan bir kesim için hoş görülmesi gereken bir durumdan bahsediyoruz. Ancak bu kesimin, yalan haberciliğin günün sonunda topluma, toplumun geleceğine kestiği faturanın ne kadar ağır olduğunu fark etmedikleri açık.

Günlerce Gezi Parkı direnişini bilerek görmeyip penguen belgeseli, yemek tarifleri gösteren ana akım medyanın televizyon kanallarının, direnişi göstermeye başladıktan sonraki görüntü ve söylemleri ise nesilleri yok olmaya yüz tutmuş penguenlerin görüntülerine rahmet okutacak nitelikteydi. Yaşanan gerçekle hiçbir alakası olmayan yalan haberleri, haddini aşan yorumları, soru ve konukları ile günlerdir her yerde direnen insanları çileden çıkardı. Özellikle tematik haber kanalları direniş eylemlerini bir grup “marjinal” “sol örgüt”ün vandalizmi olarak göstermek için elinden geleni yaparken CNN Int. dahil olmak üzere pek çok kanal polis terörünü canlı olarak ekranlarına taşıdı. Örneğin, CNN Int. olayları “Polis eylemcilere biber gazı atıyor” şeklinde verirken aynı anlarda HaberTürk TV eylem görüntülerini “Marjinal gruplar polise molotof ve taşlarla saldırıyor” yorumuyla vermeyi tercih etti.  HaberTürk’ün söylem kardeşi NTV’de ise, Oğuz Haksever, konuğu akademisyen Fatmagül Berktay’ın Gezi Parkı’na da müdahale ediliyor sözlerine köpürüp, parka asla müdahale olmadığını, azarlar tonda kabul ettirmeye çalışırken, canhıraş bir cephe savunması veriyordu. Ancak Haksever yaramaz çocuklar gibi, “etmiyor etmiyor” diye tekrarlarken NTV reji farkında olmadan müdahale edildiği her halinden belli yıkılmış, parçalanmış çadırlarıyla Park’ın içini gösteriyordu. Zaten müdahalenin boyutu ertesi gün parkın içinden çıkan onlarca biber gazı kapsülü ile ortaya çıktı.

Ama yandaş medyanın iktidar yanlısı yayınları sadece manipülasyon için etkilidir. Propagandanın etkinliği muhalif seslerin de tez susturulmasını gerektirir. Neyse ki bunun için de en az iktidar kadar antidemokratik yapılanması ve uygulamalarıyla RTÜK var. RTÜK geçtiğimiz hafta halkı şiddete özendirdiği ve yayın ilkelerini ihlal ettiği gerekçesiyle Halk TV, Em TV, Ulusal TV ve Cem TV’ye para cezası kesti. Hayat TV’ye ise kapatma kararı verdi. Hepsinin muhalif kanallar olduğunu söylemeye gerek bile yok. Dizileri, filmleri ve bilumum kurmaca programlarıyla sadece bir günde binlerce şiddet görüntüsünü barındıran, dayak, cinayet gibi her gün onlarca görünür görünmez şiddet görüntüleriyle dolu olan, insan öldürmeyi ve silah görüntüsünü kanıksatan diğer kanallara yıllardır uyarı dahi vermeyen RTÜK, Gezi Parkı eylemlerini halkın gözünden sorgulayan kanalların yayınlarını ne ilginçtir ki şiddet içerikli buldu.

Peki ama RTÜK Anayasaya göre özerk ve tarafsız olması gereken bir kurum değil mi? Bu cezaları kesen toplam 9 üyeli RTÜK Üst Kurulu’nun 5 üyesi AKP’nin temsilcisi ise tarafsızlığın sadece kağıt üzerinde kalacağı aşikar. Zaten verilen cezalara diğer partilerin üç temsilcisi itirazları için sadece şerh düşebilmişler. Bu durumda tersten bir okumayla iktidara yandaş medyanın RTÜK ile herhangi bir zamanda herhangi bir ciddi sorun yaşamayacağını söylemek de mümkün. Bu kanallar bir anlamda, her fırsatta çevresinde ona hizmet eden hiç kimseyi yedirtmeyeceğini açıklayan Başbakanın koruması altındalar. Zaten geçtiğimiz hafta da yandaş kanallara direniş eylemlerini görmediler diye reklam verilmezse bu duruma müdahale edeceğini açıklamıştı. Yani bu kanallara iktidar yanlısı her türlü atış serbest. Yayınlarında, polisin orantısız şiddetini eleştirenlere ‘Parka müdahale yapılmadı işte yapılmadı’ diye tabiri caizse tepinmek ise muhtemelen ödüle tâbi.

Ezcümle, sansürün demokratik rejimlerde hukuk kisvesi altında da bin bir yolu vardır. İktidarla yakın ilişkiler içinde olmayan, sessizlerin sesi, tekel dışı, mülksüz muhalif medyaya yönelik susturma politikaları ifade özgürlüğüne vurulan ağır bir darbedir. İktidarın RTÜK aracılığıyla muhalif kanalların yayınlarını durdurmaya, cezalar ile susturmaya, baskı altında tutmaya yönelik bu girişimleri dolaylı bir sansür girişimidir ve hiç bir demokratik rejimde kabul edilemez. Ama ‘ileri demokrasi’de her şey farklı işliyor belli ki.

DENİZ GÜN