Marjinallik saçmalığı…

|

 Marjinallik saçmalığı… A  Marjinallik saçmalığı…

Gezi Parkı protestosu ile başlayan ve önemlice bir yurttaş kesiminin yoğun katılımıyla süren eylemlerin ikinci haftası da sona erdi. Günlerce süren gösterilere, yalnızca üniversite ve lise gençliği değil, muhtelif şikâyetleri, kızgınlıkları olan her kesimden yüz binlerce yurttaş bayrağıyla, tencere tavasıyla katıldı. Yurttaş, hemen hiçbir taşkınlık yapmadan, silah kullanmadan günlerce polis şiddetine maruz kaldı. Kırıp dökülen kamu mallarının ya da son günlerde “yüzü maskeli” birkaç kişinin attığı molotof kokteylinin bu çapta bir eylem için çok da büyük bir sorun olduğu söylenemez. Hınç dolu polis şiddeti ve solunan binlerce ton gazın yanında kırılıp dökülenler, devede kulak kalır. Topçu Kışlası için harcanacak “kamu serveti”nin küçük bir kısmıyla, tümünü onarmak herhalde mümkün olur. Tabii ölen yurttaşlar, gözünü kaybeden, rahatsızlanan binlerce insanın durumu ile karşılaştırıldığında, devenin kulağı daha da küçülür ki, artık bu ortamda “kamu malına zarar”dan söz etmek ahlaki bir zafiyete de işaret eder.

Olup bitenlerin ardından hükümet kanadından ve Başyüce’den (Necip Fazıl’a duyduğu sevgi ve muhabbet, bu şekilde adlandırılmasına da izin verir sanırım) gelen açıklamaların sürpriz bir tarafı yok. Başyüce daha önce nasılsa yine öyle. Zinanın suç olması konusundaki ısrarının üzerinden sekiz dokuz yıl geçti ve performansından hiçbir şey kaybetmedi. Doğrusu, bugüne dek tutkuyla destekleyenlerin bir kısmı, ondan daha zor durumda kaldılar. Her zaman “büyük fotoğrafı” görmeyi başaran bu aklı evveller, İslamcı ve otoriter bir siyasetçiden, kırpa kırpa “özgürlükçü” yaratmaya çalışıyor; arada bir de, “sinirli hallerine” serzenişte bulunuyorlardı, ama olmadı işte. Bir kısmı diyorum; çünkü yüzündeki köselenin kalınlığına bağlı olarak, hala savunmaya çalışanlar da yok değil. Ancak bu kez nereden tutturacaklarını bilemiyorlar. Ergenekon, CHP vs. tutmadı. Faiz lobisi ve 27 Mayıs provası iddiaları da hafif kalınca, Başyüce, “camide bira içtiler”e dek indirdi çıtayı. İmam reddedince, tatile çıkardılar. Baktılar bunlar da tutmuyor, “marjinal gruplar” sohbeti başladı ve özellikle bu andan itibaren devletin yönetim kademesi açıkça bir “suç makinesine” dönüştü. Şu anda, hukuk dünyasına yabancı, tuhaf bir terminoloji ile potansiyel suçlu yaratma telaşındalar.

Kimdir bu marjinaller? Devletin yeni sahipleri, 12 Eylül ve Kenan Evren diline sarılmakta bir an olsun duraksamadı (o zamanın modası: “sapık ideolojiler”) Vali, Salı akşamı yaptığı açıklamada, aklı başında herkese “pes” dedirtecek ifadeler kullandı. Çok vahim ve aynı zamanda matrak bir durum bu. Vali, “bildikleri/bilinen” STK’lerden söz etti, örneğin. Yani biraz karikatürize edersek mealen şunu söylemek istedi: “Bunlar yasal örgütler ama biz onları biliyoruz. Biz biliyorsak ve bizden değillerse marjinaldirler.” Gerçi hukuk sistemimizde “marjinal” olarak tanımlanan bir insan ve “marjinallik” suçu henüz yok. Olsun, kim tutar Vali ve Başyüceyi. Olmayan bir yurttaş kesimine, var olmayan suçlamalar yöneltildi, İngiltere’yi kıskandıracak ölçüde ileri demokrasimizde ve “normal” yurttaşların alandan uzaklaşması istendi. Yani bir de “normal” yurttaş tanımı yapıldı. Bunu yaparak, bir başına, adı konulmamış bir “OHAL” ilan etmiş oldu Vali.

Bu arada Başyüce, Avrupa’dan gelen tepkileri amiyane tabirle “takmayacağını” açıkladı. Türkiye’nin yaklaşık 150 yıllık hedefi olan, Başyüce’nin ceddinin de son derece ciddiye aldığı bir uygarlıktan gelen tepkinin böylesine bir karşı-tepkiyle karşılaşmış olması, salondaki milliyetçi şakşakçılar tarafından hararetle ve ayakta alkışlandı. Ulusal hedeflerin ne önemi var; tabiri mazur görün, “kodumu oturtan” bir liderimiz var sonuçta. Sonrasında da, huzura kabul edilen ve Başyüce ile pervaneleri dışında hiç kimse tarafından “sanatçı” olarak tanımlanmayacak bir iki kişi de açıklama yaptı akşam vakti. Birinin ne dediğini kimse anlamadı. Diğeri, insanların günlerdir olağanüstü bir deneyim yaşadığı, zulüm gördüğü Gezi Parkı için “sidik kokuyor” diyerek Başyüce’ye bir “sakız” daha armağan etti. Sonuçta tencere ile kapaklar, çok aramadan birbirlerini, buluşmuş oldu. Bu satırların yazıldığı dakikalarda, herkes “referandum”dan söz ediyor. İleri demokrasimiz orjinalliklere doymuyor! Türkçesi, “halkoylaması” ancak Türkler genellikle Türkçesini tercih etmiyor. Hukuk sistemimizde tek bir halkoylaması var, o da Anayasa’nın 175.maddesinde düzenleniyor ve anayasa değişikliğine ilişkin. Bir kanun değişikliği olmazsa yapılacak olan şey olsa olsa bir “yoklama” olur. Hele bir de tüm İstanbul’da yapılır ve Sultanbeyli seçmeni Taksim için oy kullanırsa, tadından yenmez. Bu arada, hazır çevre vs. konularında halkoylaması yöntemi başlıyorsa, örneğin tüm HES ve nükleer santraller de yöre insanına sorulmalı ve hükümete bu konuda baskı yapılmalı. Sandıktan çekinecek değiller ya! Önümüzdeki aylarda cümlemizi daha “tuhaf” günlerin beklediği açık.

Sayılacak, söyleyecek çok şey var. 9 Haziran tarihli Radikal 2’de, marjinal olanın kim olduğunu anlatmaya çalışmıştım. Son bir haftada siyasetçimiz, Başyüce, pervaneleri, Vali, Emniyet ve iman etmiş basın, giderek marjinalleşti. Sözleriyle, eylemleriyle, olmayan bir insan tipi yaratıp ona olmayan suçlar isnat ederek, orantısız şiddeti, polis acımasızlığını “benim polisim” ifadeleriyle sahiplenerek, var olmayan bir “referandumdan” söz ederek, eleştiren kim varsa açıktan ya da üstü kapalı hedef yaparak. Eğer yasa dışı bir örgüt, örgütler ve onların şiddet uygulayan mensupları varsa, ortaya çıkarılır ve bir hukuk devleti hangi önlemleri alabiliyorsa alır. Anayasası’nda “insan haklarına saygılı, demokratik, hukuk devleti” olduğu iddia edilen bir devlet, “İngiltere’de de olaylar var ve polis önlem alıyor” diyerek hukuk dışılıklarını meşrulaştıramaz. O topluluk içinde hiç kuşkusuz şiddete eğilimli olan ve uygulayanlar vardır; her zaman ve her yerde olduğu gibi. Ancak bu, ne bu eylemlerin özünü, amacını ve barışçıl niteliğini görmezden gelmek ne de olmadık hukuk dışılıklara ve orantısız devlet şiddetine başvurmak için bir gerekçedir. Başyüce ve çevresindeler, telaşla, olan biteni anlamazdan gelerek, Taksim’i ve diğer meydanları “temizlemek” istiyor. 1 Mayıs olayları ardından, Taksim’de gösteri yapılmayacağını söylemişti Başyüce. Şimdi, bunun o kadar da kolay olmadığının farkında. İki yüz yıldır Batılılaşmaya çalışan, azımsanamaz bir hukuk, anayasacılık ve eylemlilik geleneği olan topraklarımızda, üzerinden hangi askeri darbe geçmiş olursa olsun, yurttaşın, bir kişinin iki dudağına uzun süre bakmayacağının farkında artık. Telaşı bundandır!

Murat Sevİnç
Ankara Üni. SBF