Sık bakalım, yalanları sık bakalım…

|

 Sık bakalım, yalanları sık bakalım… A  Sık bakalım, yalanları sık bakalım…

Başbakan’ın açıklamalarını izlerken insan duyduklarına inanamıyor. 16 gündür (13 Haziran Perşembe) başta Başbakan olmak üzere, yardımcısına, valisine, emniyet müdürüne kadar Gezi Parkı’nda direnen binlerce insana karşı yapılan hakaret, edilen tehdit ve vahşice saldırılara rağmen devrimci inadından, politik kalitesinden bir gıdım ödün vermeyen direnişçiler karşısında devletliler başta siyasi düzey olmak üzere direniş karşısında birçok açıdan apışıp kaldılar.

Bir Başbakan, dünyanın gözü önünde, kocaman bir salona doluşturduğu yüzü yok, takım elbisesi çok erkeklerle güya siyaset yapıyor. Salona toplanan adamlar sıra sıra dizilmişler. Huzurda ayağa kalkıyorlar. O kadar haysiyetliler, saygınlar. Sidikten, büyük abdesten bahsediyor Başbakanları. Onlar da alkışlıyorlar. Hani bok dese, alkışlayacaklar sözü var ya, gerçek oluyor. Biri diyor, diğerleri alkışlıyor. Bir salon dolusu başkanın o canım mis gibi, pırıl pırıl parlayan takım elbiselerine sidik ve büyük abdest bulaşıveriyor.

Böylece yönettiklerini zannedeneler, Gezi Parkı’nda başlayıp, ülkenin dört bir tarafına yayılan toplumsal haysiyet isyanında isyancıları karalayıp, korkutayım derken, dünyanın gözü önünde küçüldükçe küçüldüler. Düşen sırf borsaları olmadı, haysiyetleri, insanların onlara duydukları güvenleri oldu.
İki üç ağaçla beraber, gölgeli, esintili, insanca, onurlu bir hayat için birlikte mücadele eden insanlar direndikçe güzelleşip, özgürleşip, başı öne eğilmeden dimdik ayakta durdular. Onları sindirerek, onursuzlaştırarak, değersizleştirip teslim almaya çalışan zalimler eriye eriye, söne söne bittiler. Bu eriyiş, bu bitiş sonunda zalimler, insanların temel hak ve mücadelesi karşısında mevzuyu lağımlara dek indirdi. Orantısız zekâ karşısında, orantısız siyasi seviye düşüşüne topluca tanık olduk.

Karşımızda, direnenleri toplumsal siyasetin kuralları ile karşılamaktan aciz, yaşananları bulunduğu siyasi temsiliyete yaraşır şekilde karşılayan bir siyasi odaktan ziyade, kişisel hırsına yenilmiş, güce ve iktidara tapmış, kontrolü artık mümkün olamayan bir kibir abidesi vardı.
Gün gün öğrenme, anlama yetisini yitirerek direnişi karşılayan siyasiler ve onların kuklası bürokratlar, herkesi hayrete düşürecek kadar yalanlara, numaralara, sahtekârca tutumlara bel bağladılar. Komikleştiler, yeni esprilerin nedenine dönüştüler, itibarlarını kaybettikçe kaybettiler. Geçmiş olsun diyeceğim ya, o kaynak daha nice espri üretecek gibi. Uslanmıyorlar. Kibri çıkartıp atmıyorlar.
Başbakan, bizlere çapulcu dedi, biz de bu selamı aldık başımıza koyduk ve açıkçası çok da sevdik ya, şu kısacık direniş sürecine baktığımızda gördük ki, doğrusu çapullarımızdan başka kaybedecek bir şeyimiz olmadığından direniyorduk. Velhasıl lordlar tarafı direnen çapulcular karşısında zavallılaşıp, ufaldıkça ufalıyorlardı.

Direnişi yalanla kırma çabası
Gezi direnişini polis saldırısı, baskı ve zorla sonlandıramayan Başbakan biricik silahları olan böl, parçala, yönet yöntemine sarıldı: Bir tarafta yavrular, diğer tarafta marjinal aşırı uçlar. Gezideki ana-baba yavrularına seslendi, iyi çocuklara seslendi. Siz çıkınız oradan, bizi o marjinallerle baş başa bırakınız, biz onlara yapacağımızı biliriz diye efelendi. Biz onlara vuralım, siz de izleyiniz dedi. Ama yemedi.
Devletin bu soğuk lügati, nefret edebiyatı Gezi alanındaki direnişin karşısında fıs diye söndü su dolu kovaya atılan biber gazı kapsülleri gibi. Gezi’de Başbakan’ın ortak şiddetine karşı birlikte, yan yana direnen on binlerce kişiyi aptal yerine koyan, onların zekâsı ile dalga geçen Başbakan’a cevap Gezice oldu. Sloganlar, direniş, halay ve herkesi birbirine daha çok yaklaştıran sohbetler.

Başbakan’ın seriye bağladığı tehditleri, gözdağı verme çabaları üzerimize, ama illa ki kafamıza kafamıza atılan biber gazı bombaları kadar tehlikeliydi. Ancak eylem kırıcısı olmaları önerilen anne-babaların başından itibaren direnişte olması, büyük annelerin, dedelerin enerjilerini kaybeden torunlarına dolma, börek, tatlı yollaması, Gezi’ye gelemeyenlerin yiyecek ve her türlü ihtiyacı fazlasıyla karşılayan dayanışmacı tutumu haliyle Başbakan’ın karşısında güçlendirdikçe güçlendirdi “ağzı süt kokan, tüyü yeni bitmiş” yavrucukları.
Direnişçileri samimi çevreciler, marjinaller, yavrular ve ana-babalar, ortalığa edenler diye bölmeye, aşağılamaya, insanları karşı karşıya getirmeye çalışan bir Başbakan ancak şunu söylemiş oldu. Anlamak istemedim gitti. Anlasın diye söylüyoruz. Bir halk ayaklandı özgürlüğü için. Siz bir türlü anlayamayınca olan iktidarınıza oldu, direnenlere değil.
Kürt halkının uyanışını anlatan meşhur marşı Gezi ruhuyla Başbakan için uyarlıyorum: “Türk halkı uyandı, özgürlüğünü alacak/ Gezi direnişi diktatörlüğe, wallah mezar olacak.”
Bitirirken özellikle Ankara ve Gazi Mahallesi’nde zulme direnen herkese selam olsun. Ya da şöyle mi formüle etseydim Ankara’daki kuğucuklara, Gazi’deki marjinallere…  Selam olsun.

GÜLFER AKKAYA